Gazze Konferansı’nda Kutlama

400’ü aşkın yurtdışından ve Türkiye’den önemli şahsiyetin katıldığı Uluslararası Gazze’nin Zaferi Konferansında İstanbul’dan dünyaya önemli mesajlar verildi. Konferans birçok televizyon kanalınca canlı yayımlandı.

Başbakan Erdoğan’ın Davos’ta yaptığı çıkışa da değinen ed-Dari, Erdoğan’ın çıkışının çok yerinde olduğunu belirterek; "Erdoğan, Osmanlıların şeref ve haysiyetiyle cevap vermiştir. O Siyonist’e karşı kullandığı üslup, gayet yerinde ve mükemmel olmuştur" dedi.

 


 

Kevser Çakır / TİMETURK / İstanbul
 

 

İslam dünyasından yüzlerce düşünürün Gazze’ye destek için İstanbul Holiday In’de bir araya geldiği "Gazze ve Zafer" isimli toplantı dün akşam düzenlenen özel final gecesiyle sona erdi. Yeşilköy Havaalanı üzerinde bulunan Holiday İnn otelinde düzenlenen Gazze Sempozyumunun son gecesi Filistin’in ünlü Vaad Marşı grubu damgasını vurdu.

İslam dünyasından 300’e yakın düşünürün katıldığı Gazze Sempozyumu’nda Filistin sorunu, Gazze ambargosu ve Filistin’e yardım gibi konular konuşuldu. Üç gün süren sempozyumun son gününde Gazze’de kazanılan zaferi kutlamak için özel bir program düzenlendi. Programda bir çok kişi, kurum ve kuruluş Gazze’ye bağışta bulundu.

Program Gazze’de yaşanan son katliamları gözler önüne seren bir sinevizyon gösterimi ile başladı. Sinevizyon gösteriminden sonra, Sudan’lı hafız Kur’an’dan İsra Suresi’ni okudu. Türkiye’den bazı isimlerin de yer aldığı kapanış konuşmalarının ardından Filistinli ünlü Vaad Grubu gecede İslami marşlar söyledi.
 

 

HARİS ed-DARİ: Zaferi iyi kullanmalıyız!

İlk olarak sözü Irak Müslüman Ulemasından Haris ed-Dari aldı. Yirmi iki gün boyunca süren saldırılar nedeniyle, Müslümanların gözüne uyku girmediğini belirten ed-Dari, “dünyanın her yerinde Müslümanlar Allah’a yakardılar ve Gazze’de ki direnişe yardım istediler. İstedikleri gibi de oldu. Bu sayede Gazze zafer kazandı” diye konuştu.

Haris ed-Dari, bunca şehidin verildiği ve şiddetli bir ambargonun hakim olduğu Gazze’nin yenilip, düşmemesinin çok dikkat çekici olduğunu belirterek; "bütün olumsuz göstergelere rağmen Gazze zafer kazandı çünkü onlar Allah’a inanıyorlardı ve bu da başarıyı getirdi. Bu başarıyla Gazze, kimseye boyun eğmeyeceğini gösteren bir zafer kazandı" dedi. Filistin direnişine katılan tüm mücahid gruplara seslenen ed- Dari şöyle konuştu: "Savaştan sonra savaştakinden çok daha acı bir tablo ortaya çıktı. Ama direniş kazandı. Buradan direnişteki kardeşlerime seslenmek istiyorum. Bu zaferi iyi kullanın! Filistin direnişine katılan bütün mücahid gruplar ile direnişinizi güçlendirin. Geçmişte olan bazı olayları unutun gitsin! Yeni bir beyaz sayfa açmaya bakın, ortak bir payda ile anlaşmaya, davamıza hizmet etmeye çalışın. Ve direniş bütün parçaları kurtarmak için vardır. Düşman ise sözün de durmayan bir hilekardır. Bu son zaferi bunun için iyi kullanmak ve her türlü savaşa karşı hazırlıklı olmak gerekiyor. Kalpleri birleştirmek çalışmaları ortak hale getirmek gerekiyor. Mutlak surette dostlarımızla birlikte yaşamak zorunda olduğumuzu unutmayalım. Ben bunu hatırlatmak istiyorum, ki hatırlatmalar da fayda vardır.

