ed-Dari: Sivillere Yönelik Eylemler Cihad Değildir

ImageIrak’taki politik süreç, mezhebi ayrılıkları ve bölücülüğü oluşturmak isteyen Amerikan projelerini gizlemek için tasarlandı.

 

 

 

 

 

Halil Harb / el-Sefir

el-Sefir gazetesi Irak Müslüman Alimler Heyeti (IMAH) Genel Sekreteri Şeyh Haris ed-Dari ile Irak’ın işgalinin dördüncü yılı münasebetiyle bir röportaj gerçekleştirdi.

 

Sefir Gazetesi (SG) – Irak’ın işgalinden bu yana dört yıl geçti. İşgal sizin için ne anlam ifade ediyor?

(ed-Dari) – Geçen bu dört yıl hem kendi hayatım hem de ülkesi, milleti için halis niyetli olan tüm Iraklıların hayatındaki en berbat senelerdir.

 

(SG) – Sizce savaşın en kötü sonuçları nelerdir?

(ed-Dari) – Eğer işgal devam eder ve işgalciler de en kısa sürede ayrılmazlar ise savaşın en ciddi sonuçları şunlar olabilir; Irak’ın sosyal dokusunun ayrışması, Allah (cc) muhafaza etsin Irak’ın bölünmesi, nüfus dengesinin değiştirilmesi ve halk arasındaki sosyal ayrışmasının derinleşmesi.

Komşu ülkeler ve bölge bazında ise sonucunu ve boyutunu sadece Allah (cc)’ın bilebileceği birçok problem ve olaylar olacaktır.

 

(SG) – İşgal süresince Irak’ta yaşananlar karşısında Irak Müslüman Alimler Heyeti (IMAH)’nin durduğu yer noktasında hata yaptığınıza inanıyor musunuz? Yaşanan olaylara bakıldığında duruşunuz isabetli mi? Bununla ilgili olarak bazı örnekler verir misiniz?

(ed-Dari) – Şimdiye kadar gerek siyasi düzeyde ve gerekse İslami düzeyde duruşumuzda Irak Müslüman Alimler Heyeti (IMAH) olarak herhangi bir hata yaptığımızı düşünmüyorum.

Yaşanan olaylar duruşumuzun isabetli olduğunu gösterdi. Mesela sözde siyasi süreç diye adlandırılan noktada duruşumuzu ele alınız. Bizler ta ilk başından beri bunun başarısız bir süreç olduğunu söyledik.

Bu süreç, bizzat işgalcilerin oluşturduğu durumdan Irak’ı kurtarmak ve Irak’ın bağımsızlığına hizmet etmek noktasında başarısız olan bir süreçti. Dahası, hepimizin samimi bir şekilde ümit ettiğinin aksine emniyetin sağlanması, sosyal yaşam ve gerekenler noktasında bu siyasi süreç bizlere hiçbir şey getirmedi. Çünkü bu politik süreç, mezhebi ayrılıkları ve bölücülüğü oluşturmak isteyen Amerikan projelerini gizlemek için tasarlandı. Bu sebeple bizler yine işgalciler ve etkili güçlerin zoraki dayattığı anayasayı da reddettik. Ki bu anayasa Irak’ın toprak bütünlüğünün bozulmasına, insanların bölünmesine, İslami ve milli kimliğinin yok edilmesine sebebiyet verecek paragraf ve maddelerle şekillendirilmişti. 

Diğer bir örnek verecek olursak – ki bu en önemlisidir- bizler başından beri işgalcilerin ayrılması talebinde bulunduk. Başlangıcından beri kesin geri çekilme takvimi olsa bile işgalcilerin ayrılmasını istiyoruz çünkü tüm problemlerin ana sebebi işgaldir.

Günler geçtikte bizler vahşet, katliamlar ve işgalcilerin tüm şer düşüncelerini gördük. Tüm bunlara mukabil olarak direniş de yayıldı. 

