ABD’li Bir Bombardımancının Anlattıkları

Image"Biz, "uygar" milletlerin yüzyıl boyunca nasıl olup da şehirleri, kasabaları ve adaları bombaladığını düşünmek

beni afallatıyor." Bu sözler Amerikalı bir bombardıman askerine ait.

 

 

Amerikan ordu birlikleriyle uzak ülkelerde bombalama eylemlerine katılan bir askerin canlı tanıklığıyla savaşın iç yüzü. Asker, savaşta yaşadıklarını, şehirleri nasıl bombaladığını bir kitapta topladı.

 

 

Howard Zinn adlı askerin kitabın yer alan ilginç tespitlerden birkaç alıntı:
Belki de elin ‘Hara slavick’in alışılagelmişin dışında bir şekilde, 2.Dünya savaşında Amerikan hava kuvvetleri adına bombalama eylemlerine katılan bir askerin bazı sözlerini öne çıkarması uygun olacaktır.

 

 

En azından resimlerinden bir tanesi, savaşın sonlarına doğru katıldığım bombalama eylemlerinden birinden uyarlanmış—Atlantik kıyısındaki Royan’da, deniz kenarındaki Fransız resortun yerle bir edilmesinde.

 


Resimlerine baktığımda, Fransa’ya, Alman şehirlerine, Macaristan’a ve Çekoslovakya’ya attığım bombalar sonrasında bu bombalamaların insanlar üzerindeki etkilerini düşündüğümde acılar içerisinde ne kadar cahil olduğumun farkına varıyorum.

 

 

Kanlar içerisindeki cesetleri, kesik kol ve bacakları ve napalm bombasının liğme liğme ettiği derileri gösterdiği için değil. O, bunu yapmıyor. Ama resimlerinde, anlayamadığım sebeplerden, böyle sahneleri kafamda canlandırmaya beni zorlayan bir şeyler var.

 

 

 

BİR UYGAR MİLLETİN YAPTIKLARI

Biz, "uygar" milletlerin yüzyıl boyunca nasıl olup da şehirleri, kasabaları ve adaları bombaladığını düşünmek beni afallatıyor. Henüz, burada Amerika’da, bu tarz olayların en büyük sorumlusu olan bu ülkede, halk gerçekten de tam anlamıyla bombaların insanlara neler yaptığını anlamıyor, gerçekten bilmiyor. Hayal gücündeki zafiyet, inanıyorum ki, neden hala savaşlarla iç içe olduğumuzu ve korkmadan ve bıkmadan neden bombalama olaylarını dış politikamızın bir parçası gördüğümüzü açıklamada kritik bir rol oynuyor.

 

 


Biz bu ülkede, Avrupa ya da Japonya, ya da Afrika, ya da Orta Doğudaki, veya Karayipler’deki insanlardan farklı olarak, bombalanma eylemiyle karşılaşmadık.

 

 

 

Bu yüzden, 11 Eylül günü New York’taki İkiz Kuleler patlatıldığı zaman alabildiğine büyük bir şok ve şaşkınlık söz konusuydu. Bu çabuk değişti, devlet propagandasının etkisiyle, Afganistan’ın bombalanmasına hissiz bir şekilde onay vermeye ve Afganlıların cesetlerinin Manhattan’dakilerin sureti olduğunu görememeye dönüştü.

 

 

 

‘ÇIĞLIKLARI DUYAMIYORDUK’

Sivil halka bombalar yağdıran Amerikan hava kuvvetlerine ait bireylerin, en azından nasıl bir terörü empoze etmeye çalıştıklarının farkında olabileceklerini düşünebiliriz, ama bunlardan biri olarak benim tanıklık ettiğim, gerçekten de durumun böyle olmadığı. Beş mil yukarıdan bombalar yağdırdıktan sonra, ben ve ekip arkadaşlarım yerde neler olduğunu göremiyorduk. Çığlıkları duyamıyorduk, akan kanları, parçalanmış cesetleri ve kopmuş kol ve bacakları göremiyorduk.

 

 

 

‘SAVAŞ NE KAZANDIRIYOR, KİM KAZANIYOR?’

Görevden göreve giden uçuş pilotlarının yaptıkları işi serinkanlılıkla yapma düşüncesini görmek bizim için hayret verici midir?

 

Hiroşima’dan sonra hayatta kalan bir Japon’un nelere tahammül etmek zorunda kaldıklarını anlattığı, John Hersey’le yaptığı röportajları okuduğumda, benim attığım bombaların neler yaptığının farkına vardım.

 

 


Sonra daha ileriye baktım. 1945 yılının Mart ayında Tokyo’ya atılan ve yüzbinlerce insanın öldüğü yangın bombasını duydum. Dresden’deki bombalamayı ve 80.000 ile 100.000 arasında kişinin hayatına mal olan ateş fırtınasında olanları ve Hamburg, Frankfurt ve diğer Avrupa şehirlerindeki bombalama olaylarını duydum.

Şimdi Avrupa’daki bombalamalarda kadın-erkek, yaşlı- çocuk 600.000 civarında sivilin öldüğünü biliyoruz. Ve buna eşit sayıda insan Japonya’daki bombalamalarda öldü. Böyle bir kıyımı ne haklı hale getirebilirdi ki?

 

 

Faşizme karşı savaşı kazanmak mı? Evet biz "kazandık". Ama ne kazandık? Yeni bir dünya mıydı? Dünyadaki faşizmi, ırkçılık, savaşçı siyaset, açlık ve hastalıkları ortadan kaldırabildik mi? Birleşmiş Milletlerin "savaş felaketini" bitirme söylemleriyle savaşı bitirebildik mi?

