ABD Kaldıkça Irak’ta Şiddet Dinmez

Haifa Zagana

 

 

 

ABD ve Britanya, Irak direnişini sadece ‘terörist’lerin değil, sıradan Iraklıların da desteklediğini ve sivillerin hedef alınmadığını anlamadıkça şiddet dinmeyecek. Direniş nedeniyle Iraklı kadının da rolü değişti; sokaklar kaybolan erkek akrabalarını arayan kadınlarla dolu.

 

 

Bağdat’a yaklaşık 80 kilometre uzaklıktaki Mukadiye’de bu hafta, çarşaflı bir kadın Iraklı polislerin ortasında kendisini patlattı. Bu, 2003’te başlayan Britanya-ABD işgalinden bu yana bir kadının düzenlediği yedinci intihar saldırısıydı ve kadınların daha önceden böyle bir şey yaptığı görülmemişti. Iraklı kadınlar kaybettiklerinin acısıyla umutsuzluğa sürükleniyor ve kendi kendilerini yiyip bitiriyor. Beklentileri, cesetlerin sokaklardan toplanması çağrılarına indirgendi. Yüz binlerce kişiyi pazartesi günü yabancı güçleri protesto etmek için Necef’te sokaklara döken de aynı öfkeydi.

İşgalin beşinci yıldönümünde siyasetçiler, partiler ve onların milis grupları arasındaki mezhepsel ve etnik ayrılık bir canavar gibi; Yeşil Bölge’de kendisini yaratanların üzerine yürüyor, buranın dışındaki yerlerdeki normal insanlara da acımıyor. Bu durumun sonuçlarından biri, kadının kamudaki rolünün değişmesi oldu.

 

 

 

 


Sivil toplumu bastırıyorlar 

 

 

Kadınlar, işgalin ilk üç yılı boyunca çoğunlukla evlerine hapsolmuştu, erkek arkabaları tarafından korunuyordu. Fakat şimdi vahşileşen koşullar onları aile reisi olmak, yaşamlarını dışarıda riske atmak zorunda bırakıyor.

 


ABD liderliğindeki askerlerin, milislerin ve ölüm timlerinin ana hedefi erkekler olduğu için, siyah örtülü kadınlar hapishaneler, devlet daireleri ve morglarda kaybolan veya tutuklanan erkek akrabalarını ararken görülüyor artık. Ölüleri gömenler kadın.

 


Bağdat cesur kadınların şehri haline geldi. Fakat işgalciler ve onların kukla hükümetinin söylediğinin aksine, her ay binlerce Iraklıyı ülkelerinden kaçmaya zorlayan vahşete bir tek Bağdat maruz kalmıyor.

 


Musul’dan Kerkük ve Basra’ya kadar ülkenin her yerinde cesetler bulunuyor. Elleri kelepçeli, gözleri bağlı, kurşunlanmışlar, işkence izleri var… Yol kenarına atılmışlar veya Fırat ve Dicle’nin sularında ‘yüzüyorlar’. Erkek kardeşini bir hastane morgunda bulan bir arkadaşım, cesedi inceledikten sonra rahatladığını anlatmıştı: "İşkence görmemiş, sadece kafasından vurulmuştu."

 

İşgal, resmi siyasetten bağımsız herhangi bir girişimi, barışçıl bir muhalefetin veya siyasi bölünmeyi tamir edebilecek bir sivil toplumun ortaya çıkmasını engelledi. Bu rolü sadece camiler üstlenebilir. Devletin yokluğunda, bazı camiler temel servisleri sağlıyor, okul veya klinikler kuruyor. Hoparlörleri ezanın dışında insanları olası saldırılara karşı uyarıyor veya kan vermeye çağırıyor.

 

Fakat bir toplum hissiyatını sağlamaya yönelik bu tür çabalar düzenli olarak baltalanıyor. Salı günü, ABD helikopterlerinin desteklediği Irak askerleri eski Bağdat’ın göbeğindeki bir camiye baskın yaptı. Müezzin Ebu Saif ve bir sivil halkın gözleri önünde öldürüldü. Yerel halk öfkelendi ve askerlere saldırdı. Günün sonunda, kadın ve çocuklar dahil 34 kişi öldürülmüştü. Her zamanki gibi, idam ve sonrasındaki katliamın suçu direnişçilere atıldı. Ordu açıklamasında ABD ve Irak güçlerinin, ‘koalisyon güçlerini ve Irak güvenlik görevlilerini hedef alan direnişçileri bulmayı, kimliklerini belirlemeyi ve öldürmeyi’ sürdürdüğü ifade edildi.

 


Direniş sadece ideolojik ve dini gerekçelerle ya da vatansever duygularla ortaya çıkmadı; direniş aynı zamanda işgalcilerin ve yönetimlerinin zalimce davranışlarına verilen bir tepki. Keyfi baskınlara, aşağılayıcı aramalara, tutuklamalara, alıkoymalara ve işkenceye verilen bir yanıt. Kızıl Haç’a göre, çokuluslu güç tarafından 2006 başından bu yana tutuklanan veya gözaltına alınanların sayısı yüzde 40 arttı.

 


Gözaltına alınanların birçoğu, tacize ve tecavüze uğrayan, erkekleri işlemedikleri suçları itirafa zorlamak için tutuklanan kadınlar. 2006’da, işgalin tutuklama merkezlerinde gerçekleşmiş ve kayda geçmiş 65 tecavüz vakası var. Dört kadın şu an, güvenlik güçlerini öldürdükleri iddiasıyla asılmayı bekliyor; ki Irak’ta kadınların idam edilmesi 1965-2004 arasında yasadışıydı.

 

 

Günlük saldırı sayısı 185’e çıktı 

 

Bu felaketten tek bir çıkış yolu var: ABD ve Britanya Irak direnişinin işgali sona erdirmek için savaştığını ve direnişin sadece Kaide’den, Sünniler veya Şiilerden, ya da İran gibi komşu ülkelerden cesaret alan ‘terörist’lerden değil, sıradan Iraklılardan oluştuğunu kabul etmesi; Iraklıların, gururlu, barışçı insanlar olduğunu, birbirlerinden değil, işgalden nefret ettiklerini teslim etmesi. Ve, direnişin ana hedefinin Iraklı siviller olmadığını anlaması.

 

ABD merkezli bağımsız araştırma kuruluşu Brookings Enstitüsü’ne göre, kayda geçen saldırıların yüzde 75’i doğrudan işgal güçlerini, yüzde 17’si de Irak hükümetinin güçlerini hedef alıyor. Günlük ortalama saldırı sayısı geçen yılda iki kattan fazla artarak 185’e yükseldi. Bu, haftada 1300, ayda 5 bin 500 saldırı demek. Irak halkının desteği olmasaydı, direniş bu seviyeye gelemezdi.

 

 

 


Dünya Bülteni

 

233 total views, 1 views today

Leave a Comment