Irak, IMAH ve Yaşananlar

Image2008 Ocak ayının başlarında Musul Şehri’ndeki Baduş Cezaevinde haksız bir şekilde tutulmakta olan yüz mahkumun kukla Irak Hükümeti’nin emriyle güney bölgesindeki cezaevlerine nakledilme kararına karşı çıktıkları haberi yer aldı.  

HEYET Net Analiz – Baduş Cezaevinde suçsuz ve haksız yere hükümet güçlerince uzun süredir tutulmakta olan yüz kadar mahkum hükümetin emriyle Güney Irak’taki diğer bazı cezaevlerine nakledilmek istendi.

  

Cezaevi yetkililerinden birinin yaptığı açıklamaya göre karar üzerine mahkumlar cezaevi içerisinde eylem yaparak karara uymayacaklarını söyleyerek kararın kaldırılmasını istediler. Ardından cezaevi yönetimi üst düze yetkililerden transfer emrinin iptal edildiğine dair bir kararın geldiğini ifade etti.  

 

Hatırlanacağı gibi gerek işgalciler, gerek kukla Irak Hükümeti ve gerekse bölücü milis gruplara ait birçok cezaevi ve gözetim merkezi bulunuyor. Siyasi analizciler, Irak meselesiyle ilgilenen kişi ve kuruluşlar bu meselenin açıklığa kavuşturulmasını ve yaşananlar noktasında şeffaf olunmasını istiyorlar. Zira halihazırda resmi cezaevlerinin dışında hükümete ve özellikle bölücü milis güçlere ait çok sayıda gizli cezaevi ve merkezin bulunduğu biliniyor.  

 Image

Hükümete ve bölücü gruplara ait yerlerde yapılan feci işkenceler ve uygulamalar nedeniyle şimdiye kadar sayısı henüz tespit edilemeyen binlerce masum insan hayatını kaybetti. Tutuklanan, kaçırılan ve işkence gören birçok insanın cesedi uzun zaman sonra tanınmayacak bir şekilde Irak’ın muhtelif yerlerine atılmış şekilde bulundu.  

 

Öte yandan halen onbinlerce sivilin Irak’ın muhtelif yerlerindeki cezaevleri ve gizli merkezlerde tutulduğu da kamuoyu tarafından biliniyor. Tutuklanan insanların tamamına yakını Iraklı sivillerden oluşuyor. Tutuklu profili genel olarak Irak’taki belirli kesime mensup insanlardan oluşuyor. Bunlar da sıklıkla işgalcilere, işbirlikçilerine, halka karşı şiddetli şekilde saldırılar, baskılar düzenleyen kukla Irak Hükümet güçlerine karşı çıkan ve kendilerini bölücü milis güçlerin çirkin saldırılarına karşı koruyan bölgelerde yaşayan vatandaşlardan oluşuyor.  

 

Irak halkı dinlerini, vatanlarını, mukaddesatlarını, ırzlarını, namuslarını ve vatanlarını korumak için dünya üzerindeki her milletin bu tür bir durumla karşılaşması durumunda ne yapması gerekiyorsa onu yapmaktadır.  

 

Haklı ve şerefli bir mücadele yürüten Irak’ın şerefli evlatları ne yazıkki sadece işgalcilerin baskıları altında kalmamakta; belki de daha feci ve şiddetli bir şekilde gerek siyasi açıdan koltuklarını korumak isteyenler tarafından ve gerekse Irak içindeki -dış ülkelerden de destek alan – bazı bölücü milis güçler tarafından baskı görmektedirler. Bu çerçevede yapılan baskınlar, tutuklamalar ve sindirme politikaları kendisine meşruiyet kaynağı olarak bazı kavram ve terimleri bulmaktadır. Bunlar da en başta -tıpkı işgalcilerin yaptığı gibi- El Kaide, Baascılık, Terörizm, Vehhabilik ve bilimum diğer terimleri içermektedir. Irak’taki olayları yakından takip eden bir insan bu durumda gerçekten şaşkına dönmekten kendini alamamaktadır. Çünkü şu durumda öldürülen, kaçırılan, tutuklanan ve cezaevlerine doldurulan yüzbinlerce Iraklı’nın bu terimlerden hangisine mensup olduğu da merak konusu!  

