Mezopotamya ve Fars Ülkesini Ateşe Vermek

 

 

 

İbrahim Karagül

Anlaşılan Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin tek amacı Türkiye’yi Avrupa’dan uzaklaştırmak değilmiş. Avrupa’nın geleceğini belirlemeye girişen, bu gelecekte Türkiye’ye yer vermeyen Sarkozy, bugünlerde çok daha tartışmalı ve son derece tehlikeli bir kampanyaya öncülük ediyor: Fransa’nın Ortadoğu politikalarını tersine çevirerek ABD ve İngiltere’nin yanında açıktan saf tutup işgal kampanyasının en önemli ortağı olmaya doğru ilerliyor. Dünyayı, açıktan İran’a karşı savaşa çağırıyor.

 

ABD ve İsrail’in İran’ı dağıtma senaryosu öteden beri biliniyor ve izleniyor. Ancak Irak işgaline karşı çıkan, direnişçileri siyasi olarak destekleyen, İsrail’in bölgesel pozisyonunu sorgulayan, bir çok alanda Anglo-Amerikan politikalara karşı duran Fransa’nın bu ani ve radikal dönüşü, İran’a saldırma kampanyasının Avrupa ayağını güçlendirdi. Şimdi ABD/Avrupa ile birlikte aynı hedefe yöneliyor. Fransa, Lübnan ve Suriye konusunda da aynı ülkelerle birlikte hareket ediyor artık. Peki bu ani dönüşün sebebi ne?

 

Öncelikle Sarkozy’nin kendisi ve ekibi ABD/İsrail’e yakın isimler. İslam, Müslümanlar, Müslüman ülkeler ve Ortadoğu’ya yönelik ABD’nin popülar söylemlerini, kampanyalarını paylaşıyorlar. 11 Ağustos’ta Bush ailesiyle bu yeni ittifakın görüntülerini dünyaya sunan, paparazilere konu olan Sarkozy aynı günlerde dışişleri Bakanı Bernard Kouchner’ı Bağdat’a gönderiyor, aynı günlerde Fransız petrol şirketleriyle Bağdat yönetimi arasında pazarlıklar başlatılıyordu.

 

Kosova’daki Avrupa’nın en zengin maden yataklarından birini George Soros’la birlikte ele geçiren, Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü üzerinden kazandığı saygınlığı hızla kaybeden, "Saddam Irakı"na karşı işgali destekleyen ve bu ülkenin işgal sonrası İsveç olacağını iddia eden Kouchner, Sarkozy’nin verdiği emirler doğrultusunda hem Irak’tan pay almaya hem de İran’ı dağıtarak yeni zenginliklere konmaya dönük emperyal projenin öncü isimlerinden biri oldu.

 

Şimdi Irak’taki en büyük engelleri yeni petrol yasasına karşı var olan direnç. Sünniler’le diyaloğu bu amaç için kullanıyor. ABD ve Fransa, tabii ki İngiltere ve İsrail’le birlikte, önce Irak’ın zenginliklerini bölüşmeyi, ardından iştahla İran’ın zenginliklerini talan etmeyi planlıyorlar. Total ve ELF harıl harıl Irak içinde çalışmalar yaparken Bush’a yakın şirketler Kuzey Irak yönetimiyle yeni petrol anlaşmaları yapıyor. Petrol yasası engeli geçilince kim tutar onları!

 

Bir şey daha var: İşgalden sonra Irak’ta tam 24 milyar varil yeni petrol kaynakları bulundu. Fransa daha önce Saddam’ın kendilerine verdiği bölgeyi şimdi ABD’den istiyor. Alınca, her şeye evet diyecek, malum… ABD’nin en akıllı adamlarından Alan Greenspan, kitabında, işgalin asıl sebebinin petrol olduğunu söylemiyor muydu? Paris’in İran serüveni de aynı hedefe kilitlenmiş durumda; enerji, petrol, kaynaklar… Yani yeni sömürge dalgasından payını almak…

 

Bu bir Mezopotamya ve Fars ülkesine hakim olma mücadelesidir. Yeryüzünün eski sömürgecileri 21. yüzyılın yeni serüveni için bir araya geliyor, güçlerini birleştiriyor.

 

Teknik anlamda, askeri anlamda, bölgenin geleceği/barışı anlamında İran’a saldırı makul olan herkes için çılgınlık/aptallıktır. Nitekim ABD’nin Ortadoğu birliklerini oluşturan CENTCOM’un başındaki John Abizaid ve Irak’taki işgal güçlerinin komutanı David Petraeus bile böyle bir müdahaleye karşı. Batı dünyasının akil adamları da öyle. Ama eski sömürge felsefesini unutuyor dünya. Güç, zenginlik, yönetme hırsı, hakim olma tutkusu insanoğlunu çıldırtıyor. İşte dünya bugünlerde benzer bir çılgınlıkla, akıl tutulmasıyla karşı karşıya.

 

AB ve Fransa gibi İran da meydan okuyor. Tahran: "ABD bizi kuşatıyor ama aynı zamanda kendisi de kuşatılıyor ve hedefimiz haline geliyor. Füzelerimizle yakın çevremizde, 2 bin kilometrelik alanda bütün ABD hedeflerini, müttefiklerini, üslerini vurabiliriz" diyor. Haklı, vurabilir ve çok da zarar verebilir. Konu savaş olunca, teknik olarak bir çok şey mümkün. Ama konu bu değil sadece. İngiliz emperyal geleneği ve Fransız sömürge kültürü yeni bir Ortadoğu dizayn etmeye çalışıyor, bölgenin dinamikleri ise direniyor. Kendilerinden o kadar eminler ki, nükleer silah kullanmaktan bile söz edebiliyorlar.

 

Batı; "En kötüsüne hazır olmalıyız, en kötüsü de savaş" derken Rusya durumu sakinleştirmeye çalışıyor, İran bir Fars derinliği ve inadı ile bir adım geri atmıyor. Tam bu sırada, S. Arabistan, Mısır, Ürdün gibi ülkeler "Biz de nükleer silah isteriz" diyerek bütün zenginliklerini silaha yatırıyor. S. Arabistan son parti olarak İngiltere’ye 8,9 milyar dolar verdi ve 72 Eurofighter savaş uçağı satın aldı.

 

İmparatorluklar savaşıyor. İngiliz imparatorluğu, aynı siyasi kültürünün ürünü ABD ve Fransız emperyal tutkuları, Mozopotamya’yı ele geçirmek üzere. Dinlere, medeniyetlere, zenginliklere, ihtişama, bilgeliğe ev sahipliği yapan bu coğrafya öyle Saddam’ın, Baas’ın, aşiretlerin, yapay devletçiklerin coğrafyası değil.

 

Şimdi aynı güçler, Fars imparatorluğunun siyasi gücüyle, Müslüman İran’la hesaplaşmaya hazırlanıyor. Bunu deneyecekler. Neye yol açarsa açsın! Mezopotamya ve Fars ülkesi… Napolyonlar, Fatihler çağı geri dönüyor sanki!

 

Peki imparatorlukların savaşında, tarihin hesaplaşmasında biz, Türkiye ne yapacağız? Ürdün/S. Arabistan kategorisinde bir ülke gibi mi yoksa imparatorluklar gibi mi hareket edeceğiz? Bu hesaplaşma bizim de kaderimizi belirleyecek…

 

Yeni Şafak

 

 

 

166 total views, 1 views today

Leave a Comment