Zübeydi: Irak Direnişi Hedeflerine Ulaştı

ImageIrak’ın işgali, işgal başlangıcında Devrim Muhafızlarıyla işgalciler arasında yaşanan şiddetli çatışmalar,

Saddam’ın kamuoyuna yansımayan stratejileri, işgal sonrası yaşanan iç ve dış gelişmeler, Irak direnişi, IMAH’ın tutumu, Irak Hükümeti ve Irak’ın içinde bulunduğu krizden çıkış yolları gibi birçok konuyla ilgili Heyet Net’in gerçekleştirdiği bu röportajda çok önemli bilgilere ulaşacaksınız.

 

Birçok dış televizyon kanalı ve Arap basınınca çok iyi tanınan Iraklı Velid Zübeydi Irak Müslüman Alimler Heyeti (IMAH)’nin resmi yayın organı olan el-Basair Gazetesi ve Heyet Net’e konuştu. Zübeydi Irakla ilgili birçok hususta çok önemli noktaları açıklığa kavuşturdu.  

 

Zübeydi bir siyaset bilimcisi ve analizcisi. Yayımlanmış birçok kitabı ve eseri var. Bunlar, “Nehir Kıyısı’nda Ateşler: Su krizlerinin siyasi boyutları hakkında”, “Irak Yahudileri” ve “Yüzyılların Yağmuru ve Türk Politik Hayatı’nda Yahudi Etkisi”. Bunun dışında edebi eserleri ise şunlardır: Toprak Şiirleri, Duvar Hikayeleri ve henüz yayımlanmayan kısa hikayelerden oluşan “Üçüncü Evlat”. 

 

el-Basair Gazetesiyle Heyet Net kendisiyle Ürdün’ün başkenti Amman’da aşağıdaki röportajı gerçekleştirdi. 

 

Savaş Irak’taki Her şeyi Kapladı 

(Heyet Net) – Öncelikle “Bağdat Duvarı” adlı kitabınız üzerinde durmak ve her şeyiyle Irak’ı vuran savaşı bilmek, anlamak istiyoruz. Bu savaş neden sizce?  

 

(Zübeydi) – Sanırım sadece Irak için değil, Arap-İslam alemi ve İnsanlık milletlerine ait en önemli soru olarak düşündüğüm bu meseleyi cevaplandırdım.  

Savaşın olağanüstü bir durumda, belirli bir vakitte veya bazılarının öyle göstermek istediği gibi siyasi bir gerekçeyle başlamadığını gösteren kanıtlar ve deliller sundum. Hatta bu savaş, bazılarının odaklanmak istediği ve bir inanış şekline çevirmek istedikleri gibi petrol ve ekonomi amacını da gütmemektedir. Çünkü bu tür tezler Irak’ta yaşanan savaşın gerçek amacının düşünülmemesi için diğerlerini etkilemeye yöneliktir. Bizler bunları bir defasında kitle imha silahları derken bir defasında savaşın sebebinin petrol olduğunu, bir defasında demokrasinin yerleştirilmesinin hedeflendiğini ve bir defasında da diktatörlerinden kurtulmanın hedeflendiğini söylediklerini gördük. Buna rağmen kesin olarak inanmaktayım ki Irak’a açılan savaş geniş ölçekli planlı bir projenin parçasıydı. Bunun birçok sebebi olup en önemli sebepleri Irak’ın Arap ve İslami halkaya dahil olmasıydı.  

 

Muhafazakarların Siyonist projelerce açık bir şekilde işbirliği içinde olduğu Amerikan projesi Irak’tan başlayacak büyük bir çöküşün başlamasını hedeflemeye odaklanmıştı. Onlar Irak’taki savaşı ve berbat sonuçları gözlemlerken bu çöküş, domino taşlarına benzer şekilde diğer çöküşleri de beraberinde getirecekti,  

 

İsrail Direk Düşmandır 

(Heyet Net) – Öyleyse bu savaş kimin menfaatine? 

 

(Zübeydi) – Bölgedeki Müslümanlar ve Araplar için ilk düşman kimdir? Tereddüst bir şekilde bu düşman israildir.  

İsrail bölgede neredeyse yarım asırdan fazla zamandır Arap milletlerini bölmek için çalışmaktadır. Eğer sosyal yapı birçok açıdan çözülebilirse İsrail bunu olumlu destek noktalarını yok ederek yapmak istemektedir. Ancak genelde bölgedeki milletlere özelde de Irak’a karşı plan sürdürüldü. İlkinde İran-Irak savaşıyla bunu yok etmek isterken ikincisinde 1991’de başlayan savaşla yapılmaya çalışıldı. Onlar altyapıyı yok edebilirlerdi. Büyük savaş önceliğindeki en tehlikeli savaş Irak’a karşı uygulanan ambargoydu. Bu savaş Irak’ın tüm güçlerine karşı, eğitimine karşı, ilim adamlarını yok etmeye karşı açılan bir savaştı. Plan bilgiyi kuşatmaya yönelikti, ardından savaşın son aşaması olan aşama ise Irak’ı yok etmekti. 2003’te Irak’ın işgaliyle başlayan süreç işte bu planın bir parçasıydı.  

 

Saddam ne yapabilirdi? 

(Heyet Net) – Eski Irak Lideri Saddam Hüseyinin kendi bakışı ve değerlendirmeleri açısından hata yaptığını düşünüyor musunuz?  

Savaşlarda taktikler ve stratejiler vardır, belki de taktiksel hatalar yapıldı. Bu her yerde olabilir; ancak Saddam, dünyadaki süper güçlerce planlanan bir savaştan kaçınabilir miydi? Bu tür bir savaştan kaçınmak için ne yapabilirdi? 

