Irak’tan Çekilme Takvimi Üzerine

 

Ahmet Kurucan

 

Bu yılbaşında 30 bin ek askerî gücün Irak’a gönderilme tartışmalarından bu yana ilk defa alabildiğine ciddi ve ülke gündemini ısrarla meşgul eden çekilme takvimi konuşuluyor ABD’de.

 

Tartışmalar iktidar partisinin Virginia ve Indiana senatörlerinden olan John Warner ve Richard Lugar’ın soyisimlerinden hareketle Warmer&Lugar amendment/eğişikliği diye adlandırılıyor. Değişiklik, savunma bütçesinin yeniden belirlenmesi üzerine kurulu bir kanun tasarısı. Henüz bütün detayları ile kamuoyuna açıklanmayan ve bu sonbaharda senato gündemine gelmesi beklenen tasarı, bilindiği kadarıyla dahi büyük ses getirdi.

 

Neden? Bu neden sorusuna, bilinenlerin ötesinde bilinmeyen, yıllardır halka açık bir şekilde konuşulanlara ilaveten konuşulmayan, kâğıt üzerinde planlananlara nispeten planlanmayan ve akla-hayale dahi gelmeyen ihtimalleri sıralayarak cevaplar verilebilir. Siyasilerin, akademisyenlerin, askerlerin, işadamlarının her birinin kendi bakış açılarını yansıtarak vereceği bu cevaplar kimi ne kadar tatmin eder bilemem; ama ben bu yazıda sıradan ABD vatandaşının hissiyat ve düşüncelerini aksettirmek istiyorum.

 

Büyük ekonomik daralma ve…

 

Şöyle ki: Seçim sath-ı mailine giren bu dev ülkede, plazalarda uluslararası ticaret ile meşgul olan işadamlarından sokaktaki vatandaşa kadar herkesi bir şekilde etkileyen ekonomik bir daralma yaşanıyor. En basitinden daha dün denilebilecek kadar kısa bir zaman öncesinde, arabasının deposunu 20 dolara dolduran bir kişinin şu an aynı miktar benzin için ödemesi gerekli olan miktar 50 doların üzerinde. 3 dolar ödeyerek geçtiği tünele, bugün verdiği para 9 dolar. 1 dolar vererek içtiği kahve, bugün neredeyse iki katı. Gözle görülür, elle tutulur oranda herkesin cebini, kasasını, işini ve hayat stilini, alışkanlıklarını etkileyen bu ekonomik daralmada Irak savaşının payının büyük olduğuna inanıyor sokaktaki vatandaş. Dünya genelinde gün geçtikçe itibar yitiren Amerikan imajının etkilerinin tabana kadar yayılmasını da buna ilave ederseniz, Irak’tan çekilme takvimi üzerine yapılan tartışmalar halk nezdinde büyük ilgi topluyor.

 

Gerçekten bu ekonomik daralmada Irak savaşının katkısı büyük mü? Uzmanların cevaplandırabileceği bir soru bu. Ama vatandaş gazeteden okuduğu haberler, TV’lerden dinlediği yorumlarla böyle bir kanaate sahip. Müşahhas iki rakam sunayım sizlere: Kongre araştırma merkezinin verdiği bilgilere göre, Irak’ta bulunan her bir ABD askerinin bu ülkeye yıllık maliyeti 390 bin dolar. Bu seneki bütçede Irak’a ayrılan toplam ödenek 135 milyar dolar. Bu demektir ki her bir dakika Irak’ta harcanan para çeyrek milyon dolar. Alabildiğine basit, sade; ama yerinde bir çıkışla halk şöyle söylüyor: ‘Eğer biz bu kadar parayı, dünya genelinde açlığın, yoksulluğun, susuzluğun önlenmesi için harcasak kırılan onurumuz daha çabuk tamir olur ve itibarımız tavan yapar.’

 

İkinci rakam bütçe açığından: Yapılan tahminlere göre 2007 yılında bütçe açığı 205 milyar dolar olacak. 2006’da bu rakam 248 milyar dolar idi. 2008 tahminleri ise bütçe açığının 239 milyar dolar olacağı istikametinde. Ekonomik verilerin ötesinde halkın Irak’tan çekilme adına dayandığı başka araştırmalar da var. Mesela Irak halkı içinde yapılan anketlerde ABD askerlerinin Irak’ta bulunması güvenliği menfi olarak etkileyen bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Ankete katılanların % 69’u, ABD’nin çekilmesi halinde Irak’ın daha güvenli bir ülke olacağına, mezhep çatışmalarının, ırklar arası kavgaların biteceğine inanıyor. Diyor ki buradaki halk: ‘Madem Irak halkı böyle düşünüyor; öyleyse bize düşen her ne pahasına olursa olsun çekilmektir.’