İslam dünyasındaki liderlere de seslenen ed-Dari, çok onurlu, gururlu bir duruş sergilediklerini söyledi. ed-Dari Arapların, bütün Müslümanların ve diğer insanların güzel bir yardım örneği sergilediğini belirterek, "Türk halkına da bitmek bilmeyen yürüyüşleri için, bu kriz döneminde maddi destekleri için teşekkür etmek istiyorum. Herkese binlerce teşekkür ederim" dedi.

Başbakan Erdoğan’ın Davos’ta yaptığı çıkışa da değinen ed-Dari, Erdoğan’ın çıkışının çok yerinde olduğunu belirterek; "Erdoğan, Osmanlıların şeref ve haysiyetiyle cevap vermiştir. O Siyonist’e karşı kullandığı üslup, gayet yerinde ve mükemmel olmuştur" dedi.

"Amerika ile ilişkiler, ancak karşılıklı saygı çerçevesinde devam etmelidir"

"Gazze’de kazanılan her zafer Irak’taki, Afganistan’daki, Lübnan’daki, Somali’deki ve yeryüzündeki her direnişin bir zaferidir" diyen ed-Dari konuşmasına şöyle devam etti: "Gazze Zaferi azimleri yükseltmiştir. Şeref ve haysiyetin ancak direniş ile kazanılacağı artık kesindir. Gazze zaferi ile, şeref ve haysiyetin ancak direniş ile sağlanacağı ortaya çıkmıştır. Gerçek yol ve yöntem budur. Gelen saldırılara karşı durmak bizi onurlu yapar. “Nice az topluluklar vardır ki çok olan toplulukları yenmiştir”. Adeta Gazze bu ayeti tefsir etmiştir. Tüm Müslümanlara seslenmek istiyorum. Adımlarınızı sabit tutun, moralini yüksek tutun, şerefli onurlu bir ümmet olduğunuzu gösterin. Bizim sahip olduğumuz güç çok büyük bir güçtür. Halklar direniş sayesinde onur bulabilirler. Gururları olmazsa yabancılara boyun eğerler. Ben liderlerimize yeniden söylemek istiyorum. ABD ile ilişkilerinizi yeniden gözden geçirin. Sadece çıkarlarımız açısından Amerika ile ilişki kurun. Obama dönemi başka bir dönem olacaktır. Karşılıklı saygı çerçevesinde ilişkiler kurulabilir. ABD’nin eski yaptıklarının hesabını sormak için Amerika ile görüşülmemelidir. Bu yeni bir dönemdir. Halklar ve önderler kendilerine yeniden çeki düzen vermelidirler. Yaşadığımız dönemi tahlil edip, hangi şartlar altında ilişki kurduğumuzu iyi bilmeliyiz. Bu konferans Müslüman alimlerin ilk toplantısıdır. Problemlerimizi konuşmak ve bunlara çözüm bulmak, görüş alışverişinde bulunmak için buradayız. Allah’tan diliyorum ki bu son toplantımız olmaz…
 

 

AĞIRAKÇA: "Gazze direniş ruhunu ihya etti"

ed-Dari’nin ardından söz alan Prof. Dr. Ahmet Ağırakça, dinleyicilere Arapça konuşarak hitap ederek “Bize kendi ülkemizde şeref verdiniz. Burası İstanbul, halifeliğin başkenti. Sizleri ağırlamaktan dolayı mutluyuz” dedi.

Bugünün büyük bir gün olduğunu belirten Ağırakça, "Allah bizi burada Filistin davası için topladı. Bizler cihad ekolünü Batı Şeria’dan, Gazze’den, Kudüs’ten öğrendik. İslam ümmeti cihad dersini Ahmet Yasin’den aldı. Belki biz gelip tanklara karşı taş atamadık ama birinci intifadan bu yana, sizden uzak durmadık. Gazze her yerde direniş ruhunu ihya etti. Türkiye’nin her şehrinde, her yerinde, her evinde mücadele vardı. Biz kazandık sizinle kazandık. Siz savaşarak bize şeref verdiniz. 5 haziran 1967’deki yenilgiyi biz de sizlerle paylaştık. 42 seneden beri biz de bu yenilgiyi yaşadık. Gazze’nin zaferi ile bu zilletten kurtulduk. Hz. Muhammed’in, Hz. Ömer’in zamanında başlayan bu direniş bugün de devam ediyor. Gazze’nin zaferi Selahaddin Eyyubi’yi hatırlatıyor. Filistin’den direnişi bıraksını istiyorlar. Böyle bir şey istenir mi hiç? İsrail’den isteyin bunu, fosfor bombalarını kullanan Hamas değil” diye konuştu. 