 

(Zübeydi) – İlk örnek olarak sabık Irak liderinin Irak’ın yok edilmesine sebebiyet verecek araştırmacıların Irak’a girişine izin vermedeki inatçılığı dile getiriliyordu. Amerikan yönetimi Irak’a savaşın başlatılmasına zaten izin vermişti. Kaldıki Saddam komuta bölgelerine bunların girmesini izin vermediğinde dahi Irak, araştırmacıların ülkeye girmesine izin vermişti. Akabinde her yerden bunun Irak’ı felakete sürükleyeceğini söyleyen baskılar gelmeye başlamıştı. O zaman, 1998 yılında Kofi Annan Irak’ı ziyaret ederek Irak lideriyle tüm hassas bölgelere bu araştırmacıların girmesine izin veren bir anlaşma imzalamıştı. Araştırmacılar Saddam’ın yatak odası da dahil kitle imha silahları araştırması nedeniyle her yere girdiler. Bu durumda Saddam ne yapabilirdi ki? 

1998 yılında araştırmacılar dinleme cihazları, casus malzemeleri, kontrol ve takip cihazları ile daha birçok çok gelişmiş aletler kullanmaya başladı. Irak’ın kuzeyinden güney bölgesine kadar her yerini araştırdırlar; ancak herhangi bir silah bulamadılar. Bu durumda herhangi birini tutsanız daha fazla ne yapılabilirdi ki? Tüm kapıları 1998 yılında Amerikan yönetimine açmanıza rağmen, onlar “Çöl Tilkisi” denen krizi oluşturdular. Uydurma krizler çıkartarak araştırmacıları Irak’tan çıkarmaya çalıştılar. Çünkü Irak’ın işgali ve çöküşü henüz tamamlanmamıştı. Bu noktada Irak yönetimi araştırmacılar ülkeyi terk ettiğinde herhangi bir hata yapmadı.  

Amerikalılar Irak’a yönelik süren üç günlük savaşı Mübarek Ramazan ayının ilk gününde başlattılar. O zaman Iraklılar araştırmacıların ülkelerine tekrar girmelerine izin vermeyeceklerini duyurdular. İşte burada tuzağa düşürüldüler, niçin? Çünkü eğer araştırma faaliyetleri 2000 yılına kadar (bir yıldan daha fazla) devam etmiş olsaydı ve geldiklerinde aradıkları hiçbir şeyi bulamasalardı, dünya kamuoyu şu noktada mutabık kalacaktı: Amerikalılar kesinlikle yalan söylüyorlar ve Irak’ı yok etmek için çalışıyorlar. Sözkonusu durum 2002 yılına kadar sürdü.  

Aynı yıl Irak’a yönelik olarak aynı uluslararası baskı tekrar arttı. Irak bu problemin kitle imha silahları veya benzeri gerekçelerle değil bizzat Irak’ın kendisinin hedef seçildiğini söyledi. Araştırmacılar Irak’a geri döndüler ve buradaki tüm bölgeler hakkında bütün bilgilerini yineleyerek tamamladılar. Araştırmacılar Birleşmiş Milletler kararlarınca yasaklananlardan daha düşük mevzili olan füzeler de dahil tüm Irak füzelerini imha edecek yeni şartları da ekleyecek önemli bir noktaya ulaştılar.  

Bu noktada onlar birçok şeyden emin olmak istiyorlardı. Bunlar şunlardı:  

İlk olarak: Batı çölünden İsrail’e yönelik herhangi bir füze tehdidinin olmaması 

İkinci olarak: Geçen dönemde İsrail veya Amerikan karargahlarına saldırabilecek kapasitede silahların olmadığından emin olmak,

Üçüncü olarak: Planları güçlerinin rotasının hiçbir değişiklik olmadan açık ve bilinmesinden emin olmak. 

Bu yüzden olayları ve gelişmeleri takip eden biri, Taji’deki son Sumud 2 füzesinin araştırmacıların Irak’ı terk etmesinden iki gün önce yok edildiğini görecektir. Böylece 19 Mart 2003 tarihinde Irak’ın işgal edilmesine yönelik hazırlıklar da tamamlanmış oldu. Irak’taki savaşla ilgili bu bilgiler ve gerçekler Irak yönetimi ne yaparsa yapsın gayet belirgindi. Bu yüzden de 20 yıl öncesinden planlanmış bir savaştan kaçınmak mümkün değildi.  

 

Saddam savaşın kesin olduğuna ikna olmuştu 

(Heyet Net) – Bağdat Duvarı adlı kitabınızda da bahsettiğiniz gibi Iraklı komutanlar özellikle sabık lider savaştan kısa sürece önce Bağdat’ta el-Zavra projesinin gelişimini gözden geçiriyordu. Sekreteri Abid Hamud kendisiyle Habbaniye’de kısa bir aile seyahatinde onunla beraberdi. Saddam Hüseyin, Amerika’nın veya savaşın tahtını sallayacağını hiç düşünmedi mi? 

 

(Zübeydi) – Sanırım Saddam Hüseyin savaşın geldiğine kani olmuştu, ancak başka şekilde. Şöyleki; silahlı güçlerin, mühimmatın, Irak halkının durumu ortadaydı. Bir komutanın bana söylediklerini aktaracağım. Kendisi şöyle dedi: “Savaştan kısa bir süre önce yüksek askeri şura toplantısında Saddam Hüseyin şunları söyledi: Savaş geliyor ve Amerika Irak’a savaşı başlatacak. Eğer Amerika Irak’ı işgal ederse Allahın izniyle zafer Allah’ın zaferi olacaktır. Ancak Amerika’nın Irak’ı işgal etmesi durumunda yeni taze bir direniş yeni bir isimle ortaya çıkacaktır.” Açıkça direnişin Felluce’de, Bağdat’ta, Musul’da, Diyala’da, Basra’da ve tüm Irak topraklarında görüneceğini belirtti. Direnişin yerleşmesinin ardında da Amerika tepetaklak düşecektir ki bizler bugün bunu gözlemliyoruz.  

