Birinci Tehdit’ Hâlâ Amerika

 

 

İbrahim Karagül

 

5 Mayıs 2003’te, yani Irak işgalinden üç ay sonra yazdığım yazının başlığı böyleydi. ABD Dışişleri eski Bakanı Madaleine Albright’ın öncülüğünde çalışan Pew Araştırma Merkezi’nin 21 ülkede yaptığı “Küresel Eğilimler 2003” araştırmasından şaşırtıcı sonuçlar çıkmıştı. Bu sonuçları değerlendirirken, Türkiye ve dünyadaki ABD karşıtlığının sebeplerini sorgulamış, bu oranların öyle kolay kolay düşürülemeyeceğini iddia etmiştim. Yanılmamışım. Aradan dört yıl geçti, oran yine aynı hatta daha da yüksek.

Aynı kuruluş, bugünlerde yine böyle bir araştırma sonucu yayınladı. 47 ülkeden 45 bin kişiyle yapılan görüşmelerin sonuçları ABD açısından oldukça vahim. Araştırma; ABD karşıtlığı yeryüzünün her bölgesinde daha da arttığını, bu durumun sadece George Bush ve ekibiyle sınırlı olmadığını, ABD’nin temsil ettiği değerlere yönelik karşıtlığın oldukça etkili olduğunu, Washington’nı küresel politikalarının insanlığın ezici çoğunluğu tarafından tehdit olarak algılandığını hatta bu karşıtlığın giderek nefrete dönüştüğünü gösterdi. Avrupa’dan Latin Amerika’ya, Doğu Asya’dan Afrika’ya ve İslam coğrafyasına kadar yaygın bir karşıtlık söz konusu. ABD’ye en yakın ülke İngiltere’de bile sempati oranı sadece yüzde 51. Gerisini siz düşünün.

Dört yıl önceki ankette Türkiye’de ortaya çıkan verileri şu cümlelerle değerlendirmiştim: “Türkiye gibi, İslam dünyasının en Batılı ve seküler kurumların yerleşmiş olduğu, yıllardır ABD ile stratejik müttefik olan, bütün uluslararası operasyonlarda birlikte hareket eden ve dış politikası büyük oranda ABD’nin ulusal çıkarlarına göre şekillendirilmiş bir ülkede, halkın yüzde 72’sinin Amerika’yı askeri tehdit olarak görmesi, yüzde 83’ünün ise ABD’ye karşıt görüşlere sahip olması anketin en çarpıcı sonucu. Anlaşılan Türkiye’deki “Amerikan kuryeleri”nin çalışmaları etkili olamamış, uyguladıkları zihinsel kuşatma harekatı sonuçsuz kalmış.” ABD karşıtlığının ötesinde Türkiye kamuoyunun yüzde 72 ABD’yi açık tehdit olarak görüyordu ve bu ilk kez oluyordu.

Peki bu nasıl oluyor? Birilerini, bazı çevreleri ABD karşıtlığı ile suçlama ucuzluğundan kurtulamayanların öncelikle bu gerçekle yüzleşmesi gerekiyor. 2003 yılında yazdığım sebepler ortadan kalkmadı, tam tersine bunlara yenileri eklendi.

Böyle olduğu için şimdiki ankette de sonuç aynı çıktı: ABD karşıtlığının oranı yüzde 83. Sadece yüzde 9’luk bir sempati söz konusu. Burada ilgniç bir durum var: ABD karşıtlığının en yüksek olduğu ülke yine Türkiye.

Dört yıldır ya ABD yetkilileri hiç çalışmadı ya da bu ülkede ABD adına hareket edenler başarısız oldular. Veya bazı şeyler ters gitmeye devam ediyor. Bence son ihtimal daha güçlü.

2003’teki şartlar değişmediği gibi Türkiye ve çevresi için daha da kötüleşti. Bu yüzden hassasiyetler sadece Türkiye ile sınırlı değil. İşin gerçeği kamuoyu Osmanlı coğrafyasına yönelik yabancı müdahalelere sert tepki gösteriyor. Sanırım bu bir siyasal mirasla açıklanabilir. Son yıllarda K. Irak’tan Türkiye’ye yönelen tehditler de bu duyarlılığı nefret boyutlarına sürüklüyor.

O zamanki tespit ve uyarılarım bugün hala geçerli. Özetle şöyleydi:

“Sonuçlar; tehdidin Afganistan, Irak, Suriye, İran veya bazı örgütlerle sınırlı olmadığını, 1. Dünya Savaşı’ndan sonra ikinci büyük yıkımla yüz yüze gelen bölge için ABD’nin birinci tehdit haline geldiğini, “teröre karşı savaş palavraları”na kimsenin inanmadığını, kitlelerin yeni tehdide karşı inanılmaz bir duyarlılığa sahip olduğunu, Washington’dan dünyaya terör ve şiddet ihraç eden “yağma çetesi”nin “yeni dünya düzeni”ne karşı küresel cephenin oluştuğunu gösteren sonuçlar, Amerika’nın “Dördüncü Dünya Savaşı”nın aslında insanlığa karşı başlatılmış olduğunu gözler önüne seriyor.

Soğuk Savaş sonrası dünya yeniden kurulurken, ABD nereyi işaret etmişse oraya giden, Kafkaslar/Orta Asya, Balkanlar ve Ortadoğu’da ABD ve İsrail çıkarları için her görevi üstlenen, iki ülkeyle kurduğu stratejik eksenle Ortadoğu’yu düzeltmeye girişen, İslam dünyasından iki ülkeye karşı yükselen tepkileri göğüsleyen, bu güçlerin dayatmalarına göre kendi toplumunu hizaya getiren Türkiye’nin, resmi dış politika öncelikleriyle Türk halkının öncelikleri hiçbir şekilde örtüşmedi.

Türkiye, ya bugüne kadar olduğu gibi ABD-İsrail’in öncü gücü olarak cepheden cepheye sürüklenecek ya da küresel eğilimleri çok iyi izleyerek yeni bir perspektif geliştirecek. Bu gerçek, artık ertelenemez noktaya geldi.

Peki ABD, anket sonucunu Türkiye’ye saldırı gerekçesi olarak mı kullanacak? ‘Madem Türkler bizi sevmiyor o zaman düşmanımız’ mı diyecek. Yoksa bu Türkiye’ye yönelik yeni politikanın ipuçları mı? Neden olmasın. Göreceğiz..”

Peki dört yıl sonra Türkiye-ABD ilişkileri hangi noktaya geldi. Şimdi iç savaşı tartışır olduk. Dikkatle bakalım ki dört yıl sonrasını görebilelim….

 

Yeni Şafak

 

262 total views, 1 views today

Leave a Comment