"Siz ölürseniz, biz de sizinle ölürüz. Bu dava Arapların değil, tüm ümmetin davasıdır" diyen Ağırakça, "Kudüs de İstanbul da herkesindir. Ey Filistin halkı, yüreklerimiz, kalplerimiz, malımız, silahlarımız sizlerle. Her şeyden önce Allah sizlerle…” dedi.
 

 

PAMAK:   “Gazze İslami direnişi, Emperyalizmin dayattığı ulusal sınırları aşarak kalplerimizi birleştiriyor, ümmet bilincini tevhidi istikamette yeniden inşa ediyor”

Ümmet olarak, topluca sarılmakla emrolunduğumuz Kur’anı terk edilmiş bıraktığımız tarihsel süreçte, önce kitabı ve dini parçaladık, sonra üretilmiş farklı iplere tutunarak ve insanları bu farklı iplere tutunmaya çağırdık ve tevhidden uzaklaştıkça vahdetten de uzaklaşıp ümmeti parçaladık ve dağıldık. Sonuçta Rabbimizin uyarısı gerçekleşti ve gücümüzü/rüzgarımızı yitirdik. İşte bu yozlaşma süresinde Allah taraftarı olma vasfı yitirilip, Allahın yardımına, rahmetine müstahak olunamayınca, Malik b.Nebi’nin ifadesiyle sömürge olmaya müstahak hale gelindi ve ümmet izzetini kaybederek zillete sürüklendi. Emperyalizmin çizdiği uyduruk sınırlarla ulus devletlere bölündük. Ve işte ümmet olma vasfımızı yitirdiğimiz bu bozulma sürecinde ümmetin onuruyla özdeş olan Filistin, Kudüs ve Aksa’yı da kaybettik. Kur’an’a dayalı akıde yitirilince, Resulün sahih sünneti terk edilince, tarihsel süreçte dine bir çok bid’at ve hurafe katıldı. Geleneksel ve modern cahiliye ümmeti teşkil eden halkları kuşattı.

Allah’ın lütfu ve ıslah önderlerinin çabalarıyla, 20. yy. dan itibaren yeniden Kur’an’a ve sünnete dönüş başladı. Kur’an’la diriliş ve direniş öbekleri, tıpkı Mekke’deki ilk Kur’an neslinin yaptığı gibi Kur’an’la büyük cihadı gündeme taşıdılar. İşte Filistin İslami direnişi de bu onurlu öbeklerden birisi ve belki de ümmeti eğitme ve bilinçlendirme işlevi itibariyle en önemlilerinden birisi olarak ortaya çıktı ve gelişti. İşte emperyalist devletler ve bölgemizdeki işbirlikçileri, bu yeniden kaynağa dönüş ve yeniden diriliş çabalarını gördüler. Kur’an’ın karanlıklardan aydınlığa çıkarıcı ve adaleti temsil eden kurtarıcı mesajının önce bölgemizde bir sistem olarak başarı kazanıp, sonra da tüm dünya insanlığına ulaşmasından ürktüler. Bu sebeple de, İslam’ı ve Müslüman halkları tehdit ve düşman ilan ederek, “küfrün tek millet” olduğunu bir daha ispat edercesine hep birlikte topyekün saldırıya geçtiler

Emperyalistler ve bölgedeki işbirlikçileri, sopa ve havuç politikalarıyla; Bir yandan, direniş öbeklerini terörist ilan edip, güçlü vahşi silahlarıyla bu öbekleri yok  etmek, ümmetin sıkılmış yumruklarını açmak, pençelerini sökmek üzere, işgal istila ve katliamlar gerçekleştirdiler. Diğer yandan, bu büyük vahşete muhatap kıldıkları Müslüman halklara, BOP çerçevesinde “ılımlı İslam”, “Amerikan ya da Avrupa İslamı” vb adlar altında, kapitalizme,  emperyalizme uyumlu bir İslam algısını kabulü dayatıyorlar. Bireysel ibadetlerle sınırlı, toplumsal, siyasal, hukuki, ekonomik iddialarından vazgeçmiş, tevhidi niteliği olmayan bir dini kabule zorluyorlar. Yani dinde reform yaparak, küresel kapitalist sisteme ve onun ifsad edici tüketim kültürüne, seküler hayat tarzına uyumu, sekülerleşmeyi, Protestanlaşmayı gerçekleştirirseniz, bizim zulmümüzden, katliamlarımızdan canınızı kurtarabilirsiniz diyorlar. Ama şunu bilmiyorlar, bizi Kur’an’dan ve Resulün yolundan uzaklaştıracak hiçbir silah üretilemedi, üretilemeyecek.