Dün bizim duruşumuza karşı çıkanlar bugün geri çekilme takvimi için soruyorlar.

Federasyon noktasındaki duruşumuz ise şudur: Irak’ın bölünmesi anlamına gelen, bilinen birçok iç ve dış faktörlerin desteklediği federasyona karşıyız.  Buna karşı çıktık; zira federasyon başta İsrail olmak üzere Irak düşmanlarının olmasını arzuladığı bir sistemdir.

Son olarak, işgalin ilk gününden bu güne kadar bizler yekvücut, milli ve mutedil İslami bir bakış açısı benimsedik. Bizleri bölücü ve ayrılıkçı demeçler vermeye, söylevler benimsemeye sürüklemek için kullanılan psikolojik ve güvenlik baskılarına rağmen IMAH bu yaklaşıma sımsıkı sarıldı.

 

(SG) – Irak’ı sarmalayan noktada çıkış yolu sizce nedir?

(ed-Dari) – Irak’a çözümler yerine tüm belaları ve musibetleri getiren ve Irak’ı tahmin edildiği gibi dibi olmayan bir çukura sürükleyen siyasi sürecin ilga edilmesi gerekmektedir.

Bu politik süreç yerine, bağnaz ve bölücü milislere değil Irak ve Irak halkına sadık esaslı, milli bir ordunun desteklediği güçlü bir hükümet getirilmelidir. Bu süreç en kısa sürede işgal güçlerinin gecikmeksizin Irak’tan tamamen çekilmeleri konusunda ciddi bir geri çekilme takvimini beraberinde getirmelidir. Her zaman işaret ettiğimiz ve uyarılarda bulunduğumuz gibi, yaşanan olaylar ve tavır alışlar işgal güçlerinin bu kirli oyunda tüm ipleri elinde tuttuğunu kanıtladı.


(SG) – Genel çerçevede Maliki hükümeti’nin seleflerinden daha iyi olduğunu düşünüyor musunuz? Neden?

(ed-Dari) – Maliki Hükümeti önceki hükümetlerden en kötüsüdür. Hatta kendi arkadaşı İbrahim Caferi hükümetinden bile kötüdür. Maliki hükümeti hedefler, gayeler ve yönetim noktasında Caferi Hükümeti’nin genişletilmişi olarak düşünülmektedir. Bu hükümet bölücü anlamda tek taraflı bakış açısına çok derece açıktır.

 Maliki Hükümeti,  milislerin eylemlerini desteklemekte, cinayetleri işleyen bölücüleri ve çeteleri korumaktadır. 

 

(SG) – Başlangıcından beri işgale karşı duruşunuz belli. Geçen 5 yıl boyunca Amerikalılar Irak’taki siyasetleri gereği sizinle irtibat kurmak istedi mi? Ne zaman ve nasıl?

(ed-Dari) – Amerikalılar bir kez 2005 yılı başlarında ve öncelikli ilk seçimler dışında bizimle direk olarak temas kurmadı. Fransız büyükelçisinden arabulucu olmasını istediler. Çünkü biz kendisini -özellikle Fransız gazetecinin kaçırılmasının ardından- IMAH’ı sık sık ziyaret etmesi nedeniyle tanıyorduk. Fransız büyükelçisi bize sempati duymaktaydı ve Irak’ta işgalcilerin yaptıklarından da rahatsızdı. Görüşme talebini kabul ettik. Amerika maslahatgüzarı – büyükelçi yerine Negroponte adındaki biri- Amerikan ordusundan birçok general ve yetkiliden oluşan bir heyet geldi. Biz ve birçok Irak Müslüman Alimler Heyeti (IMAH) üyesi onlarla Mısır’da, Bağdat’ta görüştük. Ziyaretin amacı seçimler noktasında IMAH’ın desteğini sağlamaktı.