 

Saddam’ın ölüm fermanı 

(Heyet Net) – Saddam Hüseyin’in infazının içeriden mi yoksa dışarıdan mı yapıldığını düşünüyorsunuz? 

 

(Zübeydi) – Aynı düşman, aynı kimlik ve aynı hedef. Dünyanın her ülkesinde özellikle de tam yerleşmemiş olanlarında hükümeti düşürmek veya zayıflatmak için çalışan gruplar, oluşumlar veya partilerin olduğu gayet aşikar bir şekilde bilinmektedir.  

Eğer düşmanı önlemek işgal öncesinde ve sonrasında Amerikalılarla birlikte çalışmak ise bu durumun Amerikalıların işgal sonrasındaki projelerini gerçekleştirmelerine yardım etmek olduğu açıktır. Saddam’ın tüm düşmanları hatta Irak’ın düşmanları hiçbir yolla ülkenin birliğini etkileyemezlerdi. Ne zamanki Amerikan tank güçleri geldi ve Irak’ı kontrol etmeye başladı işte o zaman bu insanlar işgalcilerin istedikleri şeyleri yapmak için ortaya çıktı.  

 

 

(Heyet Net) – Saddam’ın arkadaşlarının kendisini terk ettiğine inanıyor musunuz?

 

(Zübeydi) – Kesinlikle hayır. Elimizde bununla ilgili birçok bilgi ve anlatım var. 8 Nisan 2007 tarihinde savaşmaya giden üst düzey askeri yetkililer var. Onlar Amerikan güçlerine karşı savaşıyorlardı ve işgalcilerle el-Khadra (yeşil) alanda karşılaştılar. Fakat devletin askeri ve güvenlik sistemi çökmüştü; çünkü Amerikan işgalinin bu kadar hızlı olacağı beklenmiyordu.  

Amerikan güçleri Bağdat havaalanına girdiklerinde bu, herkes açısından gerçek bir şoktu ve tüm karargahların iletişim kanallarının tamamı neredeyse yok olmuştu. Şok son derece etkiliydi ve Bağdat’ta olanlar bunu iyi hatırlayacaklardır. Ben de o zamanlar Bağdattaydım. Savaş uçaklarının bombaları ve roket sesleri inanılmazdı. Bombardıman özellikle devrim muhafızlarının Bağdat’ı Amerikalılardan korumak için konuşlandıkları bölgelere kilitlenmişti.

Yaşanan sahne tarihihin hiçbir döneminde yaşanmamıştı. Düşmanın askeri üstünlüğü gayet açık, havagücü hakimiyeti de kesin. Herhangi bir direniş gücü yoktu. Bu yüzden de işgalciler Bağdat’ın göbeğine rahatlıkla ulaşabildiler.  

 

Havaalanı çatışmasının içyüzü 

(Heyet Net) – Havaalanı en güçlü çatışma alanlarından bir tanesiydi. Gerçekte orada ne yaşandı, işgal güçleri cidden çatışmada fosfor silahı kullandı mı? 

 

(Zübeydi) – Aslında çatışma havaalanı çatışması değildi veya sizin Bağdat çatışması diye düşündüğünüz şey de değildi. Yaşanan hadise Amerikan güçlerinin güneyden gelen bir yoldan havalimanına girmeleridir. Onlar paraşüt gücüyle değil piyade gücüyle geldiler. Bu, askeri komuta açısından şok etkisi yapacaktı, bu yüzden de onlar bu güçlerden kurtulmaya çalıştılar.  

Havaalanı yerleşkesi çok geniş kapalı olmayan bir alana kurulu. Bu meseleyi askeri açıdan gözlemlediğimizde sizler de göreceksiniz ki zırhlı araçlar havalimanının tam ortasına odaklandı. Burası da havalimanının bitiş noktasından anayola kadar 5 km ve kapalı değil. Buradan yola yürüyürek gitmek imkansız. Sözü edilen güçlü çatışma devrim muhafızlarına bağlı roket tugayları güçlerince yürütüldü. Onlar Amerikan güçlerine karşı Ebu Gureyb bölgesinden roket saldırısı başlattılar.  

 

 

(Heyet Net) – Tüm bu bilgileri kim verdi sizlere? ?  

 

(Zübeydi) – “Bağdat Duvarı” adlı kitabımı hazırlarken bir takım askeri yetkililerle ve kişilerle bilgi almak ve savaşın detaylarını öğrenmek için görüştüm. Savaşın yaşanan asıl yönü el-Ruzvaniye’deki başkanlık sarayında vuku buldu. Amerikan askerleri bu bölgeyi doldurdu. Karşılarında da bu bölgeye nakledilen devrim muhafızları ve özel kuvvetler vardı. Onlar Amerikalıları püskürtebilirlerdi ve birçoğu çatışmada öldü. Saddam ve Iraklı askeri komutanlar arasında iletişim devam ediyordu. Saddam komutanlarına “nereye ulaştınız” dediğinde komutanları ona nerede olduklarını ve nereye ulaştıklarını söylüyordu.  

Amerikalılar orada bir çatışma olduğunu anladılar, ardından güçlerini takviye ettiler, aynı zamanda Amerikan savaş uçakları da bölgeyi bombalamaya başladı. Irak güçleri de geri dönüp çekilmek zorunda kaldı, yaşanan buydu. Farklı hikayeler var tabi ancak aslında ben bunu Saddam’a çok yakın bir kaynaktan başka yerden de duymadım. Ancak eminim ki Amerikalılar havaalanı bölgesine yerleşmek için muhtelif tiplerde silahlar kullandılar tabi. 

 

 

(Heyet Net) – Bağdat saldırıya uğradığında Saddam Hüseyin bu kalelerden birinde miydi? 