İşte Filistinli İslami direniş erleri, tevhid dinini hakim kılmaktan ve Kur’an’a dayalı adalet sistemini kurmaktan vazgeçmedikleri, Siyonist işgal devletini tanımadıkları ve işgale razı olmadıkları, işgale karşı İslami direnişi terk etmedikleri, yani emanete ihanet etmedikleri için yok edilmek isteniyorlar. Ama onlar, Allah yolundaki cihadları, fedakarlıklarıyla, ödedikleri bedellerle Allah’ın yardımını hak ettikleri için, Allahın yardımı ile on yıllardır direniyor ve hem şehadetle cennete uçarak, hem de dünyanın en güçlü ordularını durdurarak zafere ulaşıyorlar, muhteşem destanların altına imza atıyorlar elhamdülillah. Bu zaferleri bize hediye eden İslami direniş bir yandan da emperyalizmin dayattığı sınırları aşarak kalplerimizi birleşmesine, ümmet bilincinin tevhidi istikamette yeniden inşasına da yol açıyor. Gazze’nin onurlu mücahidleri, yiğit çocukları bizleri burada olduğu gibi salonlarda, meydanlarda toplayıp eğiten eğitmenlerimiz oldular. Allah onlardan razı olsun.

Bizler de, bir yandan ümmetin onurunu savunan, hepimizin ortak sorumluluğumuzu zayıf omuzlarıyla yüklenen Filistin İslami direnişini, öncelikle dua ve fiili yardımlarımızla, sonra da bu haklı davayı gündemleştirip kamuoyu oluşturarak ve onlara saldıran zalimlere, katillere tepki için meydanları doldurup sesimizi ve itirazımızı yükselterek desteklemeliyiz. Diğer yandan da, gerçek ve topyekün kurtuluşa vesile olacak Kur’an ile cihadı ümmet sathına yaymalıyız. Geleneksel ve modern cahiliyeden arınıp ayrışmalı, tarihsel birikimi Kur’an sünnet süzgecinden geçirip ayıklamalıyız. Ayrılık ve parçalanma sebebi olan tarihsel süreçte üretilmiş ipleri bırakmamız gerektiğini idrak etmeliyiz. Terk ettiğimiz için zillette düştüğümüz Kur’an’a (hablullah’a – Allah’ın ipine) yeniden ve topluca sarılmalıyız. Resululullah (s)’in mucadele sünnetini ve örnekliğini çağımıza taşıma cehdini göstermeliyiz. Merhum şehidimiz S. Kutub’un işaret ettiği gibi, ilk Kur’an neslinin örnekliğini esas alarak, cağımızın Kur’an neslini inşa projemizi uygulamaya koyarak, bütün emperyalist projeleri emperyalistlerin yüzünde parçalamalıyız

Kur’an ve sünnetle ümmeti yeniden inşa ettiğimizde, ümmet Kur’an’daki sorumluluk ve şerefine sahip çıkarak Allah taraftarı ve Allah’ın dininin yardımcıları olma vasfını kazandığında, inşallah Allah’ın vaat ettiği yardım gelecek ve işte o zaman, zalimler emperyalistler, işgalci ve işbirlikçi müstekbirler, tağutlar, tağuti rejimler nasıl bir inkilaba uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir. Ve işte ancak o zaman ümmet de, ümmetin onuruyla özdeş olan Kudüs ve Mescid-i Aksa da gerçek kurtuluşa ereceklerdir. Şeklinde konuştu 

 

VAROL: "Batı’nın korkusu, ümmet bilincinin yeniden dirilmesidir"