Onlar seçimlerin Irak’a istikrar ve güven getireceğini söyledi. Bizler de onlara Irak’ta istikrar ve güvenlik sağlamanın yolunun Iraklılara güven vermekten geçtiğini, bunun da Irak’ı terk etmeleri durumunda sağlanabileceğini söyledik. Seçimler sizlere Irak’ta kalmanızı söyleyecek olan zayıf bir hükümet ortaya çıkartacaktır dedik. Onlar bizimle aynı fikirde olmadıklarını söyledi. Ben de dedim ki : “Evet bizler de aynı fikirde değiliz.” Böylece toplantı sona erdi. Toplantının ardından -çok şükür- onlardan herhangi biriyle şimdiye kadar görüşmedik.

 

(SG) – Bazı kimseler işgal karşısında direnişin sona ereceği iddialara girdi. Fakat geçen günler bunun böyle olmadığını gösterdi. Görüşünüz nedir?

(ed-Dari) – Evet, birçokları direnişin sona ereceği veya durdurulması noktasında birçok bahse girdi ve plan yaptı. Buna rağmen direniş devam ederek onları hayal kırıklığına uğrattı ve tüm beklentilerini boşa çıkardı. Aslında direniş düşmanlarına ve onların işbirlikçilerine karşı daha etkin olarak daha bir güç kazandı.

Irak Direnişi işgalcilerin Irak’taki plan ve projelerini bozdu, bozmaya devam ediyor. Çünkü direniş bazılarının yanlış bir şekilde zannettiği ve düşündüğü gibi sadece duyguyla veya düşmanın maddi gücünün yanlış hesaplanmasıyla sürdürülmüyor. Bu nedenle direniş Irak topraklarında işgalin var olduğu sürece devam edecektir. Bunun dışında bir düşünceye sahip olanlar yanılacaklardır.

 

(SG) – İşgal eylemlerine karşı bazı tartışmalar var. Herhangi bir grup veya örgüt tarafından sivillere ve işgal güçlerine yönelik direniş arasında nasıl bir ayırım yapıyorsunuz?

(ed-Dari) – Direniş ve diğer güçler arasındaki fark gayet açıktır. Ancak, işgal güçlerine karşı direnişten nefret eden veya bunun hakkında kötü düşünenler müstesna; zira bunlar ya ajandırlar ya da direnişi kıskananlardır. Bizler ve bizim gibi olan diğerleri direnişin meşru olduğunu ve halkların işgalcilere, düşmanlarına karşı bu hakkı kullanma hakkına sahip olduklarını kabul etmekteyiz.

Bizler direnişin; işgalci düşmanlara, bunların açık destekçilerine, onlarla beraber olanlara ve birlikte savaşanlara karşı yapılması gerektiğine inanmaktayız.

Tüm mezhep, ırk ve inançtan barışçı ve sivil Iraklıları hedef alan saldırılar kabul edilemez. Bu saldırılar İslam Hukukunun, yasaların ve milli değerlerin çiğnenmesi anlamına gelmektedir. Bunlar hangi mezhep, grup veya inanca sahip olursa olsunlar tıpkı vatanımızı işgal edenler ve düşmanlar gibidir.

 

(SG) – Direnişin sadece Sünni direniş olduğu, ölüm tugaylarının Şiiler olduğu ve intihar bombacılarının da Sünniler olduğu hakkında çok yaygın söylentiler var. Bunlar ne kadar doğru ve sizce bu tür sınıflandırmaların amacı ne?

(ed-Dari) – Irak’taki direniş İslami ve milli bir direniştir. Direnişe Irak halkından farklı kesimler katılıyorken bunun çoğunluğunu Sünniler oluşturuyor.

Ölüm tugaylarının çoğu Şii partilere ve hükümette yer alan Kürt siyasi partilerine mensup milislerdir. Bunlar Şii ve Kürt kardeşlerimizin çoğunluğunu temsil etmemektedirler. Onlar sadece mensubu oldukları partileri temsil ederler. Kürtlerin ve Şiilerin çoğu onlara karşı olup kendilerini bu milislerin işledikleri suç eylemlerinden ayrı tutarlar.