 

(Zübeydi) – Hayır. O, bu saraylardan hiçbirinde değildi. Havalimanı yoluyla birleşen el-Amiriye’de idi. Kendisi el-Ruzvaniyedeki başkanlık sarayına yönlendirilen bir grup savaşçıyla irtibat halindeydi.  

 

Dört yılın ardından Irak 

(Heyet Net) – İşgalin ardından dört yıldan fazla zaman geçti. Irak’ın durumunu bugün nasıl görüyorsunuz? Çok tatsız, kötü bir durum var. Kimlik kartlarına göre cinayetler, gün ortasında kaçırmalar ve işgalin ardından Irakta görülen benzer hadiseler… Ne diyeceksiniz?  

 

(Zübeydi) – Irak’taki durum çift yönlüdür. Biri tamamen hüzün, yıkım, katliam ve zarardır. Bu fotoğraflar Amerikalılar ve müttefiklerince oluşturuldu. 3 milyonu dışarıda 4 milyonu da Irak içinde olmak üzere yaşamaya çalışan insanların bu yıkımın, tahribatın, kaçırma ve günlük cereyan eden çirkin olayların sonucunda sığınacak yerleri yok.  

İkinci durum ise Iraklıların varlığını kanıtlayan son derece parlak ışıkları gösteren şeydir. Bu da Irak direnişidir. Onlar kalplerimizdeki ümitleri yeniden yeşerttiler. Bizler bu gücün başarısını araştırıyoruz. İnşallah bunlar çok büyük hedefleri gerçekleştireceklerdir. Şunu söyleyebilirim veya bu hedefleri açıklayabilirim ki direniş, tarih boyunca yaşanan savaşların en büyük hedeflerini gerçekleştirecektir. Niçin? Çünkü Irak’taki düşman Amerikadır. Ve Amerika da dev gibi askeri imkanlara sahip olup teknolojiye ve teknolojik silahlara maliktir. Amerika bu savaş için tüm ekonomisini seferber etti. Yine Amerika kontrol ettiği açılardan işbirlikçilerini ileri sürdü ve bunları eğiterek her açıdan kontrolu sağladı. Ancak ne zamanki bu güç -direniş- gözle görünür hale geldi ve günlük eylemleriyle Amerika’yı yenilgiye uğrattı; işte o zaman durum değişti. Amerikan Yönetimi de bunu itiraf ediyor, kaos ve kargaşa içinde yaşıyorlar. Sanıyorum bu, insanoğlunun tarih boyunca gerçekleştiremediği en büyük zaferdir. Bu da ülkemizde yaşanan durumunun en sevinç verici yüzüdür. 

 

Amerika’nın Irak’taki Yenilgisi 

(Heyet Net) – Amerika’nın Irak’taki başarısızlığı açık. Neden Amerika bu derece kibirli ve Irak’taki yenilgiyi kabul etmiyor. Niçin Irak’tan güçlerini geri çekerek ülkeyi kendi halkına bırakmıyor?  

 

(Zübeydi) – Amerikalılar gerçekte Irak’tan iki ay önce geri çekilmeye başladı. Ancak Beyazsaray ve Pentagon’daki komutanlar arasında korku ve tedirginlik var. Amerikan güçlerinin sayısı 360.000’i geçiyor ve bunlar Irak’ın birçok bölgesine yayılmış durumda. Eğer aniden bir geri çekilme takvimini duyururlarsa onlar da ne olacağını biliyor.  

Amerikan askerleri tamamen ümitsiz, korku içinde, panik ve endişelidirler. İşgal askerlerleri bir korku içindedirler. Şöyleki; kamplarında mı, karargahlarında mı, bir roket saldırısıyla mı veya bir patlamayla mı direnişçilerin askerlerini öldürmesiyle yüz yüzedirler. Hatta onlar bir amaç, bir gaye olmaksızın Irak’ta kalıyorlar. Ya hakikaten Amerikan askerlerinin Irak’ta bulunmalarının amacı nedir?  

ABD dünyayı sözde demokrasi hikayesi ve Irak demokrasisi örneğini hayata geçirme hikayesiyle aldattı. Şimdi Amerikalılar “bu projeyi biz tahmin ediyoruz” demekteler. Yani Amerikan askerleri Irak’ta niye savaşsın ki? Sadece kendi hayatlarını korumak için savaşıyorlar. Newsweek dergisi, meşhur Amerikalı gazeteci Seymour Hersh’in uzunca bir makalesini yayımladı. Hersh şunları söylüyordu: “Askerlerle sohbet ettim. Ne zaman bir bölgeden geçsek orada direnişin izlerini görüyoruz. Bu yüzden de bazılarımız vücudumuzu gösteriyor. Mesela ellerimizi veya ayaklarımızı gösteriyoruz. Böylece vurulup yaralanmak ve bu suretle Amerika’ya geri döndürülmek için böyle yapıyoruz.  

Amerikalılarla çalışan bazı mütercimlerle görüştüm. Onlar iki yıldır devriye gezen askerlerin uyuşturucu olmaksızın hareket etmediklerini söylediler. Öyleki onlarla çalışan çevirmenler de uyuşturucuya başlamış…” Görüldüğü gibi durum ümitsizlik ve korkudan ibaret. Eğer ABD yönetimi birden geri çekiliş takvimini duyurursa bu askerlere ne olacak? Elbette tamamı tersyüz edilip alaşağı edilecektir.  

Diğer bir nokta da şu. İşgalciler, Irak’taki direnişin gittikçe güçlendiğini, birçok genç insanın direnişe katıldığını biliyor. Ani bir geri çekilme durumunda Amerikan karargahları tamamen imha edilecektir. Buralardaki Amerikalılar Iraklılar tarafından öldürülecektir. Niçin? Çünkü nerede bir Amerikan karargahı bulunuyorsa; orada o kadar çok kin ve nefret vardır. 

