Irak’ta en Ufak bir Düzelme Yok

 

Britanya ve ABD’de Irak savaşının zulmünden söz etmenin ‘modası geçti’. Savaş suçluları ödüllendirilirken, Irak’ta hava akınları yaklaşık altı kat arttı. Müttefikler, Sünni, Şii ve Kürtlerin birbirlerini iç savaşa varmayan bir düzeyde öldürmesine izin vererek petrolü çalmaya çalışıyor

 

Yasmin Alibhai-Brown

 

Irak’taki faciayı gündeme getirmeyin; kibar ortamlarda, davetlerde ya da kamuya açık herhangi bir yerde bunu yapmak olmaz. Geğirmek veya sesli yellenmek bile daha iyidir. 2008’in mesajı işte bu. Hangi savaştan bahsediyorsunuz? ‘Biz bunları geride bıraktık, seni cansıkıcı!’ diyor, bu son derece meşgul anlı-şanlı insanlar.

 

Savaştan sorumlu olanlar elbette savaşa takılmadan ilerledi ve bizler de onları güzelce takip etmeliyiz. Sorumlular hâlâ ortalarda gezinip kendilerine methiyeler bekliyor. Böylesi kendine güven, böylesi kaypaklık, hiçbir zayıflık emaresi göstermeme, bir nebze olsun bile özür dilememe… Müthiş doğrusu. Savaş suçlarıyla yüzleşmek için mahkemeye sevk edilecekleri yerde sorumlular affediliyor ve cömertçe ödüllendiriliyor.

 

Katolik Kilisesi hilekârı (eski başbakan Blair’ı)bünyesine alıyor; semirmiş bankalar ve petrol şirketleri yönetim kurullarında onlara yer veriyor; Ortadoğu’da barışı sağlamak ve etik üzerine konuşmak için çağrılıyorlar ya da kabineye davet ediliyorlar (Jack Straw gibi).

 

 

McCain ve Hillary’nin farkı yok

Coşkusunu (hâlâ) koruyan bazı savaş çığırtkanlarına göre -oyuncak silahla

 

etraftaki yabancılara ateş ederek koşuşturmanın heyecanını asla unutmayan bu erkek çocuklar için- istila ve sömürgeleştirme yapılabilecek en iyi iş. "Asker sayısını artırmak işe yaradı. Evlatlarımız ve Amerikan askerleri eskisi kadar fazla kayıp vermiyor. Bakın ayrıca Iraklılar da oyun oynamak, alışveriş yapmak, sigaralarını tüttürmek için evlerinden çıkıyor ve binlercesi de sürgün yaşadıkları Suriye’den dönmekte" diyorlar. Aman ne güzel! Ne kadar mutlu mesut insanlarız.

 

ABD’de önseçimler dolu dizgin ilerlerken Cumhuriyetçi başkan aday adayı John McCain soylu bir kurtarıcı gibi, ülkesine karşı komplo kuran tüm yabancıları ezmeyi vaat eden biri olarak parlatılıyor. BBC Radyo 4’te McCain’in yaptığı bir konuşmayı dinledim ve tek duyduğum, Vietnam’daki korkunç deneyimlerini ülkesinin gelecekte girişmesini istediği savaşları haklılaştırmak için kullanan bir adamdı.

 

Hem Bill hem de Hillary Clinton aktif veya zimni biçimde Irak’ın istilasını destekledi ve BM yolunu bir kez bile savunmadı. Bize bu adayların ‘liberal’ oldukları söyleniyor. Olsa olsa Amerika’da böyle sayılırlar. Guantanamo’daki tutsaklardan veya Iraklıların ıstıraplarından bahsetmek saydıklarımızdan hiçbirinin adeti değil. Obama üstünkörü biçimde bu çirkin Amerikan ihlallerine değindi ama sadece kısa bir süreliğine ve ahlaki amaçlara uzak biçimde. Fakat en azından bu adam denedi ve istilaya karşı oy kullanacak babayiğitliği gösterdi. Diğerleri hâlâ ateşli biçimde 11 Eylül saldırılarının tüm diğer siyasi şiddet vakalarına ağır bastığını düşünüyor gibi görünmekte.

 

 

2007’de 1447 hava akını yapıldı

İttifak, liderleri ve arkalarındaki mızıka Irak’a girerken son derece kibirliyse, şimdi daha da fazla kibirliler. Başarısızlık onlara hiçbir tevazu bahşetmediği gibi alçaklık döngüsünü de tamamlıyor. Yalan söylediler, uluslararası hukuku çiğnediler ve harabeye dönen bu ülkenin masum insanlarına bakmak için hiçbir sorumluluk hissetmiyor görünüyorlar.