 

 

 

Can kaybının dehşeti kadar, 2.Dünya savaşından sonra masum insanları öldürmeyi haklı çıkarmayı kabul etmek de dehşet verici. Amerika, Kore’yi bombalayıp, en az bir milyon sivilin ölümüne sebep oldu, sonra Vietnam, Kamboçya, Laos ve bir iki milyon insanın canı böylece alınmış oldu. "Komunizm" bunun haklılık gerekçesiydi.

Ama milyonlarca kurban, "komunizmi", "kapitalizmi" veya bu toplu kıyımları ört bas etmek isteyen tanımlamaları nereden bilirdi?

 

 

 

Yeterince tecrübe edindik, Nazi liderlerinin Nuremberg yargılamalarıyla, müttefikler tarafından yapılan bombalamalarla, Irak’tan gelen işkence hikayeleriyle, normal vicdanları olan normal insanlar otoritenin zorlamalarının üstesinden gelecek iç gücüyü kendilerinde bulacaktır. Bu nedenle zaman, yeni kuşakları otoriteye itaat etmeyecek şekilde, devlet kurumlarının ve kuruluşlarının kendi çıkarlarının dışındaki olaylara karşı soğuk olduğunu ve güçlülerin menfaatlerinin, halkın çoğunun menfaatine ters olduğunu göstererek eğitme zamanıdır.

 

 

 

ULUSAL GÜVENLİK BAHANELERİ

Devletlerle vatandaşlar arasındaki menfaat çatışmalarının ortak menfaat tarzı söylemlerle ört bas ediliyor, savaşlar açılıp "ulusal güvenlik" , "ulusal savunma" ve "ulusal menfaat" gibi söylemlerle bombalar yağdırılıyor.
Vatanseverlik devlete itaat olarak tanımlanır, devletle halk arasındaki farka pek dikkat çekilmez. Bu yüzden askerler " ülkemiz için savaşıyoruz" düşüncesine inanırlar ama aslında devlet için savaşıyorlardır- ülke insanlarından farklı yapay bir güç- ve aslında kendi ülkesinin insanları için zararlı olacak politikaları izliyorlar.

 

 

 

Bir bombardımancı olarak benim tecrübelerimin yansıması ve Amerikan savaşlarına ilişkin yaptığım araştırmalar, savaşlarla ve modern savaş teknikleriyle bombalar yağdırma noktasında beni şu sonuçlara vardırdı:

 

Bir: Savaş açma araçları olarak kullanılan ( tahrip bombaları, misket bombaları, beyaz fosfor, nükleer silahlar ve napalm) insanlar üzerinde o kadar dehşet verici sonuçlara sebebiyet veriyor ki, hiçbir düşman varlığı savaşı haklı hale getiremez.

 

 

İki: Savaş araçlarının dehşeti kesindir ama sonuca ulaşmak her zaman kesin değildir.

 

 

Üç: Zalim bir hükümdar tarafından yönetilen bir ülkeyi bombaladığınızda, zalim hükümdarın kurbanlarını öldürüyorsunuz.

Dört: Savaş, etki ettiği herkesin ruhunu zehirler, bu yüzden böyle korkunç durumlardan dolayı sıradan insanlar da korkunç işler yapacak bir hal alır.

 

 

Beş: Geçtiğimiz yüzyılda peş peşe olan savaşlarda sivil ölümleri oranı, asker ölümleri oranını ciddi şekilde katlamış vaziyettedir ( 1. Dünya savaşında sivil ölüm oranı % 10, 2.Dünya savaşında % 50, Vietnam’da %70, Afganistan ve Irak’ta % 80-90) ve ölen sivillerin büyük bir bölümünün çocuklar olmasından dolayı savaş, kaçınılmaz bir suretle çocuklara karşı açılmış bir şeydir.

 

 

Altı: Masum insanları öldüren bir devletle, terörist bir kuruluş arasında, aynı işi yaptıklarından dolayı ahlaken bir farklılık yoktur. Birinci vakada yer alan ölümlerin kazayla olduğu tartışılabilir ama ikincide kasıt olduğu söylenebilir. Her ne kadar bomba yağdıran pilotlar masum insanları öldürme "niyetinde" olmasa da, yaptıkları işin doğası gereği bu kaçınılmaz bir durumdur. Kullanılan araç çok özellikli olup, pilot bir evi veya aracı hedef almış olsa da, evde ya da araçta kimin olduğu kesin değildir.

 

 

Yedi: Savaş ve onunla beraber olan bombalamalar kesin terördür, devletler herhangi bir terörist gruptan daha büyük oranlarda bu tarz yok etme araçlarını kullanabilir.

 

 

Bu hesaplar beni şu sonuca yönlendirdi; insan hayatını, adaleti ve var olan tüm çocukları eşit olarak görebilirsek, otorite bize neyi söylerse söylesin savaşa karşı çıkarız.

 

 

Eğer elin o’Hara slavick’in resimleri ve ona eşlik eden sözler, bizim savaşı düşünmemize sebep oluyorsa, daha önce hiç yapmadığımız bir şekilde, barış dolu bir dünya yolunda bize çok şeyler katacaklardır.

 

 

Howard Zinn’nin en son kitabı: A Power Government’s Cannot Suppress  

 

 

 

 

 

HEYET Net- Dünya Bülteni

238 total views, 1 views today

Leave a Comment