Doğu ile Batı arasında; Aliya İzzetbegoviç

ImageBundan tam dört yıl önce (19 Ekim 2003) aramızdan sessizce ayrılıp Yaratanına kavuşan Aliya;

icraatları, liderliği ve bilgeliğiyle hâlâ aramızda yaşıyor aslında

 

Bundan tam dört yıl önce (19 Ekim 2003) aramızdan sessizce ayrılıp Yaratanına kavuşan Aliya; icraatları, liderliği ve bilgeliğiyle hâlâ aramızda yaşıyor aslında. Çünkü o, yaşadıkları ve yaşattıklarıyla, geriye unutulmaz eserler bıraktı. Onu, ölümünün dördüncü yıldönümünde yeniden hatırlamak ve hatırlatmak istedik. Bütün dünyanın kaos/bunalım yaşadığı bir dönemde, onun şahsında yeni bir çıkış yolu/yol haritası çıkarmanın belki de tam zamanı. Doğu ile batı arasında tarihe tanık bu bilgeden öğreneceğimiz çok şey var elbette.

 

1925 yılında Bosna-Hersek’te hayata gözlerini açan Aliya’nın dolu dolu geçen yaşamının, geriye bıraktığı ölümsüz eserlerinin ve muhteşem mücadelesinin dikkatlice ele alınması gerekir. Çünkü Aliya, yeni bir tarih ve unutulmaz bir kahramandır. Onun bu şanlı mücadelesi, daha çokça konuşulacağa ve tartışılacağa benziyor. O, geleceği görürcesine; Tarihe Tanıklığım adlı son eserinin önsözünde; “Tarih, onu yapanlar ya da parçası olanlar tarafından yazılmamalıdır” sözleriyle yorumu tarihçilere bırakıyor.

 

Aliya’nın çocukluğuna baktığımızda; (özellikle 12–14 yaşlarında) bahar sabahları evlerinin yakınındaki Hadzicska Camii’nde, imamın sabah namazının ikinci rekâtında okuduğu Rahman Suresi’nin ve mutlulukla eve dönüşünün fotoğraflarının hâlâ Aliya’nın hafızasında canlı bir yer tuttuğuna şahit oluruz. Ve tabii ki anne-babasına olan ilginç bağlılık da… Öyle ki; geceleri anne-babası misafirlikten dönünceye kadar, gözlerine uyku girmezmiş. Bütün bunlar, küçük bir ayrıntı gibi görünse de, aslında büyük bir liderin doğuşuna ve yetişmesine yardımcı olan hadiselerdir. Çünkü; sağlam bir altyapı ve temele sahip olmayan her bina, küçük bir sarsılmada bile yıkılmaya mahkumdur. Ancak kökleri sağlam ağaçlar, şiddetli kasırga ve fırtınalarda bile dirençle sabitlenirler yerlerine.

 

 

Ahlâk ve inançtan taviz vermedi

Aliya, hayata, cesur ve idealist bir insan olarak katılmış ve hep akli öngörüyü esas almıştır. Ahlak ve inanç esaslarından hiçbir zaman ödün vermemiş olan Aliya, hep doğru bir çizgide yürümüştür. Ancak o, kendi mücadele yolunu kendi elleriyle kurgulamış ve hedeflediği ideale doğru soluklanmadan koşmuştur. Bu zorlu yolda, başına gelenleri ve gelecekleri hep hayra yormuş ve elindeki imkân ve fırsatları en iyi şekilde değerlendirmesini becerebilmiştir.

 

Aliya, renkli bir coğrafyanın şirin bir önderi ve sevimli bir kahramanıdır. O kendini, kendi deyimiyle; “kendilerine deliliğin bulaştığı mutlu insanlar” kategorisine koyar. Kendisini mutlu eden deliliğini seven, korkusuz, cesur ve atılgan biridir o.