 

Iraklıların kayıplarının artık 1 milyon civarında olduğu hesaplanıyor. Uluslararası kuruluşlara göre insanların ülke içinde yerlerinden edildiği ya da yurtdışına kaçtığı Irak’ta dünyadaki en geniş kapsamlı ve en ciddi insani krizlerden biri yaşanıyor. Kasımda Irak sağlık bakanı koleradan ölümlerin son 40 yılın en kötü seviyesine ulaştığını açıkladı. Çocuk

 

hastalıkları aldı başını gidiyor. Tüm ülkede aralıksız bir bombardıman söz konusu; nedenleri bilinmeyen ama kimsenin görmediği, Kaideci diye nitelendirilen insanlara karşı girişilen…

 

Britanya’daki gazetecilik standartlarına ilişkin mevcut kaygı sadece

 

küçük, yerel mevzulara odaklanıyor. Oysa asıl utanç ve skandal Irak’ta süren hava saldırıları ve bunların pek az haber yapılması. 2006’da 229 kez hava akını yapıldı; 2007’deyse 1447 akın gerçekleştirildi ki, bunlardaki can kaybının miktarı ve kime ait olduğu bilinmiyor. Dehşetli ve acımasız General David Petraeus bundan böyle ‘katlanılabilir bir şiddet seviyesine’ eriştiklerini söylüyor. En azından bu doğru bir değerlendirme ve neden Irak’a girdiğimizi açıklıyor. Müttefikler doludizgin bir iç savaşa dönüşmesine imkân tanımayacak biçimde Iraklı Sünniler, Şiiler ve Kürtlerin hergün birbirlerini öldürmesine izin verirse, onların petrolünü çalıptopraklarını kontrol edebiliriz.

 

Diğer yandan eski Genelkurmay Başkanı Lord Guthrie ve onun gibiler hükümet tarafından yeni bir savaş başlatılmadan önce parlamentonun onayını alma sözü veren Başbakan Brown’a ateş püskürüyorlar. Söz konusu generaller Irak’taki tüm stratejilerinin acınası çöküşünden sonra iyice kabadayılaştılar; böylelikle her türlü hesap vermeden ve Basra’nın bile varlığımızdan dolayı neden hayalkırıklığına uğradığına dair akılcı bir sorgulamadan kaçıyorlar.

 

 

Britanya işkenceyi mazur gördü

Çok şükür gerçeği yaşatan ve kolektif bilincimizi uyanık tutanlar var. Salı günü Londra’da ‘Savaşı Durdurun Koalisyonu’nun (Stop the War Coalition) şemsiyesi altında kamu çıkarının avukatı, yorulmak bilmez adalet savunucusu Phil Shiner’ın düzenlediği bir gösteri gerçekleşecek. Shiner yıllardır yerel halka karşı tiksindirici suçlar işleyen ama ceza almayan Irak’taki askerlerimizden bazılarının sergilediği zulmü ortaya sermeye çalışıyor. Tüm iyi insanların katılması gereken söz konusu gösteride Britanya devletinden ve Iraklı sivillerin işkenceden geçirilmesini, sakat bırakılmasını ve öldürülmesini nasıl mazur gördüğünden bahsedecek.

 

Bu perşembeyse Ürdünlü Cemil el-Banna ve Libyalı Ömer Deghaye terörizm suçlamasıyla yargılanacakları İspanya’ya iade edilmelerine karşı çıktıklarından yargı önüne çıkacak.

 

Beş yıl boyunca Guantanamo’da kafese tıkılan ve işkence gören bu iki adam geçtiğimiz yıl salıverildi. Onların ruhen ve bedenen hallerini, hapsedilme korkularını varın siz düşünün.

 

İstihbaratçılarımız ve polisimizce burada sorgulanan el-Banna ve Deghaye suçlama getirilmeden bırakılmıştı. Ancak İspanya onlar için yaygara yapıyor ve avukatları davayı kazanamazsa bir başka yargılama için onları teslim edeceğiz.

 

 

Felluce ve Hadisa ağır bedel ödedi

Son derece gayretli bir yönetmen olan Nick Broomfield’in (dua ederken onu hatırlamalıyım) ‘Battle for Haditha’ (Hadisa için Savaş) isimli filmi kısa süre önce vizyona girdi. Broomfield savaşın konuşulmayan öykülerinden birini cesurca perdeye taşıdı; ‘çiftlerin Fırat üstünde balayına çıkabilecekleri’ bir orta sınıf Sünni kenti olan Hadisa’da masum insanların müttefiklerce katledilmesini aktardı. Felluce de benzer biçimde ‘cezalandırılmıştı’. Her iki kent de başta istilayı desteklerken, kurtarıcılarının karanlık niyetler taşıdığını ve insanlıklarından çok şey kaybettiğini çok pahalı biçimde öğrendi.

 

Blair ‘AB Başkanı’ seçilir ve ABD başkanlığı Clinton veya McCain’e giderse, Iraklıların sonu gelmez yaralarına son hakaret olarak bu eklenecek. Dünyada adalet olmadığı sonucunu çıkaracaklar. Kimisi teröre yönelecek. Umut ettiğimiz barış asla gelmeyecek.

 

 

HEYET Net- Radikal

222 total views, 1 views today

Leave a Comment