İşgalcilerle Hükümet arasında yapılacak anlaşmaya dair Fetva

بسم الله الرحمن الرحيم 

Mevcut Irak Hükümeti ile İşgalci Amerikan Yönetimi Arasında İmzalanacak Anlaşmanın Şer’i (Dinî) Hükmüne Dair FETVA

 

الحمد لله والصلاة والسلام على رسول الله وعلى آله وصحبه ومن والاه. أما بعد 

Edinen bilgilere göre ABD’nin baskısı üzerine mevcut Irak Hükümeti, işgalcilerle uzun vadeli bir anlaşmaya imza atacaktır. Oysa Hükümete bağlı resmi çevreler, imzalamayı kabullendirmek amacıyla söz konusu anlaşmanın tehlikeli içeriğini gizleyerek hafife almaya çalışmaktadır.

Elimize geçen kesin bilgilere baktığımızda söz konusu anlaşmanın ( Peygamberimizin (s.a.v.) Hudeybiye’deki gibi Kureyşlilerle yaptığı anlaşmayla mukayese edilebilir ise de yine de) İslamî açıdan gayri Müslimler ile yapılacak anlaşma şartlarını taşımadığını açıkça görebiliriz.

Çünkü bu tip anlaşmalar bir takım şartlara bağlıdır. Bunlardan bir kısmı, Müslümanlara ait tam teşekkülü bir devletin bulunması; İslâm’ı yaymakta bir maslahatın olması; kendisiyle anlaşma yapılacak tarafın doğru dürüst olması; anlaşmayı bozmayacağına dikkat edilmesi; onun anlaşmaya sadık kalabilmesi; anlaşmanın belli bir süreye bağlanmasıdır. Fakat Irak Hükümetinin imzalayacağı anlaşmada bu şartların çoğunun bulunmadığı görülmektedir. Zira Irak’taki mevcut Hükümetin böyle bir anlaşmaya imza atma yetkisi yoktur. Çünkü bunu zaten işgal yönetimi yerine getirmiştir. Ve onlar da işgalcilerin kalmasını kendisine destek vermesini sağlamaktadırlar. Ayrıca Hükümet zayıf konumda olduğu için güçlü (işgalci) tarafın taleplerini reddedemez. Dolayısıyla da bu anlaşma, güçsüzün güçlü ile yaptığı bir anlaşma sayılır veya uluslararası hukukun terimine göre “zorunlu anlaşma” olarak nitelendirilir.  Böyle bir anlaşma da uluslar arası hukukta geçersizdir. Çıkarlar gibi birçok şeyin bulunmaması neticesinde bu anlaşma, bir ateşkes veya barışın sağlaması için yapılacak bir anlaşma sayılamaz. Bu, detaylı olarak şöyle açıklanabilir:

Birincisi: Anlaşmanın Şer’i (Dinî) Niteliği:

Bu anlaşma, aslında bir ittifak veya bir antlaşmadır. Bundan dolayı şu hususlar anlatılmalıdır:

“İttifak” kelimesinin Arapça lügat anlamı, taahhüt ve dostluktur. Ancak bunun askeri antlaşmalar ve ittifaklar için özel bir terim olarak kullanıldığı bilinmektedir. Böyle bir anlaşma da iki veya daha fazla ülke arasında imzalanarak orduların ortak düşmana karşı savaşa girmesini sağlar veya askeri bilgi ve savaş mühimmattı alış- verişi yapılır. Ülkelerin birisi savaşa girerse çıkarlara göre diğerinin de bu savaşa girip girmemesi görüşülür. Tabii ki anlaşmaya imza atan ülke veya ülkelerin ordusu, savaşa giren orduyu savunmak zorundadır. Kaldı ki böyle bir anlaşma; biri Müslüman diğeri gayri Müslim arasında yapılır ise, kesinlikle geçersiz sayılır. Dinen böyle bir anlaşmanın hükmü yoktur ve imzalayan ister Müslümanların halifesi (sultanı)  olsun kimse ümmete onu bağlatamaz. Çünkü böyle bir anlaşma İslam’a aykırıdır. Çünkü öyle bir anlaşma; Müslüman’ı gayri Müslim’in komutasında ve onun bayrağı altında savaşa iten bir anlaşmadır. Hatta bu anlaşma, küfrün hâkimiyetinin devam etmesi için Müslümanları savaşa bile iter. Bu işlerin hepsi haramdır. Müslüman, sadece Müslüman’ın komutasında ve İslâm’ın bayrağı altında savaşır.

Yüce Allah (c.c.) Kuran-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız, âyetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz.”/ 3. Al-i İmran- 118.