İntihar bombacılarının büyük çogunluğu Iraklı Sünniler ile bilinen bir direniş grubunun politikalarını temsil eden diğerleridir. Bu ikinci grubun ilk eylemleri başta sadece işgalcilerin operasyonlarına yönelikti. Sonrasında eylemlerinin alanını genişleterek içine işgale karşı çıkan Felluce, Samarra, Necef ve benzeri diğer şehirlere saldıran ve direnişi geri püskürtmek için işgalcilere yardım eden hükümet güçlerini de kattılar. Kaldıki bu tarz eylemler çok basit alternatiflerin uygulanmasıyla birlikte hemen hemen bitti. Buna rağmen medya bazen çoğu aceleyle yapılmış gayri-resmi tutarsız duyurulardan bahsediyor.

Başından beri IMAH, çoğunda olduğu gibi korkunç sonuçlara neden olma tehlikesi taşıması hasebiyle gerekli görmediğinden bombalı intihar eylemi saldırılara karşı çıktı.

 

(SG) – Bir zaman öncesine kadar Sadr grubuyla ilişkileriniz iyiydi. Ancak son aylarda bu kötüye gitmiş gibi görünüyor. Neden?

(ed-Dari) – Evet. Sadr Grubu ve lideri Seyyit Mukteda Sadr ile ilişkilerimiz başlangıçta federasyon, siyasi süreç ve işgali reddeden milli duruşu nedeniyle iyiydi. Ancak o geri çekildi, ordusunu Hükümet Ordusu’na dahil etti ve askeri operasyonlara katıldı.

Mehdi Ordusu adındaki gruba bağlı milisler etnik temizlik operasyonlarına karıştı. Bunlar işgalcilerin, İran istihbarat servisinin ve Bedir Tugaylarının yönlendirdiği bir araç haline dönüştüler. Ki bunlar Mehdi Ordusu’nu yüzbinlerce Iraklının kaybedilmesine yol açan aşağılık etnik temizlik projelerinde yer almaya iterek ve yönlendirerek saflarında gedik açtılar. Buna rağmen Seyyid Mukteda Sadr işlenen bu suç eylemlerini açıkça kınamadı veya lanetlemedi; bunlara çağrıda bulunmadı. Böylece aramızdaki ilişkilerde güvenin kaybedilmesi ve kötüye gidişat sözkonusu oldu.

 

(SG) – İşgalin sonuçlarından biri de Irak’taki mezhep anlaşmazlıklarını artırma teşebbüsleriydi. Bununla nasıl uğraşacaksınız?

 

(ed-Dari) – İşgalin amaçlarından biri – sonuçlarından değil – Irak’taki etnik ve mezhebi ayrılıkları körüklemektir. Bu birçok açıdan gayet açıktı. Örneğin, terk edilen silahlar işgal güçlerince hiçbir sakınca görülmeksizin herhangi birince yağmalanıyordu.

Hükümet meclisi mezhep temelli olarak kuruldu. Hegemonyayı kutsayan taslak anayasa Amerikan projelerini destekleyen Şii ve Kürt siyasetçilerin eline teslim edildi. İşgale karşı çıkan Şii ve Kürtlerin çoğu da dahil diğer kesimlerden insanlar marjinalize edildi. İşgalcilerce gözetlenen seçimlere bilinen müttefiklerinin lehine olmak üzere hile karıştırıldı. Tüm bu açığa çıkan kışkırtmalara rağmen işgal başarılı olmadı. Bu öncelikle Cenab-ı Allah (cc)’ın sonra da tarih boyunca sağlam, kardeşçe ve milli birliktelik sağlayan Iraklıların yardımlarıyla olmuştur.

