Irak’ta bir Garip Dadaist Amerikalı…

 

 

 

General Patraeus’la büyükelçi Crocker’ın Senato’da Irak’a dair verdiği ifade içler acısıydı. Asker takviyesini destekleyen ikili bitkin görünürken, Senatör Bayh Irak planının Dadacı niteliğini özetledi: ‘Hedefe ulaşınca ne olduğunu bileceğiz, ama hedefe ne zaman ulaşacağımızı bilmiyoruz’ 

Maureen Dowd 

Belki de Senato salonunun arka tarafında üç savaş karşıtı protestocuyla (siyah kapüşonlu paltolar giymiş, yüzlerini beyaza, ellerini kan kırmızısına boyamış sert ifadeli üç kadın) birlikte oturduğumdan dolayı, Irak konusunda bir oturumdan ziyade bir ‘Macbeth’ prodüksiyonu seyrediyormuş gibi hissediyorum kendimi. "İyi kötüdür, kötü iyidir. Sisler arasında ve puslu havada gezinir" diyor oyundaki cadılar.


Salı günü Senato’da da birçok kelime geziniyor -aralarında başkomutan olmak için yarışan bir kadın ve iki adamın bazı sivri sözleri de var. Fakat kelimeler sanki çıkışsız bir labirentte kısılıp kalmış gibi.

Parayı İran’a akıtıyoruz 

Asker Takviyesi İkizleri yine karşımızda işte, fakat (ABD’nin Irak’taki güçlerinin komutanı) David Petraeus ile (ABD’nin Irak Büyükelçisi) Ryan Crocker’ın iki komite önünde bütün gün süren ifadeleri bu kez daha acıklı görünüyor. Bard’ın Macbeth yorumun-daki hesap: "Güya esenlik getirecekti bu bahar, fakat huzursuzluk getirdi."


Basra’daki Maliki felaketinin hemen sonrasında ifade veriyorlar, işleri zor. İran’da varılan ateşkes anlaşmasının ardından Basra meselesi şunu akıl almaz bir açıklıkla gösteriyor zira: Ekonomimizi uçurumun eşiğine gelirken 3 trilyon doları, İran kolunu kıpırdatamayan küçük bir dosta sahip olabilsin diye harcıyoruz.


İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’ın bilimadamlarının 6 bin yeni uranyum zenginleştirme santrifüjünü devreye soktuğunu ilan ettiği düşünülürse haberler hiç de iyi değil.


General Petraeus’un ölçülü ve duruma hâkim havasını, Büyükelçi Crocker’ın iğneleyici ve melankolik edasını seviyorum. Fakat şimdi, üstesinden gelindiği sanılırken yeniden fırlayan şiddet ve kadim aşiret düşmanlıkları yüzünden bitkin düşmüş bir görüntü arz ediyorlar.


Irak’ın koruyucularının dilinde hep aynı nakarat var (generalin gevelediği kelimelerle ifade edersek, asker takviyesi sonrası duraklama veya ‘sağlamlaştırma ve değerlendirme’) ve koruduklarımızın düşmanımızla yakınlaşmasını nasıl önleyebileceğimizin cevabı yok. General Petraeus’a bakılırsa ileriye dönük adımlar, ‘koşullara dayanmak’ zorunda.


Senato gibi gayet yavan bir yerde bile bu sözler varoluşsal bir öfkeyi tetikliyor.


Senatör Evan Bayh, Irak’taki planımızın Dadacı niteliğini özetleyiveriyor: "Hedefe ulaştığımızda ne olduğunu bileceğiz, fakat hedefe ne zaman ulaşacağımızı bilmiyoruz."


Kafası karışık bir (senatör) Chuck Hagel ikizlere şunu soruyor: "Öyleyse takviye nerede? Ne yapıyoruz? Dışişleri Bakanı Rice’ı ‘Kissingervari’ seyahatler yaparken görmüyorum. Diplomatik takviye nerede?… Yani takviye nerede? Siz neyden bahsediyorsunuz?"


Condi (Cumhuriyetçilerin başkan adayı) John McCain’in başkan yardımcısı olmak konusunda halkın nabzını yoklama mesaisiyle o kadar meşgul ki, iki tarihi felakette (11 Eylül ve Irak) başrollerden birini oynadığı olgusuyla ilgilenmeye tenezzül etmiyor.