Vakit Gazetesi yazarlarından Ahmet Varol, Gazze’nin örnek bir davranış sergilediğini ifade ederek başladığı konuşmasında “Allah’a hamd ediyorum, kardeşlik bağımız yeniden güçlendi” dedi. Varol, Ümmet bilincinin yeniden güçlü bir şekilde hakim kılınması gerektiğini belirterek, "biz bu bilince sahip çıkmalıyız. Batı’nın korkusu da budur. Ulusçuluk ile bunu bölmeye çalıştılar. Ama şu anda Mescid-i Aksa, Kudüs, Filistin bu birbirinden koparılmış ümmete yapıştırıcı görevi görüyor. Filistin bir ribattır. Bu mücadele bütün İslam dünyasına yayılmalıdır. Bütün evlere girmelidir. Başarımız yapmamız gerekenin çok küçük bir kısmına işaret etmektedir. Daha yapacak çok işimiz var. Bu bir başlangıçtır. Gerçek zafere az kaldı. Filistin davasına tutunarak bunu başaracağız” diye konuştu.
 

 

DİLİPAK: "Filistin için bir İmparatorluk feda ettik"

Varol’un ardından yine Vakit Gazetesi yazarlarından olan Abdurrahman Dilipak söz aldı. Allah bizim ellerimizle zalimleri cezalandıracak diyen Dilipak, Gazze’nin ne kadar değerli olduğundan bahsetti. Dilipak, Filistin için bir İmparatorluk feda ettiğimizi belirterek, "biz Gazze’de düştük. Orada dirileceğiz…” dedi. Gazze’deki insanların, İslam’ın bekçiliğini yaptığını belirten Dilipak, konuşmasını "eğer yarın Gazze düşerse, Kudüs için, Kudüs düşerse diğer şehirler için savaşırız. Herkes bilsin ki, ben Şam’dan, Kudüs’ten vazgeçmedim. Müslümanlar da İstanbul’dan, Diyarbakır’dan, Hatay’dan vazgeçerlerse kendilerinden utansınlar. Yeryüzünün mazlumları, ümmetin yetimleridir. Gazze bir cihad, vahdet ve şehadet okuludur. Gazze için bir şey yapmıyoruz. Kim ne yapıyorsa Allah için yapıyor. Birbirimizi yeniden ihya ve inşa etmemiz gerekir" dedi. Dilipak konuşmasını "İsrail’in büyüklüğü, bizim dağınıklığımız kadardır. İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de tam olarak iman etmiş sayılmazsınız” sözleriyle bitirdi.

Gazze’ye Mersiye

Daha sonra Araştırmacı-yazar Muhammed Emin Akın, Gazze için yazdığı bir şiiri katılımcılarla paylaştı.

GAZZE’YE MERSİYE

Ey Gazze !
yaralı umutlarımızın aydınlık şafağı,
kardeşlerin kara bir zillete teslimken,
sen, nebilerin tevhid sancağını cihadınla yücelttin.
temiz kanınla kabirlere dönmüş gecelerimizde
izzet kandilini tutuşturdun

nebi İbrahim’den sana selamlar getirdim,
tevhidi müjdeleyen mübarek dudaklarıyla öpüyor alnından.
sana İsmail’den ve Hacer’den
yaralarını yıkamak için,
gözyaşlarıyla karışık zemzemler getirdim.

ağlama, varsın çocukları İshak’ın, yaralı cesedini parçalasınlar..
sen de çarpıyor yüreği, nebi İshak’ın,
Ya’kub’un duası, kuşatıyor yüreğinin semasını
gözlerinde görüyorum sanki Yusuf nebinin rüyaları gibi, sadık ve temiz, Millet-i İbrahim bürhanlarını.

kavminin helak olanları diyorlar ki sana;
Musa’ya İsrailoğulları’nın dedikleri gibi;
“git, sen ve rabbin birlikte savaş biz şuracıkta oturup kalacağız.”
o gün kafirlerle savaşmayanlar, bugün bak ki kadere seninle savaşıyorlar!
sabret Gazze, Sen Kudüs’ün nabevî tarihini yazıyorsun.
taşların su fışkıracağı zaman, yaklaşıyor,
ğarkad ağacının zamanı yaklaşıyor.
taşların ve ağaçların dile geleceği zaman yaklaşıyor.
Sen, kalplerde, eskimiş hidayetlere imanı kuşanmış baharları getirdin
direnişin ve cihadın, İsa İbn Meryem’in, Mescid-i Aksa’da hainlerden, rabbanî beraatına dönüşüyor

meryem’ül-betül nasıl sancılarına sabretttiyse İsa Mesih’in,
tazelemek için ahdini rabbanî risaletin;
sen de kıyamet savaşlarının acılarını çekiyorsun,
kapılarında yeni bir zamanın.

