Faydi: Direniş Yükselişte – Siyasi Süreç Gayri Meşru

Irak Müslüman Alimler Heyeti (IMAH/HEYET) “Amerikan işgaline karşı olduğunu”, direnişi desteklediğini (aynı zamanda sivilleri hedef alan rastgele saldırıları kınadığını) ve mevcut siyasal süreci gayri meşru addettiğini yineledi.

Niqash internet sitesi HEYET Resmi Sözcüsü Dr. Muhammed Beşşar Feyzi ile mevcut gelişmeler karşısında HEYET’in konumunu tartıştı. Feyzi konuşmasında Amerikan işgalinin devam ettiği sürece hakiki bir milli diyalog olamayacağını yinelerken silahlı direnişin yükselişte olduğunu söyledi.


Niqash: Başbakan Nuri Maliki’nin sizleri siyasi sürece katılmaya daveti ettiği ve sizlerin hükümete katılmanıza izin vereceği sözünü verdiği doğru mu?

Al-Faydi: Evet. Maliki Uzlaşma Cephesinin hükümeti boykotunun akabinde ara sıra meydana gelen zamanda HEYET Genel Sekreteri Dr. Haris ed Dari’ye bir davette bulundu.

Öneri bir arabulucu ile geldi ve Maliki’nin şu sözünü aktardı: “Uzlaşma Cephesi değil, Dr. Dari Sünnilerin en iyi temsilcisidir.” Yine arabulucu Maliki’nin şunu söylediğini aktardı: “Eğer Dari siyasi sürece katılmayı kabul ederse, kendisi onunla anlaşabilecekti.”

Beklendiği gibi Dr. Dari teklifi reddetti ve aynı arabulucu vasıtasıyla şunları söyledi: “Uzlaşma Cephesi ile ihtilaflarımızı hükümet makamları meselesiymiş gibi yorumlamak yanlıştır. Bizler işgalcilerle dizayn edilen ve çirkin bir şekilde mezhep ve etnik temellere dayanan siyasi sürece katılmaları nedeniyle Uzlaşma Cephesiyle aynı fikirde değiliz. Bu nedenle sizler zamanınızı verimli kullanmalısınız.

Eğer gerçek bir milli uzlaşma istiyor iseniz o halde birinci ve ikinci Kahire toplantılarındaki anlaşmalara sadık kalmalısınız. Bizler yayımlanan bu iki anlaşmanın birçok maddesinde uzlaşmaya varmıştık. Eğer bu antlaşmalara sadakat gösteriyorsanız o zaman uygulayınız ve herhangi bir yetki olmaksızın tutuklanan mahkumları serbest bırakınız. (Kahire Antlaşmaları Amerikan geri çekilmesi için bir tarih belirlenmesi, meşru direnişin tanınması, tutuklamalar ve baskınların sona ermesi, herhangi bir yetki olmaksızın tutuklanan mahkumların serbest bırakılması çağrısında bulunmaktadır).

Niqash: Sizler uzlaşma hakkında konuşuyorsunuz ama el Kaide ve Irak İslam Devleti gibi terör örgütlerince yürütülen askeri operasyonları destekliyorsunuz. HEYET ile bu örgütler arasında ortak bir işbirliği var mı?

Al-Faydi: Doğru araştırma standartlarını takip eden, kendisine başkalarınca dikte edilenlere muhatap olmayan Irak konusunda uzmanlaşan her araştırmacı bilmektedir ki Irak Müslüman Alimler Heyeti’nin (IMAH – HEYET) el Kaide ile hiçbir ilişkisi mevcut değildir. Bizler mezkur örgütün üstlendiği ve terör eylemi, haksız ve suçlu olarak düşündüğümüz birçok eylemini kınadık. Bizler olayı kimin işlediğine bakmaksızın Irak’taki hadiseleri gözlemlemekte ve değerlendirmekteyiz. HEYET bu yaklaşımı benimsemiştir; zira düşman direnişin imajını zedelemeye yönelik teşebbüslerde bulunma ve kartlarını değiştirme noktasında zekiydi. İşte bu nedenle HEYET her daim yargılamadan önce eylemleri değerlendirmiştir;  direniş eylemlerini takdir etmiştir, arkasında kimin durduğuna bakmaksızın terör eylemlerini ve haksız saldırıları ise kınamıştır.