 

Aliya, çok yönlü bir şahsiyet ve yeni bir lider tipidir. Bosna-Hersek’in bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinin doğru anlaşılabilmesi için, Aliya’nın hayat mücadelesinin iyi okunması/irdelenmesi/kavranması gerekir. Aliya ile ilgili yapılacak değerlendirmede; hem özgürlükçü, hem düşünür hem de devlet adamı yönünün dikkate alınması şarttır. Onun hem bilge, hem de lider kimliğini en iyi ortaya koyan tanımlama “Bilge Kral” ifadesidir. Ancak onu, “kral” olarak tanımlamaya gönlümüz tam elvermiyor. Aslında onu “Bilge Lider” şeklinde tanımlamak daha isabetli sanırım. Bu anlamda Aliya; özgürlük mücadelesi ve aydınlık düşünceleriyle tarihin akışını tersine çevirmiş gerçek anlamda ölümsüz bir dava adamı ve liderdir.

 

Avrupa’nın göbeğinde 1992’den sonra şahit olduğumuz Sırp mezalimi ve soykırımına destansı bir direnişle karşılık veren, Bosna-Hersek halkına bu güç ve morali aşılayan en önemli kişi şüphesiz ki Aliya’dır. O, hem mücadeleci kişiliği, hem de engin ufkuyla doğu ile batı arasında üçüncü bir yol olan tek alternatifin “İslam” olduğunu yeniden dünya Müslümanlarına hatırlatmış ve tüm insanlığı bu yola çağırmıştır. Şüphesiz Bosna-Hersek halkının bu şanlı direnişinde, inanç gücü yatmaktadır. O da, çocukluğundan beri tercihini bu inançtan yana koymuş ve “dinin temel mesajının sorumluluk” olduğu bilinciyle yürüyüşünü sürdürmüştür.

 

Aliya, dikkatli bir gözlemci, iyi bir okuyucu ve ender bir düşünürdür. Daha liseli yıllarda, Avrupa felsefesinin bütün metinlerini okumuştur. Onu asıl etkileyen ilahi mesaj ise, Kur’an-ı Kerim’dir. Bütün ilhamını ve gücünü O’ndan aldığını eserlerinde sık sık dile getirir.

 

Aliya, gençliğinde Genç Müslümanlar Hareketi’nin aktif bir üyesi olan, çok hızlı ve hareketli bir gençlik dönemi geçirmiş ve bu uğurda defalarca cezaevine girip çıkmıştır. Yığınlarca engel, onu hiçbir zaman mücadelesinden yıldıramamış; tam tersine yaşamış olduğu Her sıkıntı, karşılaştığı her engel onun daha da güçlü bir özgürlük mücadelecisi olmasına elbirliğiyle yardım etmiştir. O’nun lütfuyla, mahkemelerde cesurca kendini savunmuştur. Bir mahkemede, İslam Deklarasyonu’nun toplumsal düzenin değerlerine yönelik bir saldırı olduğu iddiasına; “Yugoslavya’yı seviyorum ama onun yönetimini değil. Bütün sevgimi özgürlüğe veriyorum ve geriye yetkililer için bir şey kalmıyor.” anlamlı cevabını vermiştir.

 

Aliya, mahkûmiyet yıllarında derin derin düşünmüş ve bu düşünüş onun davasında olgunlaşmasına ve davasına daha sıkı sarılmasına yardım etmiştir. Haksız yere aldığı cezalar, onu derinden yaralamış ve bu durumu mektuplarında sık sık zikretmiştir. Bir keresinde kızı Sabina’ya yazdığı mektupta, akşamları karanlık çöktüğünde içini tuhaf duyguların kapladığından bahsetmiş olmalı ki; kızının ona yazdığı cevapta: “Belki bu hal üzerine geldiğinde senin için en iyisi, eğlendirici bir şeyler yapmaya çalışmak olacaktır; yapabiliyorsan hafif bir şeyler oku, bulmaca çöz ya da televizyon seyret.” Haddi olmayarak nasihatte bulunduğunu hatırlatan kızı Sabina, böyle durumlarda düşünmenin, işi daha zorlaştırmaktan başka bir işe yaramayacağını da belirtmiştir.