 

 

(Heyet Net) – Niçin? 

 

(Zübeydi) – Çünkü işgalciler insanlara hakaret ettiler, kadınları ve erkekleri tutukladılar, küfrettiler, ailelere saldırdılar, insanlara çeşitli şekillerde işkence uyguladılaı. Bu tür eylemler yapan ve bu tür davranışlara sahip işgalcilere karşı insanlar nasıl davranacaktır? Eminim ki geri çekilme iki ay önce başladı.  

 

Irak’ta Kalıcı Üsler 

(Heyet Net) – Çekilme durumunda Amerikan işgal güçlerinin Irak’ta kalıcı üsler kurmaya devam edeceklerini düşünüyor musunuz?  

 

(Zübeydi) – Amerikalılar her Irak’lıyı bir Amerikalıya çevirmeyi istedi. Ancak açıkça görünen şu ki – mektuplarını okuduğum kadarıyla – Irak direnişi Irak topraklarında neler olduğuna karar veren ve yönlendiren bir konumda. Irak’ta yaşanan olayların vahşi ve barbar bir savaş olduğunu herkes biliyor. Irak direnişi açık bir şekilde herhangi bir Amerikan varlığını, üssünü, yatırımını ve hatta uzmanlarını veya diğer benzeri konuları kabul etmiyor, bunları reddediyor.  

 

Amerikalıların Irak’taki Gerçek Kayıpları  

(Heyet Net) – Pentagon tarafından duyurulan Amerikan askerlerinin Irak’taki kayıplarının gerçek rakamları yansıttığını düşünüyor musunuz?

 

(Zübeydi) – Amerikanın yalanları dünyada hiçbir ülkenin ulaşamayacağı bir seviyeye ulaştı. Örneğin size şunu söyleyeyim: Amerikalılar Temmuz ayında kendilerine yönelik saldırıların 177 sayısına ulaştığını itiraf etti. Bu rakamlar işgalcilerin verdiği rakamlar. Bu, sadece bir ay içinde ne kadar saldırının olduğu anlamına geliyor.

Herkes de biliyor ki Iraklı olarak bizler işgal güçlerinin geçtiği esnada bombaların patladığını, hammer veya tankların hedef alındığını görüyoruz. Eğer bizler zırhlı araçların ve hammerları hedef alan saldırıların 177 olduğunu varsayarsak aynı zamanda şunu da öngörebiliriz. Yapılan saldırılarda bu zırhlı araçların içindeki insanların yarısının ölmesi demek günlük olarak ölen işgalci sayısının 40 veya 50’den aşağı olmadığı anlamına gelir. Bu bir gerçek. Eğer değilse ABD başkanı George W. Bush neden Amerika’ya taşınan cesetlerin fotoğraflarının yayımlanmasını yasaklıyor? Neden öldürülen işgal askerlerini gece yarısı taşıyorlar? Niçin Amerikan halkı bu durumu protesto ediyor? Amerikayla bir irtibat noktası olan Almanyadaki Amerikan üslerine neden komple bir sınırlandırma getiriliyor? Bizler de, Iraklılar da iyi biliyor ki Amerikan askerleri arasındaki ölüm oranları her gün onlarcasını bululuyor. Tabutlarını saklıyorlar, Pentagon tedirgin ve askerleri hikayeyi biliyor, panik içinde yaşıyorlar.

 

Kafadan Hasta Amerikalı Askerler

Bilmem çok sayıda deli Amerikalının olduğunu ve Pentagon’un bunları “kafadan hasta” olarak açıkladığını biliyor muydunuz? Bu hastalık, tankları bombalandığında ölmeyen, güçlü patlama ve sarsıntılarla karşılaşan askerlerde deliliğe neden olan bir hastalık.

 

Amerikanın en büyük üç hastanesinde bu tür hastalıklarla mücadele ediliyor. Bu hastalıktan muzdarip olan Amerikan asker sayısı 30.000 otuzbinden daha yukarıda. Bu insanlar bu hastalığa Irak direnişi dolayısıyla yakalandı. On ay önce Pentagon resmi olarak bu hastalığa mübtela olanların sayısının 18.000’e ulaştığını duyurdu. 

Bu insanlar deli olmaları nedeniyle ölünceye kadar dikkatle bakılmaya ihtiyaç duyuyor. Deli sıfatını taşıyan 18.000 insana hayatlarının sonuna kadar harcanacak para miktarı ise yaklaşık 112 milyar dolar. Geçen yıl saldırılar artı, işgalcileri hedef alan bombalı saldırı teknikleri de doğal olarak arttı tabi. Bu yüzden Amerikan kayıpları ciddi oranlarda yükseldi, ancak Amerikan yönetimi gerçeği söylemiyor. Yaralı askerlerin sayısı 50 bini aştı, bu insanlar deli olmasa da artık sakat durumdalar.  

 

Maliki Hükümetinin Sonu 

(Heyet Net) – Maliki Hükümeti’nin oynadığı kartın sonuna gelindiğine inanıyor musunuz?

 

(Zübeydi) – Daha işin başında zaten oyun bitmişti. Bu hükümeti değerlendirmenin çok erken olduğuna inanıyorum. Çünkü yönü zaten milletimizden son derece uzak bir rotada olup, devam etmesini sağlayacak bir sonuca da ulaştırmayacaktır. Başlangıcından beri bu hükümet işgalcilerin lehine, çıkarlarına hizmet etti. Her yerde yükselen milli sesi susturmaya çalışıyorlar. Ben milli seslerin mücadele ettiği, milli güçlerin kuzeyde, güneyde ülkemizin ortasında ver her yerinde, belirli bir yerde mücadele ettiğini belirtmeyeceğim. Bu yüzden hükümet başarıya ulaşamayacaktı zira siyasi operasyon temelde paylaşım üzerine kuruluydu. Bu anlaşmadan anlaşılan paylaşımın Sünnilere, Şiilere ve Kürtlere bir ölçek verilmesi değildi, bilakis bu, Irak’ın milli servetinin yağmalanması paylaşımıydı. Bu sebeple sizler, seçime katılan insanların dahi şu basit soruyu sorduğunu göreceksiniz: “Bizler şu üç hususu gerçekleştirmek için sandıklara gittik. Bunlar: 1- güvenliği sağlamak 2-gerekli hizmetleri sağlamak – 3- işgalcilerin ülkeyi terk etmesi ve ülkemize bağımsızlığın geri kazandırılması. 