İmam Müslim, Hz. Aişe’den (r.a.) şu hadis-i şerifi aktarmıştır:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Bedir tarafına yola çıktı. Har-ratü’l-Vetera’ya varınca kendisine bir adam yetişti ki, bu adamın cür’et ve cesareti söyleniyordu. Bu sebeple Resûlullahın (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ashabı onu gördükleri vakit sevindiler. Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yetişince ona : “Sana tâbi’ olmak ve seninle beraber yaralanmak için geldim.” dedi. Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kendisine: «Allah’a ve Resulüne îmân ediyor musun?» diye sordu. – Hayır! dedi. «Öyle ise dön! Ben asla bir müşrikten yardım alamam!» buyurdular. Hz. Âişe (r.a) demiştir ki:  “Sonra gitti. Ağacın yanına vardığımızda o adam Resulullaha (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yine yetişti; ve ona ilk defa söylediği gibi söyledi. Peygamber (sav) de ona ilk defa söylediği gibi söyledi: «Öyle ise dön! Ben asla bir müşrikten yardım alamam!» buyurdu. Sonra döndü: Ve Resulullaha (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Beydâ’da yetişti. O da ilk defa dediği gibi: «Allah’a ve Resulüne îmân ediyor musun?» diye sordu. Adam: – Evet! cevâbını verdi. Resulullah  (sav) ona:«O halde yürü!» buyurdular. ( Müslim- Gazada Kafirden Yardım Dilemenin Keraheti Babı: Hadis No: 1817) 

Böyle anlaşmalar, bir başka yönden de hükümsüzdür. Bu tür bir anlaşma, Müslüman’ı gayri Müslim ile beraber veya komutanın onların elinde kalması suretiyle gayri Müslimleri Müslümanlarla birlikte savaşmaya mahkûm kılar. Yani şahıs bazında değil ülke bazında savaşa girerler. Oysa Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), gayri Müslim’den yardım istemeyi veya onların bayrağı altına girmeyi yasaklamıştır. Rivayetlere göre İslâm Ordusu, Uhud gazvesi günü Seniyye Tepesine gelmişti. O sırada Peygamber Efendimiz (s.a.v), dönüp arkasına baktı ve kalabalık bir askerî birlik gördü. “Kimdir bunlar?” diye sordu.

Ashab da (r.a.): “Abdullah b. Übey’in, Yahudî müttefiklerinden 600 kişilik bir topluluk.” cevabını verdiler. 

Resûli Ekrem (s.a.v.), “Onlar Müslüman olmuşlar mı?” diye sordu.”Hayır, yâ Resûlallah…” denilince, Efendimiz, “Gidip onlara söyleyiniz: Geri dönsünler. Müşriklere saldırmak için müşriklerin yardımına ihtiyacımız yok!” diye emretti.”   
 

İkincisi: Anlaşmanın Tehlikeli Sonuçları  

Söz konusu anlaşma, Iraklıların hükümet ve halk olarak işgalci ABD ve müttefiklerine taviz vermesi temeline dayanmaktadır. Bu tavizler; politik, diplomatik, kültürel, ekonomik ve güvenlik alanlarında verilecektir. Netice itibariyle şu sonuçlar ortaya çıkacaktır:

  1. İşgalin ve bundan doğan bütün talimat ve yasaların hukuki olması
  2. Mevcut Anayasayı korumak suretiyle Irak’ın etnik ve mezhebi bir temele dayalı şekilde bölünmesinin kabul edilmesi
  3. Çoğu işlerde toprağımızı gasp eden saldırgan işgalcilere boyun eğilmesi
  4. Irak’taki cihat ve direnişin hukuki olmamasını kabul edilmesi; işgale karşı cihat edenlere “terör” damgasını vurarak canlarına, mallarına ve namuslarına dokunulması
  5. Ülkenin zenginliğinin işgalcilere, müttefiklerine ve şirketlerine bırakılması.
  6. Medeniyet ve kültürel işlerimize müdahale etmek için bir kapının açılması. Ki bu da işgalciler için önemli bir noktadır.
  7. İşgalcilerin saldırısı ve işgalinden doğan bütün hukuksal haklardan vazgeçilmesi.
  8. Namusuna dokunan veya malı çalınan mazlum Iraklıların haklarının kaybolması.
  9. Yüce Allah’ın Iraklılara verdiği şan ve şerefin yok edilmesine gayret gösterilmesi.

