İstanbul’da Kudüs Çığlığı

 

Ahmet Taşgetiren

 

Yazıişleri Müdürlüğünü yaptığım Altınoluk dergisinin 1986’da çıkan ikinci sayısının kapağında "Kudüs Acısı" ifadesi vardı. Kapak resminde Mescid-i Aksa’nın kubbesine saplanmış bir David yıldızı ve sızan kan görüntüsü bulunuyordu.


Aradan 21 yıl geçti, o acı devam ediyor.


Kudüs çığlığı bugünlerde İstanbul’da yankılanıyor.


"Üridü ebi" diye sesleniyordu Filistin’li çocuk. "Babamı istiyorum!" Babasını alıp götürmüştü İsrailli askerler.


Sanki Kudüs’ün çığlığı idi bu.


Babasını kaybetmiş bir çocuktu Kudüs.

 
Bugünlerde İstanbul’da dünyanın dört bir yanından gelmiş üç bini aşkın insan, "Kudüs acısı"nı insanlığın gündemine taşımak istiyor.


80 ülkeden eski devlet başkanları, başbakanlar, bakanlar, aydınlar, sivil toplum temsilcileri, cemaat liderleri… Gönüllü Kültür Teşekkülleri ve Kudüs Müessesesi ‘nin organizesiyle  mazlum bir İslam yurdunun unutturulmak istenen sesine sahip çıkıyor.


Kısa süre önce Ankara’da Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’la İsrail Devlet Başkanı Şimon Peres’i buluşturdu Türkiye… Eller sıkıldı, Cumhurbaşkanı Gül’ün eli onların elleri üzerinde birleşti.

Bu bir barış arayışı olarak nitelendi.


Ama Kudüs orada ağlıyordu.


Orada İsrail’in ördüğü duvar Filistinlileri boğuyordu.

 
İstanbul’da yankılanan Kudüs çığlığında şu ifadeler vardı:


"Medeniyetin beşiğini koruyalım.


Çünkü o tutsak kutsallığın başkentidir.


Çünkü o zincirlere vurulmuş bir yüceliktir.


Çünkü 181 km uzunluğundaki beton duvar onun boğazını sıkıyor.


Çünkü onu kuşatan 23 adet askeri kontrol noktası ahalisine zindan hayatı yaşatıyor.


Çünkü etrafından 26 yahudi yerleşim merkeziyle kuşatılmış durumdadır"
Durum bu.


Türkiye’den giden heyetin Mesci-i Aksa çevresindeki kazılarla ilgili raporunda "Harem-i Şerifteki İslam izleri kazınıyor" ifadesi vardı.


Kudüs İsrail’in işgali altındaydı.


Bu işgale yalnız Müslümanlar değil, Hristiyanlar da karşı çıkıyordu.


Ama mazlumiyet kalkmıyordu.


Ortadoğu’da barış aranıyor, ama bir türlü Kudüs’e, Filistin’e sıra gelmiyordu.


Oysa en acil barış orası için gerekliydi.


İstanbul’daki Kudüs çığlığını oraya buraya çekmenin gereği yok.


Ortada Filistin’de birkaç nesli, zindanlarda, sürgünlerde, açık cezaevi haline gelmiş  topraklarda mahveden bir mazlumiyet var.


Dünyanın görmediği bir işkence yaşanıyor o topraklarda.


İstanbul çığlığı, bu acıyı, bu mazlumiyeti dünyanın sağırlaşmış kulaklarına duyurmak içindir.


Şu açık:


İstanbul’da dünyanın dört bir yanından çıkıp gelerek toplanan üç bini aşkın insan, İslam dünyasında Kudüs acısının hala dipdiri yaşadığının işaretidir.


Bunu, dünyanın görmesi lazım.


Kudüs bütün Müslümanlar için bir yürek yangınıdır. Bir ağıtttır, öfkedir, aşktır…


Kudüs’te barış olmadan, hiçbir İslam yurdu kendini barış içinde hissedemez.


Bu toplantıda hiç kuşkusuz Amerika’ya öfke olacak, İsrail’e öfke olacak.


Bu toplantıda hiç kuşkusuz, bütün yumurtaları Amerika ve İsrail’le ilişkiler sepetine koyanlara eleştiri olacak.


Bu toplantıda Büyük Ortadoğu Projesi yerden yere vurulacak.


Bu proje içinde yer alanların duruşu irdelenecek.


Bu toplantıda Irak – Afganistan işgalleri sorgulanacak.


Kudüs Buluşması, bir sivil toplum organizasyonu… İslam ülkeleri arasında belki de ilk defa bu çapta büyük bir sivil organizasyon. Müslüman halkların yükselen sesi bu.


Şunu söylemek mümkün ki, İslam dünyasında, "Olanları onaylamıyoruz, hatta isyan ediyoruz" diyen bir sivil irade oluşumu var.


Bu bugün Kudüs için ayağa kalkar, yarın Kıbrıs için, öteki gün Karabağ için, bir başka gün Keşmir için…


Belki başka günler, dünyanın başka yerinde sırf insanlık haysiyetini savunmak için de ayağa kalkar.

 

Bir süredir Afrika’daki açlar için, susuzlar için hareket halinde Müslüman sivil toplum örgütleri…

 

Katarakt yüzünden gözlerini kaybetme riski yaşayanlar için seferber oldu bazı sivil toplum örgütlerimiz…


Belki bir gün, küresel güçlerden bağımsız olarak, İslam dünyasındaki sistemlerin daha insani niteliğe kavuşması için ayağa kalkar.


İslam bir rahmet çağrısıdır.


Bir barış ve güven çağrısıdır.


Ne Kudüs’te kan olsun, ne Darfur’da… Ne Bağdat’ta, ne Kabil’de…


İstanbul’dan yükselen Kudüs çığlığını, ben İslam’ın evrensel barış çağrısının uzantısı olarak değerlendiriyorum.


Kudüs için barış arayışı, bütün dünya için barış arayışıdır.


Ben bu yorumla, İbrahim’in ateşini söndürmek için bir damla su taşıyan güvercinin görev şuuruna layık olmaya çalıştım. Sizler de içinizde Kudüs’teki çocuklar, anneler, mazlumlar için bir dua seslendirerek aynı görev şuurunu gönlünüze taşıyabilirsiniz.

 

 

 

 

Dünya Bülteni

238 total views, 1 views today

Leave a Comment