Irak’taki talihsiz serüvenimizin hikâyesini anlamak çok zor. Sünni işkencecilerinden kurtulsunlar diye, 1. Körfez Savaşı’nda ihanet ettiğimiz Şiilerin yardımına gittik. Fakat sonra, tavuk beyinli Bush ve Cheney dışında herkesin öngörebileceği gibi, Şiiler Sünnilere işkence yapmaya başladı. Bu nedenle Irak’ın 90 bin Sünni Evladını (bazıları Amerikan askerlerini havaya uçuranların ta kendisi) Amerikalılara ateş etmesinler ve Kaide’ye yardım etmesinler diye maaşa bağladık. Birliklerimiz bir Sünni-Şii iç savaşıyla uğraşma mesaisinden, Şiiler arası bir iktidar savaşıyla uğraşma mesaisine geçiş yapmış durumda; bu arada Irak’taki Kaide bizi şapşala çevirip askeri kaynaklarımızı kuruturken, Usame bin Ladin huzurla yeni komplolar kurmakla meşgul.

Sünni-Şii farkından bihaberler 

Bazı senatörlerin kafası fena halde karışık. Geçenlerde aşiretleri ve mezhepleri birbirine karıştıran John McCain bunu tekrarlamaktan son anda yırtıyor. Kaide’yi yine ‘Şii mezhep mensubu’ diye andıktan hemen sonra, "Veya Sünni veya bir başkası" diyerek durumu düzeltiyor.


Senatör Joe Biden’se Sünnilerden menkul bir ‘Uyanış’ teorisi üretmekle meşgul. Sünnilerin Sünnilerle bir iç savaşa girmeye karar verebileceğinden dem vuruyor. Herhalde Şiileri kast ediyor. Fakat Senatör Biden Crocker’a Kaide hakkında acı bir soru yöneltmeyi de ihmal etmiyor: "Diyelim ki Tanrı gökten indi ve size, ‘Afganistan ve Pakistan’daki bütün Kaide’yi ortadan kaldırmak, ya da Irak’taki bütün Kaidecileri yok etmek, birinden birini seç’ dedi. Hangisini seçerdiniz?"


Irak’taki Kaide’yi geriletmek hususundaki ilerlemeden dem vuran büyükelçi, Bin Ladin’in saklandığı yeri seçeceğini söyleyerek cevap veriyor.


Biden’se bunun zekice bir tercih olacağına dikkat çekiyor.


Can alıcı soru (ki Bush ve Cheney’nin ulusal çıkarlara zarar verdiğini açıkça ortaya koyan bir soru bu) Senatör John Warner’dan geliyor: Savaş bizi ülke içinde daha güvenli hale getirdi mi?
General Petraeus cevap vermekten kaçınıyor. Fakat ‘kırılgan’ kazanımların ‘tersine çevrilebilir’ olduğunu teslim etmekten de geri durmuyor. General durumu Senatör Bayh’a şu kelimelerle izah ediyor: "Buzdolabına geri konan bir şampanya şişesi gibi."

‘Öpülen niye Ahmedinecad? 

Barbara Boxer mantığın sesi rolüne soyunduğunda iyice köşeye sıkışıyorlar. Sorusu şu: "4 bin 24 Amerikalı hayatını verdi; yarım trilyon dolar harcandı; bunlar Iraklılar için yapıldı. Peki öpücükler ve çiçeklerle karşılanan niye İran Cumhurbaşkanı oluyor?" Bir de uyarı geliyor Boxer’dan: "Ahmedinecad kırmızı halı muamelesi gördü, bizse Iraklılar özgür olsun diye her gün oğullarımızı ve kızlarımızı kurban veriyoruz. Bu son derece rahatsız edici."


Crocker Kaliforniya senatörünün içini, Irak ziyareti sırasında Cheney’i de öptüklerine inandığını kuru bir sesle söyleyerek ferahlatıyor.



The New York Times (9 Nisan 2008)

Çevri Radikal Gazetesi 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

250 total views, 1 views today

Leave a Comment