İşgalciler sivil savaş çıkartmakta başarısız olunca şeytani planları uygulamaya koyuldular. Ali el-Hadi (r.a) ve Hasan el-Askeri (r.a)’nin türbelerini havaya uçurdular. Bu eylem bir komşu ülke istihbarat servisinin nezareti ve Amerikalıların bilgisi dahilinde Irak İçişleri Bakanlığı’na bağlı güvenlik birimlerince yürütüldü. Bu saldırı neticesinde Dr. İbrahim el-Caferi’nin yönlendirdiği Irak hükümeti güvenlik güçlerince planlanan organize suç eylemlerinin zemini kurulmuş oldu. Bu suç eylemleri bazı dini otoritelerin vermiş olduğu fetvalar ile güçlendirilmiş oldu.

 

 

Sözkonusu dini otoriteler, bu vahşi suçu işleyenin kim olduğu daha doğrulanmadan yayımlanan haberlerin hemen ardından Saddamcıları, tekfircileri ve Navasıbları (Şiilerin Sünnileri tanımlamak için kullandığı kötüleyici bir terim) suçladı. Fetvayı verenler ve mensupları Navasıb kelimesiyle kimin kastedildiğini biliyorlar. Bunlar acımasız suç eylemlerini işlemekle suçluyorlar. Oysa bu eylemler, çok iyi tanınan belirli Şii siyasi partilere bağlı Bedir Tugayları, Mehdi Ordusu ve benzeri diğer gruplara mensup milisler ve çeteler tarafından işlenmektedir.  Tüm bunlara rağmen Sünnilerin disiplinli ve kararlı duruşu sayesinde durum daha da kötüye gitmeyerek bir sivil savaşın çıkmasını engelledi.

 

Irak Müslüman Alimler Heyeti (IMAH), biraz önce bahsettiğimiz kesimlerce planlanan kışkırtmalara karşı kararlı bir duruş sergilenmesi noktasında uyarılarda bulundu. Tüm gayretlerimiz muvacehesinde Şeyh Cevad Halisi, Ayetullah Seyyid Bağdadi, Ayetullah Seyyid Mahmud el-Hüsni el-Sarhi ve diğer önemli şahsiyetler ile tanınmış vatansever otoriteler ile görüştük.

 

 

(SG) – Sizce birinin kimlik kartına bakarak öldürülmesi ve bölücü kışkırtmalardan öncelikli olarak kim faydalanıyor. Niçin bazı direniş örgütleri sivillere yönelik saldırıları üstleniyor? Bu yanlış değil mi?

 

(ed-Dari) – Bölücü kışkırtmalar ve kimliğine bakarak birilerinin öldürülmesinden öncelikle Irak’ın düşmanları, işgalciler başta olmak üzere Irak’ın birlik ve gücüne düşman olanlar çıkar sağlamaktadır. Halkımızı hedef alan birçok suç ve eylemin arkasında işgalcilerin olduğuna dair inkar edilemez birçok delilin varlığı kanıtlandı. İşgalcilerin dışında, bu olaydan çıkar sağlamak isteyenler işgalcilerin müttefikleri, bölücü ve ayrılıkçı projeleri savunanlar, Irak’ın zenginliği istemeyen ve Irak’tan nefret eden ülkelerin ajanlarıdır.

 

Sivillerin hedef alınması birçok faktöre bağlı bir olgudur. Bunlardan bazıları tamamıyla bölücü bir yapı arz ederken, bazıları ideolojik, bazıları yıkıcı ve bazıları da açık şekilde öç ve intikam içerecek amaçlar taşıyan özel hedeflerine ulaşmak için fitne çıkartmak isteyen kesimlerdir. Bu, birilerini kimliklerine bakarak öldürmek ve bölücü fitneyi yaymak isteyenlerin çıkarına hizmet etmektedir. Bazı direniş grupları bazen kendi amaçları doğrultusunda bu tür eylemleri desteklemektedir. Ancak bu, İslam Hukuku’nun (Şeriatın) yasakladığı yanlış bir eylemdir. Bu tür bir eylem tarzı cihad olarak kabul edilemeyeceği gibi yapanların meşru hedeflerine – eğer varsa -ulaşmasına da hizmet etmez.