Maliki Hükümeti zamanında güvenlik şartları geçmiş hükümetlerde olduğundan daha berbat bir hale dönüştü; güvenlik en kötü duruma geldi. Irak’taki muhtelif mezhepler arasına fitne ve ayrılık sokmayı istediler. Kimliği belirsiz cesetler sadece güvenlik güçlerinin bulunabildiği sokağa çıkma yasağı zamanlarında sokaklara atıldı. Yine kadınlar kaçırıldı, insanlar kimliklerine göre kaçırıldı, öldürüldü ve katledildi. Tüm bu caniler işgalcilerle dirsek temasındaydı.  

Maliki Hükümeti düşünmeden işe başladı, işgalcilere, kendi partilerine veya Irak’a hizmet edecek şeyleri hayata geçirdiklerini düşünmüyorum. Sadece belirli bir mevkiyi temsil eden yetkilendirilmiş insanlar veya şahıslar olarak görünmeyi hayata geçirdiler. Hiçbirşeyi yönetmeye muktedir olamadıkları o kadar açıkki… Amerika’nın bir olumlu olayı kararlaştırmadığını ve Irak’taki durumun kesinlikle gelişmediğini de aynı zamanda kanıtladı. Çünkü siyasal erk ve mekanizma işgalin gölgesi altında başlatılmıştı ve bu bağlamda bir anlam ifade ediyordu. Tüm gayretleri işgalin Irak’ta varolmasını sağlamaya yönelikti. Hakiki çözüm bu siyasi süreci bütünüyle iptal etmektir, ne metotla olursa olsun işgalcilerin ülkeden sürülerek varlıklarının sona erdirilmesidir. Yine gerçek çözüm işgalcilerin Irak halkını ayırmaya yönelik şeytani ve çirkin niyetlerinden kurtulmaktır.  

 

İşgalcilerin Çekilmesinin Akabinde İran Müdahalesi  

(Heyet Net) – Bazı insanlar -bunun arasında ben de varım- eğer ABD çekilirse İran’ın güneyden müdahale edebileceğini söylüyor. Görüşünüz nedir?  

 

(Zübeydi) – Bu senaryo birçok insanın görüşü. Buna rağmen haritayı son derece iyi bir şekilde incelemeliyiz. Eğer Türk Güçleri Irak’ı işgal etseydi ve örneğin Bağdat’a veya Musul’a ulaşsaydı; acaba kendileri Amerikan güçleri gibi son derece güçlü ekonomik bir yapıyla, gizli ajanlarıyla gelip aynı teknikleri mi kullanacaktı? Onların kaderleri işgalcilerden daha feci bir şekilde olacaktı; Amerikan güçlerini alt eden direniş güçleri herhangi bir diğer askeri gücü de hayli hayli yenilgiye uğratacaktır. Hadi varsayalım ki İran iteklendi ve Bağdat’a ulaştı. Acaba İran, Irak’ın işgalini oradaki direnişe rağmen devam ettirebilecek mi? Sizi temin ederim ki eğer İran, Irak topraklarına girerse güney Iraktaki halk daha onlar Bağdat’a ulaşmadan kendileriyle yüzleşeceklerdir.  

 

 

(Heyet Net) – Bildiğiniz gibi Irak halkı bir Arap ve aşiret kavmi. İşgal güçlerinin Irak’tan geri çekilmesi durumunda farklı aşiretlere bağlı gruplar arasında iç savaşı tetikleyebilecek bir öç alma olayı olabilir mi?  

 

(Zübeydi) – Geri çekiliş gerçekten olursa ve işgalciler yenilirse bu durumda Iraklılar bu noktada çok ama çok daha dikkatli olmalıdırlar. Iraklılar bilmelidirler ki Amerikalılar ve müttefikleri etnik ve mezhebi gruplar arasında bir iç savaş çıkartmak ve bunu körüklemek istediler. Bunu da Iraklılar arasındaki Sünni, Şii ve Kürtlerin birliğini parçalamaya çalışarak yapmak istediler. Fakat bu akamete uğradı.  

Eğer birinin çocuğu belirli bir milis, belirli bir ordu veya belirli bir grup tarafından öldürülürse ailesi bilmelidir ki bu, şahsi bir intikam alma hadisesi değildir. Belki de o işgalcilere hizmet ettiğinden dolayı öldürülmüştür. Bu yüzden kan akıtmaya devam etmemiz durumunda Irak’ın inşa edilmesini başaramayacağız. Milli proje ve her Iraklının bu noktayı gözlemlemesi gerektiğini düşünüyorum. Aynı zamanda bu mesele üzerinde aşiretler, hukuk adamları ve liderler büyük bir dikkatle çok iyi bir şekilde çalışmalıdırlar. Kan, körlük ve rastlege intikam sona ermeli; herkes kendi problemlerine yasal oluşumlardan önce çare bulmalıdır. Meselelerini yasal oluşumlara götürmelidir. Buna rağmen yaralar sarılmalı tamamıyla bir hoşgörü, müsamaha gösterilmelidir 

 

İran ve Büyük Şeytan 

(Heyet Net) – İran’ın müdahalesi gayet açık bir şekilde görülüyor. Herkes İran’ın geçmişte Irak muhaliflerine yardım ettiğini de biliyor. İran, Irak işlerine müdahale etmekle, muhalefete hazırlık, yardım ve yataklık, koruma talebine bir cevap mı vermek istemektedir?   