emin ol. umutlu ol, Allah iman eden takva ümmetiyle beraberdir.
öyle demiyor mu Rahman kitabında.?
üzülme sana üzülmek yakışmaz,
sen bir ümmetin alnından hezimet ârını sildin!
fesadın ve gafletin harabelerinden tutup çıkardın,
alnındaki şehadet nuruyla bu perişan ümmeti.
Ben-i Sihyon’un tayyareleri istediği kadar ölüm yağdırsın başına,
senin iman haykıran cesaretin;
kimi yüzlerin karardığı ve kimi yüzlerin de ışıldadığı gün,
Muhammed’in Ordusu olduğunun vesikası olacak.

bizlerse, hevalarımızın çirkin zilletine büründük,
bunu kendimiz için akıl sandık, emniyet sandık..
hâlbuki ölüm korkusunu ziynet gibi giyinip
tehlükeyi emân zannedip aldandık.
zilleti hayat, korkaklığı gerçek Müslümanlık saydık
fitneye, barış ve hoşgörü dedik, beraatın adını fitne koyduk..

Siyonist Moğollar; Halil’de, Celil’de Beyt Hanun’da
ve sevgili Kudüs’te kanımızda yıkarken ellerini,
bizse; Ömer’in sancağını yere bıraktık,
Selahaddin’in yağız atını kurşunladık
günaha bulanmış ellerimizle

Ey Gazze !
ölü yüreklerimizde, Ömer’in ve Salah’ın nefesi oldun.
Sesin, Hittindeki küheylanların sesinden yankılar taşıyor
karanlık ufukları yırtıyor gözlerindeki iman şimşekleri
sen, cihad’ının aydınlığında ölmüş bir ümmeti dirilttin.

Ey Gazze!
Ey Kudüs’ün mücahid çocuğu!
sana nasıl bir ad verelim, seni nasıl övelim,
sen ki, ricalin kırıldığı ve tükendiği bir zamanda
hezimet taburu, Tel Aviv ve Waşinton’un kapılarında rukü’ ederken,
ve korkunun memesinden beslenirlerken,
sen, yüzüstü bıraktıkları annen, Kudüs’ü savunuyorsun,
İsra’ diyarında, Muhammed’in meşalesini ışıldatıyorsun.

varsın çocukları İshak’ın, temiz nebilerin toprağında kanını akıtsınlar,
senin yaranı sarıyor Yakub, İshak ve melaiki kiram.
sen, nebilerin minberinden tevhidin hutbesini yüceltiyorsun

bağışla bizi ey Gazze! ne oldu bizlere
Filistinli bir mücahidin dediği gibi;
“eh elli fi kulubina inkeser?”
Ah! kaplerimizde kırılan ne oldu?

ey sevgili Kudüs, ey ağlayan yüreğim,
ey şuheda gülzarı Gazze!
ne oldu bizlere? sen Ömer’in ahdini savunurken,
kanınla yazdın Selahaddin’in vefasını,
sayfaları pörsümüş tarihimize

sana selam olsun ey Gazze!
sana dualarımızı, gözyaşlarımızı gönderiyoruz.
biliyorum, senin buna yok ihtiyacın.
bu gözyaşları hangi teraziye konur,
nebiler diyarına dökülen misk kokulu kanın yanında?
sana yeter, Muhammed Mustafa’nın, “Ahir zamanda gelecek olan İslam ordusu Şam’da ribat tutacaktır” müjdesi,

 

KORKMAZ: "Seksen yıllık süreçten sonra yardımlaşma duygusu diriltildi"