 

Vicdan sahibi her insan tutuklu bulunan, zulme maruz kalan, sorgusuz-sualsiz işkenceden geçirilen ve sokak ortasında katledilen Iraklıların aslında ne El Kaideci, ne Saddamcı, ne Baascı, ne Vahhabi ve ne de Tekfirci olmadığını çok ama çok iyi biliyor. Kaldıki mantıksal bir örgüde olaya bakıldığında, 2003 işgalinden bu yana öldürülen ve yaralanan bir milyon kişiyi aşkın insanın, sayılan bu terimlerden birisine mensup olması varsayılsaydı; geriye Irak’ta yaşayan sadece sıradan halkın kalması gerekirdi.  

 

Çirkin politikalar, uygulamalar ve insan onurunu ayaklar altına alan eylemler hiç ama hiçbir şekilde geçerli gösterilemez! İşgalcilerin, sırf maslahatçılık ve durumu kurtarmak adına işbirlikçi bir politika güden siyasilerin, açık bir şekilde ayrım gözetmeksizin karşısındaki her insanı ve grubu acımasızca yok eden milis grupların savunulacak hiçbir tarafı yoktur. Sırf aynı düşünce ve akımı benimsediğinden dolayı bu grupların yaptıkları çirkinlikleri meşru göstermek adına çeşitli sınıflandırmalar yapmak, Irak içinde mücadele eden direnişçileri ve Irak Müslüman Alimler Heyeti (IMAH) gibi oluşumları her fırsatta karalamaya çalışmak, uydurma haberler yapmak, sözde analizler ve yorumlar yayımlamak, makaleler çevirmek hiç ama hiçbir anlam ifade etmemektedir.  

 

Ne yapılırsa yapılsın, hangi yafta yapıştırılırsa yapılsın uygulanan işgal ve zulüm politikaları devam ettiği müddetçe meşru direniş devam edecektir. Irak’ta halkının ekseriyetini temsil eden, asıl gövdeyi ve ana damarı sürdüren akım ortadır. Sürdürülen ve muntazam bir şekilde devam eden direnişin meşruluğu hem İslam Fıkhı açısından hem de uluslararası hukuk açısından tartışılmaz bir haktır. Nereden gelirse gelsin zulme, haksızlıklara ve baskılara karşı direniş hem Irak sathında hem de mümkün olan yazılı-basılı-görsel, elektronik her ortamda devam edecektir. Bu çerçevede 2007 Ocak ayında hizmete giren www.heyetnet.org sitesinin İngilizce ve Türkçe iki dilde verdiği hizmet gelinen noktada 100.000 ziyaretçi sayısına ulaşmıştır. www.iraq-amsi.org Arapça sitemiz ise 35.176.534 sayısı ile zaten dünya çapında ne kadar etkin olduğunu ortaya koymuştur.  

 

Son olarak Genel Merkezi kapatılan, üyesi bulunan alimlerin çoğu şehit edilen, kaçırılan, tutuklanan ve baskı gören Irak Müslüman Alimler Heyeti (IMAH)’nin sessiz kalacağı, zulme boyun eğeceği ve sürdürdüğü haklı mücadeleden boynu eğik bir şekilde çıkacağı kesinlikle beklenmemelidir. IMAH’ın, gücünü Irak halkından aldığı ve son Iraklı hayatta kalana kadar Allah (cc) yolunda mücadelesine devam edeceği akıllara iyice kazınmalıdır. Bilinmelidir ki IMAH nihayetinde Irak halkının fikrinin, düşüncesinin, mücadelesinin ve haysiyetinin yansıdığı, maddi bir hale dönüştüğü bir kuruluştan ibarettir. IMAH adı olmasa bile Irak halkı ve inandığı idealler hangi isim ve kuruluş altında olursa olsun Allah (cc)’ın izni ve inayetiyle edebiyete kadar devam edecektir.  

 

IMAH 1258 Moğol İstilasından, emperyalist güçlerin sömürge dönemlerine ve son işgal dönemine kadar yağmalanan, talan edilen Bağdat ve Irak’ın İslam Medeniyeti’nin en önemli mevzisi olduğunu ve muhafaza edilmesi gerektiğinin şuurundadır. Bu nedenle her durum ve şart altında, yapılan her baskı ve oyuna rağmen Irak aslına rücu edecek, Allah (cc)’ın izni ve inayetiyle yeniden ilmin, kültürün, sanatın ve medeniyetin beşiği konumuna erişecektir.

  
 

 

 

HEYET Net 

255 total views, 1 views today

Leave a Comment