 
 

Üçüncüsü: Şer’i (Dinî) Hüküm: 

Söz konusu anlaşma, hem işgalci hem de gayri Müslim bir ülke ile yapılan askeri bir ittifak olduğuna göre, bu kesinlikle geçersizdir ve dinen de imzalanması haramdır. Müttefik tarafların bir araya gelmesi ve birlikte Müslüman ülke halkına karşı savaş açmaları bu haramı desteklemektedir. Çünkü İslam’da bir Müslüman’ın savaşan gayri Müslimler ile ittifak ederek Müslümanlara saldırması yasaktır. Bu Müslümanlar isyancı veya zalim olsalar bile yasaktır. Çünkü bunlar, hakka ve imana gayri Müslimlerden daha yakındırlar. Ayrıca Müslümanlara karşı gayri Müslimlere destek verilemez. Müslümanlar bazen tam hak üzerinde olmasalar bile. Bunun delilleri çoktur. Bir kısmı şöyledir: “Kâfirler için müminler aleyhine asla bir yol vermeyecektir.” (Kur’an-ı Kerim; Nisa: 141) Peygamberimiz de (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Müslüman müslümanın kardeşidir. Müslüman, asla kardeşine zulmetmez, onu kendi başına terk etmez, onu zelil etmez.” (Buharî: Hadis No: 6951)  

Ülkemiz Irak’ın durumunu göz önünde bulundurursak, anlaşmanın imzalanmasının bir başka yönden de haram olduğu görülecektir Kendisiyle ittifak kurmak istenen ülke gayri Müslim olmasının yanı sıra hem işgalci hem de gaspçıdır. İslam dininde onun saldırganlığı ve gaspçılığı bitene kadar ona karşı savaş açılması emredilmektedir. Ve bunu yerine getirmek için mal mülk gibi her şeyi bu uğurda harcamak dinî bir vecibedir. Bununla ilgili çok sayıda ayet-i kerime vardır. Nitekim Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır: “Fitne tamamen yok edilinceye ve din (kulluk) de yalnız Allah için oluncaya kadar onlarla savaşın.” ( Bakara: 193);  “Kim size saldırırsa siz de ona misilleme olacak kadar saldırın. Allah’tan korkun ve bilin ki Allah müttakîlerle beraberdir.” (Bakara: 194); “ve müşrikler nasıl sizinle topyekün savaşıyorlarsa siz de onlara karşı topyekün savaşın” (Tevbe: 36) ve “Bir haksızlığa uğradıkları zaman, yardımlaşırlar.” (Şura: 39)    

Durum bu iken, gaspçı gayri Müslime her hangi bir şekilde destek vermek Müslümanlara haramdır. Buna ister geçici ister daimi bir anlaşma da dahildir. Böyle bir anlaşma, işgalcilere Müslümanların topraklarını verir; dinî haklarını kullanarak direnen kişilere karşı savaşmaya yol açar ve başka Müslümanlara karşı da savaşa yol açabilir. Ayrıca bu anlaşma sayesinde işgalcilere büyük tavizler verilir. İster bu tavizler Müslümanların gayri Müslümanlara para verme şeklini alsın, isterse cihadı durdurmaya söz verme şeklinde, veyahut İslam’a daveti durdurma sözü; veya gayri Müslimlerin Müslümanlar üzerinde hakimiyetini sağlamaya müsaade suretiyle olsun.

 

İşte tüm bunlar anlaşmanın askerî yönüne bağlı olanlardır. Anlaşmanın diğer yönlerine baktığımızda ve biraz önce sıraladığımız sonuçları dikkate aldığımızda bunun haram ve hükümsüz olmasını gösterecek çok gerekçeler ortaya çıkacaktır. 
 

Dolayısıyla: 

Şayet Irak’a getirilen mevcut hükümet ile ülkeyi işgal eden Amerikan yönetimi arasında bu anlaşma gerçekleşir ise, dinen haram ve içerik olarak hükümsüz sayılacaktır. Bu, Iraklıları hiçbir şekilde bağlamaz. Bu iş, ümmet ile ilgili olduğu için, hükümetin yürütme ve yasama (parlamento) organlarının sorumluları bu anlaşmayı kabul ederse veya imzalar ise ümmetin genel çıkarlarıyla oynanmış olur ve ümmete saygısızca davranmış olur. Ki bu da Allah’a, Resulüne ve Irak halkı ile başkalarına ihanet etme suçunu kazandırır.   

Muhakkak ki Allah Taala hakkı söyler, ve doğru yolu gösterir. Allah (cc) bize yeter. O ne güzel vekîldir. Salat ve selam Peygamberimizin, Ehl-i Beytinin ve Ashabının üzerine olsun. 
 

 

Irak Müslüman Alimler Heyeti- Fetva Birimi

14 Şevval 1429/ 13 Ekim 2008

285 total views, 1 views today

Leave a Comment