 

Ortak akla uyulacak mı?

 

Herkesin bildiği gibi 2003 yılında Irak’a yapılan ilk saldırıdan bu yana dünya kamuoyunda oluşan ortak akıl, savaşın yanlışlığına vurgu yapıyor. Ama hâkim siyasi irade bu konuda getirilen bütün eleştirilere karşı kapalı, bildiğini yapmaya devam ediyor. Bunu yaparken de dünya siyaset sahnesinde çok gördüğümüz ve bu açıdan hiç de yabancısı olmadığımız bir taktikle, belli grupların çıkarlarını devletin, milletin, hatta insanoğlunun çıkarı imiş gibi sunuyor. Hatta daha da ileriye giderek orta ve uzun vadeli çıkar eksenli bu düşüncelerine evrensellik gömleği giydirmeyi de ihmal etmiyorlar. Zannediyorlar ki siyaseten egemen olmak, düşünce planında da egemen olmaktır. Herkes kendileri gibi düşünmek ve inanmak zorundadır. Bu yaklaşım belki eski çağlar için geçerli olabilir. Ama global köyün 2007 yılı sakinleri, o eski çağ insanlarından çok daha farklı bir yerde duruyor şimdi. Dolayısıyla bir hakikati olsa da, kamuoyuna sunulduğu ölçüde olmayan ne terör tehditleri ne Irak başta, Ortadoğu, Orta Asya, Afrika ve dünyanın geri kalmış sair ülkelerine ‘demokrasi ve hürriyet getireceğiz’ söylemleri bir mana ifade etmiyor. Aksine bu ve benzeri söylemler günışığına çıktığında, maksadın aksiyle halk üzerinde tesir icra ediyor.

 

Halbuki hadiselerin birbirleriyle olan bağlantıları, bu bağlantıların keşfedilmesi, sonra bunların değerlendirmeye tabi tutulmasında toplumların temel özelliklerinin, kimliklerinin, beklentilerinin, kaygılarının çok büyük önemi vardır. Tek perspektiften bakış, doğrunun bulunmasına değil, doğrudan uzaklaşılmasına sebebiyet verir. Bir başka ifadeyle üretilen stratejiler tek kelime ile yanlıştır. Irak’ta bu yanlışlık yapılmıştır. Ama bu yanlışlığın Irak’taki adı yanlış değil; kaostur, kandır, ölümdür, yaralanmaktır, gözyaşıdır, yetimdir, öksüzdür, duldur, tahriptir, mağduriyet ve mazlumiyettir.

 

19 yüzyıldaki sanayi devrimi ve sonrası cereyan eden hadiselerde Osmanlı başta Doğu toplumlarının günü iyi okuyamaması, mevcut ve muhtemel değişimlere ayak uyduramaması Doğu-Batı münasebetlerinde dengeyi Batılılar lehine değiştirmişti. Ekonomik ilişkiler altüst olmuş, kültürel dönüşümler baş göstermiş, siyaset kukla zihniyete teslim olmuş, İslam Hıristiyanlıkla aynı kefeye konulmuş ve son tahlilde bütün bu olanlar bize bugünlerimizi hazırlamıştı. Şimdi ABD’nin öncülüğünü yaptığı Batı dünyasının Afganistan, Irak, İran, Suriye ile başlayan Türkiye ile devam edip bütün Ortadoğu’yu içine alan yanlış uygulamaları Doğu-Batı ilişkilerinde dengeyi Doğu lehine değiştiriyor. Batı blokuna ait olmayan hemen hemen bütün ülkelerin saflarını belirlediği yere bakılsa bu gerçek net bir şekilde görülecektir.

 

Hasılı, "Irak’ta çözüm siyasetle sağlanmalıdır, askerî yollarla çözüme gidilemez" diyen ABD halkının sesini yöneticilerinin dinleyip dinlemeyeceğini henüz bilmiyoruz. Ama bu düşünceyi seslendirmeleri ile onların yöneticilerinden önce ortak akla ulaştıkları, kamu vicdanının ruhunu seslendirdikleri söylenebilir. Keşke her seviyedeki yöneticiler de bu sese kulak kesilse. Yazıya son noktayı koyarken dinlediğim bir haber oldu; Irak Başbakanı Maliki, Bağdat’ta düzenlediği basın toplantısında 350 bin Iraklı iç güvenlik görevlisi ile güvenliği sağlayabileceklerini, ABD’nin istediği zaman Irak’tan çekilebileceğini söylemiş. Acaba bu beyanatla, şimdiye kadar anlattıklarımızın bir irtibatı var mıdır? Sahi kanaatiniz nedir?

 

 

 

Zaman

247 total views, 1 views today

Leave a Comment