Fırat ve Dicle Arasındaki Fitne

 

Adamın birisi mağarada yaşayan bir yılana süt ikram etmiş. Yılan da adama bir altın getirmiş. Bu hâl devam ede ede adam hayli zengin olmuş. Hacca gitmeye karar vermiş. Oğluna yılana her gün bir kap süt vermesini ve getireceği altınları biriktirmesini tembihlemiş. Çocuk sabırsızlığından, “Her gün bir altın bekleyeceğime yılanı öldürür tüm hazineye konarım” diye düşünmüş ve bir sûikast planlamış.Ancak plan ters tepmiş, çocuk balta ile yılanın ancak kuyruğunu kesebilmiş, bu arada yılan çocuğu sokmuş ve öldürmüş. Hacdan dönen adam bir kap sütle yılana gelmiş yine. Bunun üzerine yılan adama ‘son durum’u hulâsa etmiş: “Bende bu kuyruk acısı, sende bu evlat acısı olduktan sonra ikimiz bundan böyle bir araya gelemeyiz!” demiş.

Şimdi kıssadan hisseye geçelim: Irak’ta eskilerin tabiriyle ‘kabil-i iltiyam olmayan’ yani tamiri imkânsız yaralar açılıyor. Tarihten hiç ders almamış mezhep mutaassıpları işgalcilerin oyununa gelip anlatılamayacak zulümleri ve vicdanları kanatan vahşeti sergiliyorlar. Hikâyedeki ‘yılan’ ve ‘adam’ işin teşbihi; ancak iki tarafta da maalesef, derin acılara vesile olacak hadiseler yaşanıyor.

Efendimizin şu meâldeki hadisi bugünleri de anlatmıyor mu sizce? “Fırat ile Dicle arasında Zevra denen bir şehir olacak. Orada büyük bir savaş olacak. Kadınlar esir edilecek, erkekler ise, koyun kesilir gibi boğazlanacak.” (Kenzul Ummal, Kitab-ul kıyame, kısm-ul efal. c.5 sf. 38 El Muttaki)

Fırat ve Dicle arası tarihte çok feci hadiselere sahne oldu. Ama bu raddeye varan bir zulüm ve fitne ateşi hiç olmamıştı. Tarihin barbar kavimleri hiç olmazsa şenaatlerini uluslar arası hukuk maskesinin arkasına saklamıyorlardı. Tarihin mutaassıp zalimleri ise İslâm’ın izzetini bu kadar heder edecek fitnelere âlet olmamışlardı.

Irak’taki fitnenin en mühim sebebi elbette işgal! Bunu her kesim biliyor zaten. Ama ikinci sebebi, niçin nüfuz çatışması olsun? İktidar boşluğundan istifade ederek, arşivlerdeki kan davaları meydana dökülerek binlerce masumun kanını heder etmek hangi iman ve insafla bağdaşır?

Bir âile, yeni doğan çocuklarına ‘Ayşe’ ismini koyduğu için, bebekleriyle birlikte katlediliyorsa bu yara nasıl kapanacak? Şubat 2006’da Ehl-i Beyt’ten iki imamımızın türbeleri bombalandıktan sonra, bu tertibin bir işgalci planı olduğu açıkça ortaya çıktığı halde, yakılan, yıkılan, gasp edilen, saldırıya uğrayan cami sayısı yüzlerle ifade edilmektedir. Sağlam ve yerel kaynaklara göre, bu saldırılar sırasında 518 kişi şehit edilmiş, 190 kişi kaçırılmıştır. Bunu yapan işgalci değil maalesef! İşgalci güçlerin tuzaklarına düşen mutaassıp kesimler…

24 yıl ABD hükümeti için çalıştıktan sonra 2003 yılında görevinden ayrılan, “Irak’ın Sonu” (Doğan Kitap, Ocak 2007) kitabının yazarı, Irak’taki tüm kesimlerle rahat görüşebilen ve kıyasıya ABD hükümetini eleştiren Peter Galbraith’in şu cümleleri manzaranın dehşetini gösteriyor: “Bağdat’ta ve Sünni-Şii birlikte yaşanılan diğer bölgelerde Birleşik Devletler bir çözüm bulamaz çünkü çözüm yoktur, en azından yakın bir gelecekte çözüm yoktur. Bu bir trajedidir ve bunu kabul etmek hoşumuza gitmese de bununla ilgili olarak yapacak çok az şeyimiz vardır. Ama böyle. Arap Irak’ın herhangi bir yerinde Amerikan varlığını uzatmanın hiçbir anlamı yoktur. / Savaş mimarları Ortadoğuyu değiştireceklerine inanıyorlardı. Ve değiştirdiler de…”

Şimdiki durum maalesef böyle. Irak’ın kuzeyi ve Türkiye’nin Kuzey Irak politikası ise bambaşka bir mayın tarlası. Kanayan ve kanamak üzere olan yaralar bir hakikati kör gözlere bile gösterircesine şu soruları sormaya sebep oluyor: Bu kardeşlerin arasına kim girdi? Kardeşlik bağlarını kim onlara unutturdu? Bunca tamir edilmesi çok güç yaralar açıldıktan sonra hangi fedakarlıklarla bu fitne ateşi söndürülecek? İşgalcinin bugün gittiğini farzedelim; ardından kim devreye girip de arayı bulacak? İslam Konferası Teşkilatı’ndan kurulan diğer birliklere kadar bu fitnenin sönmesi için ne yapıyorlar? Ne yapabilecekler?

Duâ edelim lütfen. Duâ edelim de İslâm âlemi sahipsiz kalmasın. İhtiyacımız olan ittihad ruhlu ve ittifak şuurlu kahramanlar tez imdada yetişsin!

Muhsin Meriç
e-mail: [email protected]

376 total views, 1 views today

Leave a Comment