Türkiye’nin Demokratik Seçimi

 

 

 

International Herald Tribune – Başyazı

 

 

Dinine bağlı bir Müslüman olan Abdullah Gül’ün Türkiye’nin cumhurbaşkanı olarak seçilmesi demokrasinin bir zaferidir. Türk demokrasisi pahasına Türk laikliğini koruma alışkanlığı bulunan ordu, geçen bahar bu adaylığı engellemeye çalıştı. Generallere selam durmak yerine hükümet, meseleyi halka taşıdı, sonucunda da temmuz ayında Gül’ün partisine yetki verildi ve hukukçuların Gül’ün cumhurbaşkanlığı adaylığına ezici çoğunlukla onay vermelerinin önündeki pürüzler giderildi.

 

70 milyon nüfuslu Türkiye’nin neredeyse tamamı kendisini Müslüman olarak tanımlıyor, Türk Anayasası ise kamu yaşamında katı bir laiklikten söz ediyor. 1923’te kuruluşundan bu yana laiklik üzerindeki bu ısrar, modern olmayan unsurlara karşı bir panzehir olarak görüldü. Bununla birlikte, zamanla bu durum laik yönetici elitin mevzilerini sağlamlaştırmasına ve samimi Müslümanların dışlanmasına neden oldu. Son yıllarda, Türk orta sınıfı seçim sandığında rövanşı aldı ve etkileyici zaferler kazandı. Laik Türkler, anlaşılabilir bir şekilde Gül’ün Adalet ve Kalkınma Partisi’nin nüfuzundan endişe etti. Parti şimdi tüm üst makamları kontrol ediyor. Gül’ün kendisi özellikle dikkat çekiyor; çünkü eşi kapalı. Dinin hükümet içinde ilerleyeceğini ve sonrasında kendi yaşamlarına sızacağını düşünüyorlar. Gül ve partisi, laik hükümeti sürdürme sözü verdi ve beş yıllık görev sürelerindeki icraatları da bunun bir kanıtıydı. Ekonomik büyüme, yasal reformlar Türkiye’yi AB’ye yaklaştırdı. Yani, sözlerini tutmuş oldular. Bugüne kadar dört hükümet deviren ordu, katı bir laiklik dalgası kabartmak istiyor; ancak Atatürk’ün nihai hedefi Türkiye’nin Batı tarzı bir demokrasiye sahip olmasıydı. Böylesi bir demokraside, ordu hükümete hizmet eder başka bir şeyin peşinden gitmez.

 

 

 

Zaman

 

 

Orjinal İngilizcesi için lüttfen tıklayın: Turkey’s Democratic Choice

 

 

175 total views, 1 views today

Leave a Comment