 

Irak Müslüman Alimler Heyeti (IMAH) sivilleri hedef alan bu tür gayri İslami ve insanlık dışı eylemleri, metotları kınamaktadır.

 

Allah Teala’dan bizleri hangi grup ve mezhebe bağlı olurlarsa olsunlar bu tür eylemleri işleyenlerden uzak tutmasını diliyoruz.

 

 

(SG) – Irak’ın içinde bulunduğu durumdan kurtulması için Arap ülkelerinin yardımları noktasında ne düşünüyorsunuz? Bu çerçevede en etkin ülkeler hangileri?

 

(ed-Dari) – Arap ülkeleri Irak’ı şimdiki durumundan coğrafi, maddi, siyasi potansiyelleri ve kaynaklarını kullanarak kurtarabilirler. Onlar, Irak direnişinin ortaya koyduklarını kullanarak da Irak’ı kurtarabilirler. Irak çıkmazında çözüme yardım etmek isteyen bu ülkelere danışan Amerikayı ve Amerikan planlarını çökerten, boşa çıkartan direnişe destek verebilirler. Yani Arap ülkelerinin Irak’ı nasıl kurtaracağına dair birçok yol var ve bu yollar bu ülkeler için gayet açık seçiktir. Cenab-ı Allah bu tür bir onurlu görevi üstleneceklere yardım edecektir. Bu tür bir rol üstlenecek ilk ülke birçok önemli açıdan ve bilinen ağırlığından dolayı Suudi Arabistan’dır. Suudi Arabistan’ı takiben Mısır ve ardından bu tür bir rol oynamaya hazır diğer Arap ülkeleri olabilir.

 

 

(SG) – Sizin de öncelikli hedefiniz olan işgalcilerin Irak’tan çıkartılmasına yönelik İran’ın da karar verdiğine dair sözlerinizden bu yana acaba İranla aranızda daha iyi bir ilişki mümkün mü?  Irak sokaklarında ve bölgede olumlu bir hava estirebilecek bir yaklaşım sözkonusu mu?

 

(ed-Dari) – İşgalle birlikte yaşanan sıkıntılardan dolayı bizler tüm komşularla, hatta bize karşı işgalle işbirliği yapan -özellikle İran- ülkelerle de iyi ilişkiler kurmak istedik. Buna rağmen bizler birçok sebeple Irak’taki şartlarda iyi bir etki oluşturacağı ve iyi bir komşuluk bakış açısına sahip olması nedeniyle İranla daha güçlü ilişkilerin kurulmasını arzu ediyoruz. Ama ne yazıkki İran’ın Irak’a müdahele etmesiyle bu ümitlerimiz yıkıldı.

 

İran, kendi menfaatleri çerçevesinde Iraklılar arasında belirli bir grubu diğer gruplara karşı destekledi, kendi isteklerine göz yumdu. Hatta Irak halkının çıkarlarını ve Irak’ın bütünlüğünü savunsalar bile onlara karşı olan grupları destekledi.

 

İran, meşru olmamasına rağmen politik süreci kabul ediyor ve yüceltiyor. Kendi müttefikleri, siyasi partiler ve şu an onları destekleyenlerin işledikleri eylemlere ve faaliyetlere tamamen sessiz kalıyor. Oysa bizler Irak’ı ziyaret eden resmi yetkililer aracılığıyla kendilerine tavsiyelerde bulunmuştuk.

İşgalin ilk üç yılı boyunca bizler, İran’ın müdahalesi ve tarafgir tutumu noktasında sessiz kaldık ve görüş beyan etmedik. Onların, durdukları yeri yeniden gözden geçirecekleri noktasındaki ümidimizi kaybettiğimiz zaman görüşlerimizi ifade ettik.