Şiirin ardından, İHH Yardım Vakfı yöneticilerinden Ömer Faruk Korkmaz söz aldı. Gazze’ye ilk giren yardım kuruluşu olan İHH’nın, bölgede yaptıklarıyla ilgili bir değerlendirme yapan Korkmaz, İHH’nın Türk halkına yardımı öğrettiğini, seksen yıllık bir süreçten sonra yardımlaşma duygusunun yeniden diriltildiğini söyledi. İHH’nın yapısından kısaca bahseden Korkmaz, vakfın küçük ama yapmaya çalıştıklarının büyük olduğunu ifade etti. Korkmaz, şunları da kaydetti: “İHH, Gazze’ye giren ilk yardım kuruluşlarındandır. Türkiyeli kardeşlerimiz geri dönüyor. Türkiyeli kardeşlerimiz bu yeni dönemde tekrar ayağa kalkıyor. Bu süreçte Türkiye halkına Siyonizm’in ne olduğunu öğretenlerden biri de Necmettin Erbakan’dır. Başbakan’a da ayrıca Davos’taki çıkışından dolayı teşekkür ediyoruz. Siyonistlere iyi bir ders verdiniz. Madem ki Filistin’in kaybı İstanbul’dan başladı, biz de işe İstanbul’dan başlayacağız.”

 

ER: "Türkiye’de ve dünyada bir grup direniş için sıra beklemektedir"

Vuslat Dergisi yazarlarından Hamza Er konuşmasına “sizlere Türkiyeli kardeşlerimizden selamlar getirdim” diyerek başladı. "O kardeşlerimiz ki, soğuk havaya rağmen geç saatlere kadar İsrail Konsolosluğu önünde gösteriler yaptılar, beklediler" diyen Er, "Gazze intifadası sınırları aşmıştır. Biz eğer hala Gazze’li Ömer’i, İstanbul’daki Ömer’den ayrı tutuyorsak Allah’ın yardımı bizimle olmayacaktır. Kardeşlerimiz ‘her yer Filistin, hepimiz Filistin’liyiz’ diyerek kardeşlik bilincine sahip çıkmışlardır. Onlar böylece kurtuluşun ümmet bilinci ile olacağını açıkça ortaya koydular. Bağdat’ın, Kabil’in işgaline topyekun karşı çıkmak imani bir görevdir. Artık geçici ve sınırlı tepkilerle yetinecek vaktimiz yoktur. Çözüm İslami direniştedir. Mü’minlerden öyle erler vardır ki Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar ve şehit oldular. Bunlar Kudüs’ün mücahitleridir. Vallahi bir grup vardır ki, hem İstanbul’da, hem dünyada şehadet için sıralarını beklemektedirler" dedi.
 

 

NEZZAL: "Gazze ne kadar edebi konuşuyor!"

Hamza Er’in ardından söz alan Hamas liderlerinden Muhammed Nezzal, Gazze’nin yıkım sürecine değindi. Nezzal, direnişçilerin korkusuzca mücadele ettiklerini kaydetti. Bedir’in aslanlarının Hayber’in çocuklarını mağlup ettiğini söyleyen Nezzal, “bu savaşın adı Furkan’dır. Bu savaş Siyonist düşmanı rezil ettiği gibi, münafıkları ve işbirlikçileri de rezil eden bir savaştır” dedi. Hamas lideri konuşmasına şöyle devam etti; “Gazze ne kadar edebi konuşuyor. Biz muhakkak galip geleceğiz. Nice seferler olacak, bu ilk olmadığı gibi, son sefer de değildir. Siyonist işgal bitene kadar savaşacağız. Bu savaş sonunda kimileri bu başarıyı örtmeye çalıştılar. Bu insanlara yazıklar olsun! Ne kadar vahşi bir şeydir, cellada acıyorlar da, katledilen kadınlara, çocuklara, Gazze halkına acımıyorlar… Direniş hakkımızdır. Asla davamız üzerinde oyun oynamayacağız. Nefesimizi tutabiliriz ama asla son nefesimizi vermeyeceğiz. Durup dinlenebiliriz ama asla emekli olmayacağız.” Konuşmasında Irak’lı direnişçilere de saygı ve selam gönderen Hamas lideri, onlar ki Amerikan işgaline boyun eğdirttiler. Amerika’yı Irak’tan çıkmak zorunda bırakıyorlar dedi. Ayrıca Türkiye’den de Başbakan R.Tayyip Erdoğan ve Necmettin Erbakan’a da teşekkür eden Nezzal, "bu zafer ümmete ve Müslümanlara aittir" diyerek konuşmasını bitirdi.

Konuşmacıların ardından direniş liderlerine plaket verildi. Program Filistinli ünlü Vaad Grubu’nun söylediği marşlarla son buldu.
 

 

134 total views, 1 views today

Leave a Comment