 

(Zübeydi) – İran yatırım yapmak için herhangi bir fırsatı kaçırmak istemeyen bir ülke gibi davrandı. İran, bölgede siyasi ve mezhebi bir projeye sahiptir. İran siyasi projenin kendi mezhebine hizmet edecek bir yönde gitmesini arzuladı. İran büyük şeytanın yaptığı siyasi süreci desteklemekten de sarfı nazar etmedi, bundan kaçınmadı.  

Yine bilinmektedir ki İranın deklarasyonunda işaret edilen Amerikaydı. Amerikan tankları 2003 Temmuz ayından 3 ay önce bölgeye ulaştığında Paul Bremer, yönetim konseyi teşkil etti. Herkes biliyor ki bu bir Amerikan planıydı, büyük şeytanın planıydı. İran acele ederek hemen resmi bir heyetini göndererek yeni konseyi tebrik etti ve desteklerini iletti. Yine İran, İyad Allavi ve El-Caferi Hükümetleri’ni destekledi, Seçimleri ve Yeni Anasaya’yı kutsadı. Oysa İran da bunun bir Amerikan planı olduğunu gayet iyi bilmektedir. Bu yüzden İran kendi projelerini siyasi süreç aracılığıyla gerçekleştirmeyi istedi. Amerikalıların Irak’ta yaptığı eylemlere, siyasi ve dini yetkililerin yaptıkları açıklamalar ve bunlar arasındaki çatışmalara rağmen bu denilenler yapıldı.  

Tüm konuşmalar İran’ın, Lübnan’da Amerikaya karşı iken Irak’ta neden Amerikanın karşısında olmadığı noktasında düğümleniyor? Washington ve Tahran arasında o kadar çok şey yaşanıyor ki… Sanıyorum bu şeyler dar çerçevede menfaatler çakışması etrafında dönüp dolaşıyor.  

 

Iraktaki Örnek Çözüm 

(Heyet Net) – Farz ediniz ki Irak meselesinin çözümü sizlere kaldı. Bu meselenin çözüm yolunun nasıl olacağını tahayyül ediyorsunuz?  

 

(Zübeydi) – Iraklıların çoğu hikmet ve tecrübeyle davranan akıllı insanlardır. Yaşanan sorunların çözümünün o kadar da zor olduğunu düşünmüyorum. Bakış açıma göre mesele çok zor değil ve çok önemli öneriler de zaten hayata geçirildi. 

İlk Öneri: Iraklılar özellikle etnik kimlikler ve mezhepler hakkında konuşan herkesin aslında ülkeyi mahvetmek için gayret gösterdiklerini fark etti. İşgal öncesinde yaşıyor olsaydık eminim ki mezhepler üzerine yapılacak konuşmalarımız şakalar ve basit tartışma diyalogları olacaktı. Bu, Iraklıların doğal karakteridir. İşgalcilerin ülkemizi terk etmesinin ardından inanıyorum ki Iraklılar yaşadıkları trajediden bir selamete ulaşacaklardır. Bu esnada mezhepler hakkında fikirler önermek veya mezhepler hakkında konuşacak kimseyi kabul etmeyeceklerdir. Bu olumlu bir durum olup üzerine fikirlerimizi inşa etmemiz gereken çok önemli bir meseledir. Bu mesele üzerinde konuşmayı istemiyoruz. Milli birlik esasına dayanmalıyız. Allah (cc)’a hamdolsun ki Irak, mezhebi ayrıkları aştı; çünkü güçlü ve temel bağlar ülkenin gerçek birliğini korudu.  

İkinci Öneri: Tüm kötülükler işgalden kaynaklanmaktadır. Şahsen ben işgalcilerin tamamen yenildiğine inanmaktaydım. Bu sebeple eğer şeytani güç benzerleriyle birlikte ülkemizden giderse, ardından bu meselenin halledilmesi o kadar da zor olmayacaktır.  

Şimdi bizler Irak’ta üç tehlikeli meseleyle karşı karşıyayız. Bunların ilki işgal tehlikesidir. İkincisi siyasi işleyiş tehlikesidir, üçüncüsü ise güvenlik tehlikesidir.  

İşgalcilerin ülkeyi terk etmesinin ardından bizler ilk tehlikeden kurtulmuş olacağız. Eğer işgal yenilgiye uğrarsa bu, siyasi sürecin de işgale birlikte sona ereceği anlamına gelecektir. Geriye de güvenlik problemi kalacaktır. Bilindiği gibi güvenlik birimlerini Irak halkının evlatları oluşturmaktadır. Bunların çoğu da aileleriyle birlikte bir lokma ekmeğe muhtaç kaldıktan sonra çalışmak zorunda kalanlardır. Eğer gerçek bir milli hükümet görevi devralırsa eminim ki bu güvenlik mensuplarının yüzde sekseni -hakkında ne söylenirse söylensin- kendi halkına karşı olmak yerine onları koruyacaktır. Burada çözüm yolları netleşecektir. Ardından geçici bir askeri hükümet kurulacak, yasalaşacak kanunlarla uyumlu bir şekilde ülkenin ilişkileri ve muameleleri bu aşamada yerine getirilecektir. Yine burada Irak’ın inşasında samimi milli gayretler olmalıdır. Atılacak adımlar gayet basittir. İşgalin çirkin yüzü silinecek, dükkanlar ve evlerin sahipleri geri dönmeye başlayacak ve gelişme aşama aşama başlayacaktır.  

 

Irak Müslüman Alimler Heyeti (IMAH)’nin İstikrarı 

(Heyet Net) – Irak Müslüman Alimler Heyeti (IMAH)’ın performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?  