 

Bizler, Irak’ın yapısının değiştirilmesi ve Irak’a küstahça müdahale etmeleri noktasında İranla ilgili görüş beyan edenlerin en sonuncusu idik. Yine de İran’ın, gelecekte hem kendi açısından hem de Irak ile bölge açısından durduğu yeri yeniden gözden geçireceğini temenni ediyoruz. Bize ve kendilerine karşı açık olan şer kapılarını kapatacaklarını umuyoruz. İyi komşuluk ilişkilerinin herkesin çıkarına olduğunu ve tüm bölgenin ihtiyaç duyduğu güvenlik ve istikrara yol açacağını fark etmelerini ümit ediyoruz. Aramızda muhtemel yakınlaşmalar ile ilgili sorunuza gelince şunu söylüyoruz.  Eğer İran sadece bir grubun çıkarlarını desteklemek yerine tüm Iraklılarla anlaşma yapacağını gösterirse veya Irakla ilgili isteklerinden ve Irak’ı şekillendirmekten vazgeçerse bu dediğimiz olabilir.

 

 

(SG) – Suriye ile ilişkilerinizi nasıl tanımlıyorsunuz? Irak’ta teröristleri destekliyor şeklinde suçlanan Suriye’ye bakış açınız ne durumda?

 

(ed-Dari) – Suriye ile ilişkilerimiz iyi durumda. İlişkilerimiz Irak’a ve Irak’ın işgaline karşı duran Irak temsilcilerine yönelik samimi, kardeşçe bakış açıları nedeniyle takdir ve saygı esasına dayalıdır. Suriye kendisine yönelik güçlü baskı ve tehditlere rağmen kendi menfaatleri veya Irak’la ilgili olarak pazarlık yapmadı.

 

Suriye işgali işgal olarak, işgale karşı sürdürülen direnişi de – bazılarının terörizm olarak adlandırdığı gibi değil- direniş olarak tanımladı. Suriye gayet samimi bir şekilde Irak’taki anormel koşullardan dolayı yerlerinden sürgün edilen bir milyondan fazla Iraklıya ev sahipliği yapmaktadır. Bu ve diğer duruşları nedeniyle bizler Suriye’yi takdir ediyoruz. Bizler çok zor zamanlar geçiren Irak’taki kardeşlerine yönelik insani ve milli sadakat göstermeleri nedeniyle Suriye’ye minnet duyuyoruz. Suriye işgale karşı olmak ve gerçekler ışığında kendi projelerinin arkasından sürüklenmedi. Suriye’nin teröristleri desteklediği suçlamaları da dahil tüm suçlamaların hedefi haline getirilmesi bizleri şaşırtmadı. Eğer terörist tanımıyla kasdedilen işgale karşı direnenler ise herhangi bir arap ülkesi bilmiyorum – ister Suriye veya herhangi bir arap ülkesi olsun – ki maddi olarak direnişi desteklesin.

 

Terörist kelimesiyle kastedilen eğer tüm masum Irak halkını hedef alanlar, Irak’a, Iraklılara yönelik düşmanca plan ve projelerini yürütmek isteyenler ise sadece Irak’a düşman olanların desteklediği kesimlerdir. Suriye Irak’ı, Irak’ın bağımsızlık ve bütünlüğünü desteklemektedir. Düşmanlarını değil.

 

(SG) – Irak’a en kısa sürede dönme niyetinde misiniz? Irak Hükümeti hakkınızda tutuklama kararı çıkartmıştı. Hakkınızda Interpol’e tutuklama için sorabilecekleri endişesi taşıyor musunuz?

(ed-Dari) – Evet. En kısa sürede şartlar mümkün olduğunda geri dönmeyi düşünüyorum. Interpol noktasında kaygılı değilim. Interpol,  Irak Hükümeti’nin yürüttüğü emirlerini, isteklerini ve illegal taleplerini yerine getiren polisi değildir.

 

 

 

 

Bu röportaj IMAH Türkçe Resmi Sitesi için çevrilmiştir. © 2007

 

233 total views, 1 views today

Leave a Comment