Gazze’ye Mersiye

Araştırmacı-yazar Muhammed Emin Akın



Ey Gazze !
yaralı umutlarımızın aydınlık şafağı,
kardeşlerin kara bir zillete teslimken,
sen, nebilerin tevhid sancağını cihadınla yücelttin.
temiz kanınla kabirlere dönmüş gecelerimizde
izzet kandilini tutuşturdun

nebi İbrahim’den sana selamlar getirdim,
tevhidi müjdeleyen mübarek dudaklarıyla öpüyor alnından.
sana İsmail’den ve Hacer’den
yaralarını yıkamak için,
gözyaşlarıyla karışık zemzemler getirdim.

ağlama, varsın çocukları İshak’ın, yaralı cesedini parçalasınlar..
sen de çarpıyor yüreği, nebi İshak’ın,
Ya’kub’un duası, kuşatıyor yüreğinin semasını
gözlerinde görüyorum sanki Yusuf nebinin rüyaları gibi, sadık ve temiz, Millet-i İbrahim bürhanlarını.

kavminin helak olanları diyorlar ki sana;
Musa’ya İsrailoğulları’nın dedikleri gibi;
“git, sen ve rabbin birlikte savaş biz şuracıkta oturup kalacağız.”
o gün kafirlerle savaşmayanlar, bugün bak ki kadere seninle savaşıyorlar!
sabret Gazze, Sen Kudüs’ün nabevî tarihini yazıyorsun.
taşların su fışkıracağı zaman, yaklaşıyor,
ğarkad ağacının zamanı yaklaşıyor.
taşların ve ağaçların dile geleceği zaman yaklaşıyor.
Sen, kalplerde, eskimiş hidayetlere imanı kuşanmış baharları getirdin
direnişin ve cihadın, İsa İbn Meryem’in, Mescid-i Aksa’da hainlerden, rabbanî beraatına dönüşüyor

meryem’ül-betül nasıl sancılarına sabretttiyse İsa Mesih’in,
tazelemek için ahdini rabbanî risaletin;
sen de kıyamet savaşlarının acılarını çekiyorsun,
kapılarında yeni bir zamanın.

emin ol. umutlu ol, Allah iman eden takva ümmetiyle beraberdir.
öyle demiyor mu Rahman kitabında.?
üzülme sana üzülmek yakışmaz,
sen bir ümmetin alnından hezimet ârını sildin!
fesadın ve gafletin harabelerinden tutup çıkardın,
alnındaki şehadet nuruyla bu perişan ümmeti.
Ben-i Sihyon’un tayyareleri istediği kadar ölüm yağdırsın başına,
senin iman haykıran cesaretin;
kimi yüzlerin karardığı ve kimi yüzlerin de ışıldadığı gün,
Muhammed’in Ordusu olduğunun vesikası olacak.

bizlerse, hevalarımızın çirkin zilletine büründük,
bunu kendimiz için akıl sandık, emniyet sandık..
hâlbuki ölüm korkusunu ziynet gibi giyinip
tehlükeyi emân zannedip aldandık.
zilleti hayat, korkaklığı gerçek Müslümanlık saydık
fitneye, barış ve hoşgörü dedik, beraatın adını fitne koyduk..

Siyonist Moğollar; Halil’de, Celil’de Beyt Hanun’da
ve sevgili Kudüs’te kanımızda yıkarken ellerini,
bizse; Ömer’in sancağını yere bıraktık,
Selahaddin’in yağız atını kurşunladık
günaha bulanmış ellerimizle

Ey Gazze !
ölü yüreklerimizde, Ömer’in ve Salah’ın nefesi oldun.
Sesin, Hittindeki küheylanların sesinden yankılar taşıyor
karanlık ufukları yırtıyor gözlerindeki iman şimşekleri
sen, cihad’ının aydınlığında ölmüş bir ümmeti dirilttin.

Ey Gazze!
Ey Kudüs’ün mücahid çocuğu!
sana nasıl bir ad verelim, seni nasıl övelim,
sen ki, ricalin kırıldığı ve tükendiği bir zamanda
hezimet taburu, Tel Aviv ve Waşinton’un kapılarında rukü’ ederken,
ve korkunun memesinden beslenirlerken,
sen, yüzüstü bıraktıkları annen, Kudüs’ü savunuyorsun,
İsra’ diyarında, Muhammed’in meşalesini ışıldatıyorsun.

varsın çocukları İshak’ın, temiz nebilerin toprağında kanını akıtsınlar,
senin yaranı sarıyor Yakub, İshak ve melaiki kiram.
sen, nebilerin minberinden tevhidin hutbesini yüceltiyorsun

bağışla bizi ey Gazze! ne oldu bizlere
Filistinli bir mücahidin dediği gibi;
“eh elli fi kulubina inkeser?”
Ah! kaplerimizde kırılan ne oldu?

ey sevgili Kudüs, ey ağlayan yüreğim,
ey şuheda gülzarı Gazze!
ne oldu bizlere? sen Ömer’in ahdini savunurken,
kanınla yazdın Selahaddin’in vefasını,
sayfaları pörsümüş tarihimize

sana selam olsun ey Gazze!
sana dualarımızı, gözyaşlarımızı gönderiyoruz.
biliyorum, senin buna yok ihtiyacın.
bu gözyaşları hangi teraziye konur,
nebiler diyarına dökülen misk kokulu kanın yanında?
sana yeter, Muhammed Mustafa’nın, “Ahir zamanda gelecek olan İslam ordusu Şam’da ribat tutacaktır” müjdesi,

195 total views, 1 views today

Leave a Comment