 

(Zübeydi) – Gerçekte işgalin ardından birçok güç, parti ve grup ortaya çıktı. Bağımsız bir insan olarak bu güçleri ve grupları gözlemekteydim. Gözlemlerimdeki ölçüt şuydu: bu veya şu grubun koyacağı sınır nedir? Bunların çoğunun işgalcilerin direktifleri doğrultusunda çalıştığı görüldü. Bazıları ılımlıydı, ardından döndüler ve dün dediklerinin tersine diğerleriyle konuşmaya başladılar.  

Ancak, hakikaten basın açıklamalarını, bildirilerinini ve duruşunu takip ettiğim Irak Müslüman Alimler Heyeti (IMAH) için kendileriyle milli bir projeye katılacağımı rahatlıkla söyleyebilirim.  

Irak Müslüman Alimler Heyeti (IMAH) duruşunda herhangi bir değişiklik yapmadı. Açıklamaları da son derece dikkatli ve özenli gerçek bilgilere dayalı olarak yapılıyor. Irak Müslüman Alimler Heyeti (IMAH)’nin açıklamalarındaki erken teşhisler ve tanımlar, olaylara yaklaşımı ve deklarasyonları, gelecekte ne olacağına dair tahminleri ve önerileri çok açık. Şeyh Haris ed-Dari’nin görüşmeleri, röportajları da son derece açık ve net. Kendisi asıl kötülüğün işgal olduğunu ve siyasi sürecin Irak’ı yıkım ve ayrışmaya götüreceğini açıklıkla ifade ediyor. Bu bir gerçek. Tek çözüm de işgalin Irak’tan direnişin gücüyle defedilmesidir. Bu bakış açıları Irak Müslüman Alimler Heyeti (IMAH)’nin kendisine mihver edindiği hususlardır. Tüm bunlar da açıkca kendisinin doğru olduğunu kanıtlıyor.  

Irak Müslüman Alimler Heyeti (IMAH) tehlikenin gerçek yüzünü ortaya koydu ve buna çözüm yollarını ortaya koydu. Bu yüzden IMAH’ın birçok meseleyi, durumu ve bunların geleceğini daha başından teşhis ettiğine ve meseleleri iyi kavradığına inanmaktaydım.  

Irak Müslüman Alimler Heyeti (IMAH)’nin etkinliği sonuçlarını Irak sokaklarında gösterdi. IMAH, tereddüt eden bazı vatandaşları milli çizgiye geri dönmeye ikna etti. Bu benim şahsi görüşlerim değil; bilakis bu, büyük sayıdaki siyasi ve entelektüel kesimin görüşüdür.  

 

Irak Direnişi, İşgal Çağını Düşürdü 

(Heyet Net) – Milli bir yazar ve siyaset uzmanı olarak, Irak toplumuna ve Irak direnişine ne söylemek istersiniz?  

 

(Zübeydi) – Irak halkına şunu söylemek isterim: işin büyük kısmı gitti ve bitti. Çok büyük trajediler yaşandı. Onlar Irak’ı bir kan gölüne çevirmek istediler ama başaramadılar. Çözüm Allah (cc)’ın izniyle yakın bir gelecektedir, sanırım yolun yarısını geçtik. Sabırlı ve tahammülkar olmalıyız. Aldığımız yaralara takılmamalıyız; aksine bu ülkenin ve evlatlarımızın geleceğini nasıl inşa edeceğimize odaklanmalıyız. Düşmanlarımızın girmek istedikleri, özellikle mezhebi konular gibi boşluklardan istifade etmelerine fırsat vermemeliyiz; bu tür boşlukları kapatmalıyız.  

Irak direnişine ise şunu söylüyorum. Direniş işgal çağını 30 yıldan 20 yıla en az 4 yıl düşürme yeteneğindeydi. Irak direnişi askeri bağlamda son derece başarılı oldu. Tabi kendilerini bekleyen önemli beklentiler var. Bilindiği gibi direniş Amerikan, Irak ve Arap oluşumlarınca anti-propagandaya maruz kaldı.  

Direniş grupları aşağıdaki hususlar doğrultusunda kendi programlarını kamuoyuna açıklamalıdırlar:  

İşgalin ardından devletin şekli nasıl olacaktır? 

Irak halkının tüm mezheplerine ve etnik unsurlarına bakış açılarını açıklıkla duyurmalıdırlar. Milli birliği nasıl koruyacaklar? 

Tahmin ettiğim kadarıyla en önemli mesele direnişin kamuoyuna güven vermesi, onları tatmin etmesi gerektiğidir. Direniş, Irakın bağımsızlığına doğru yaklaştığında geriye dönüp idareye uygun insanları tutmayı, herhangi bir hükümet makamı veya bir ücret istememelidir. Çünkü direniş şerefli bir görevdir; ne bir malla veya başka bir şeyle kıyaslanamaz. Eminim ki direniş işgal projelerinin başarısız olmasına sebep olarak çok iyi bir görevi üstlendi. Direnişçiler hayatlarını, ailelerini vatanları uğruna feda etti. Bunlar bizim düşündüğümüz fikirle aynı çizgidedirler, çoğu insan da aynen böyle düşünmektedirler.  

İnanıyorum ki onlar Irak’ın işgaline karşı şerefli bir şekilde mücadele veren kahraman direniş hakkında dünyaya berrak bir fotoğraf çizeceklerdir… 

 

HEYET Net

 

 

 

Bu yazı IMAH Türkçe Resmi Sitesi için Özel Çevrilmiştir © 2007

 

Orjinal Arapçası için lütfen tıklayın: الأستاذ وليد الزبيدي

İngilizcesi için lütfen tıklayın: al- Zubaidi

 

172 total views, 1 views today

Leave a Comment