 

Aliya, yazdığı makale ve eserleriyle, Ali Bulaç’ın deyimiyle; “batı İslam’ının soluğu” olmaya çalışmıştır. 1970 yılında yayınlanan ve yaklaşık kırk sayfa olan İslam Deklarasyonu tüm Müslüman kamuoyunda büyük bir yankı uyandırmıştır. Aliya, İslam Deklarasyonu’nda tüm dünya Müslümanlarına önemli mesajlar vermeye çalışmıştır. Deklarasyon yayınlandığında, batı cephesinde şiddetle kınanmıştır. Aliya’nın, 1946’lı yıllarda yazdığı Doğu ile Batı Arasında İslam kitabı ise, ancak 1984 yılında yayımlanabilmiştir. O bu en önemli eserinde; İslam’ın doğu ile batı arasında orta bir yerde durduğu gerçeğinden hareketle, yeni bir dünya görüşü ortaya koymaya çalışıyor; “Doğu ile batı arasında geçmişte birçok defa bir köprü vazifesini görmüş olan İslam, kendi öz vazifesini müdrik olmalıdır. Geçmişte eski medeniyetler ile Avrupa arasında tavassutta bulunmuş olan İslam, bugün bu dramatik çıkmaz ve alternatifler zamanında, parçalanmış dünyada, aracılık rolünü tekrar devralmalıdır. Üçüncü, yani İslami yolun manası işte buradadır.”

 

 

Aliya’nın insanlık yürüyüşü…

Aliya, düşünceleriyle Muhammed İkbal’i ve Abduh’u hatırlatır bize. Hayat mücadelesini otobiyografileştirdiği, Tarihe Tanıklığım eseri ise, 2001 yılında yayımlandı. Aliya’nın önemli eserlerinden biri de, ilkin Bosna Mucizesi adıyla dilimize çevrilen, daha sonra Klasik Yayınları tarafından genişletilerek basılan, Aliya’nın farklı ortamlarda yaptığı konuşmalarının ve söyleşilerinin yer aldığı Konuşmalar adlı eseridir.

 

Aliya, bu ince ve hassas insanlık yürüyüşünde, siyasi kanalları olabildiğince zorlamıştır. 1990 yılında Demokratik Eylem Partisi’nin (SDA) bir grup arkadaşıyla birlikte kurması ve akabinde seçimlerden zaferle çıkmasıyla zirveye ünü ulaşmıştır. Demokratik Eylem Partisi, Aliya’nın ve dolayısıyla Bosna-Hersek halkının özgürlük mücadelesinde önemli bir dönemeçtir. Yirminci asrın sonlarında, Avrupa’nın göbeğinde şahit olduğumuz çirkin savaş ve soykırım, tarihe kara bir leke olarak geçti. Ancak Aliya, bu vahşi savaş ve soykırıma karşı gösterdiği şanlı direniş ve soylu davranışlarıyla tarihe yeni bir sayfa eklemiştir.

 

Aliya, kıvrak zekâ ve politikalarıyla da Bosna-Hersek’i, Avrupa ve ABD’ye ve onların akıl hocalarına malzeme olmaktan kurtarmıştır. Samuel L. Huntington’un Medeniyetler Çatışması tezine kanıt olarak kullandığı bu şanlı mücadele, artık bir ütopya olmaktan çıkmıştır bilge lider Aliya’nın kılavuzluğunda. ABD ve Avrupa’nın savaş boyunca takındıkları tavırların “medeniyetler çatışması” teziyle bağının ayrıca irdelenmesi gerekir. ABD’nin Irak işgalini, bu gözle irdelemekte fayda var. Tüm dünya halklarının ve özellikle de İslam dünyasının bu tür tezlere malzeme olmaktan süratle uzaklaşması gerekir. Bunun için de Aliya’nın Bosna mucizesini hatırlamanın ve bu bilinçle hareket etmenin tam zamanıdır.

 

2003 yılının 19 Ekim’inde aniden aramızdan ayrılan Aliya, geriye ölümsüz mücadelesini ve aydın düşüncelerini bıraktı. Onu çoğaltıp geliştirmek ise sevenlerine kaldı. Anlaşılan onu çok arayacağız.

 

Onun şu anlamlı sözünü hiç hatırdan çıkarmamak gerekir: “Bana yeniden hayat önerilseydi, reddederdim. Ancak, yeniden doğmak zorunda kalsaydım, kendi hayatımı seçerdim.”

 

Doğu ile batı arasında aydın bir kişilik ve tarihe tanık bilge lider Aliya’yı, ölümünün dördüncü yıldönümünde rahmetle anıyoruz.

 

 

Ruhun şad olsun bilge lider…

 

 

ytosun@iski.gov.tr

 

 

HEYET Net- Haber10

164 total views, 2 views today

Leave a Comment