Görünen o ki ne Amerikalılar ne de işgal altındaki başarısız hükümetler bizim bu yaklaşımımızı takdir etmemişlerdir. Bu da yetmezmiş gibi onlar bizleri mezkur örgütlerle ilintili olmakla itham etmişlerdir. Eğer onların bizlere karşı küçücük bir parça dahi olsa ellerinde delilleri varsa  zaten bunu çoktan yaparlardı.

Niqash: Bağdat, Diyala ve Musul’da son günlerde silahlı saldırılarda artış var. Silahlı grupların gerçekleştirdiği bu saldırıların Maliki’nin uzlaşma çağrılarına bir cevap olarak yapıldığına inanıyor musunuz?

Al-Faydi: Ne Maliki ne de başka bir şahıs uzlaşma çağrısı yapma hakkını haiz değildir. İşgal sürmektedir ve uluslararası anlaşmalar da işgal altındaki halka işgalcilere karşı direnme hakkını vermiştir. Dahası, direniş Allah’ın bir buyruğudur, ilkesidir.

ABD işgal güçlerine karşı düzenlenen silahlı saldırıların artışı meselesine gelince, ben bunun Maliki’nin açıklamalarıyla herhangi bir ilgisi olduğuna inanmıyorum. Direnişin sözde Uyanış Konseyleri gibi çeşitli faktörlerle baltalanmasının ardından yeniden yükseldiğini düşünüyorum. Bu teşebbüsler başarısız olduğunda, el Kaide zayıflamaya başladığında Irak Direnişi yeniden toparlanmaya ve büyümeye başladı. Hepimiz geçtiğimiz ay boyunca sayısal olarak artış gözlemledik ve gelecek birkaç ay içinde ben direnişin zirveye çıkacağını umuyorum.

Niqash: Peki yeni bir Sünni meclis sözcü noktasında Sünni partiler arasında devam eden anlaşmazlığı nasıl yorumluyorsunuz?

Al-Faydhi: Siyasi süreç HEYET’in hiçbir şekilde endişelendiği alan değildir; zira bu süreci savunan Sünni, Şii, Arap veya Kürt her kim olduğuna bakmaksızın işgal altındaki bir siyasi sürecin meşru olmadığına inanıyoruz. Kaldı ki tüm vakıa çoktan HEYET’in önceden haber verdiği sonuçları teyid etmektedir. Bizler mezhepçi/hizipçi kontenjan sisteminin sadece Irak toplumunun muhtelif unsurları arasında değil, her bir unsur içinde de yeni krizlere ve problemlerin bir kaynağı olacağını söyledik. Sünni partiler arasındaki anlaşmazlık noktasında bu soruyu cevaplamaları için kendilerine sormalısınız.

Niqash: Milli Uzlaşmanın ülkeye siyasi istikrar ve güvenlik getireceğine ikna olmadınız mı?

Al-Faydhi: Bir tarafı diğer taraf pahasına desteklemekte olan bir işgal altında milli bir uzlaşma olmayacaktır. ABD desteği alan taraf kendisini güçlü hissedecekken herhangi bir taviz verme zorunda kalmayacaktır. Bu insan karakteridir ve şimdi hükümetin yaptığı şey de budur. Şu an zayıf olan diğer taraf ise şüphelerine devam edecek; her eylemi kötü ve işgalcilerce güdülen şeklinde yorumlayacaktır. Uzlaşma ancak işgal sona erdiğinde, tüm Iraklılar kendilerini eşit olarak hissedip bir masa etrafında oturduklarında ciddi olacaktır. O zaman eğer uzlaşmaya varılmaz ise herkes bedelini eşit şekilde ödeyecektir.

Niqash: Siyasi süreç devam ediyor ve Sünni partiler de bunu destekliyor.

Al-Faydi: Bir şahıs kronik bir hastalıktan muzdarip ise herhangi biri o şahsın sağlam bir sıhhatin tadını çıkarttığını söyleyemez. Kendisi her an kötüleşmeye karşı savunmasız olup muhtemel ölümle karşı karşıyadır. Aynı şey Irak için de geçerlidir.  Siyasi süreçteki Sünni partilerin desteğinin bir kıymeti harbiyesi yoktur. Çünkü işgal altındaki sürece katılan bu partiler tüm halk desteğini yitirmişlerdir. İşgalcilerce sonuçları manipüle edilmesine rağmen son yerel seçimler açıkça bu gerçeği ifşa etmiştir. Bu seçimlere katılım en iyi şartlar altında dahi maksimum düzeyde % 30’a ulaşmamıştır. Seçmenler ülkenin siyasal sürecine hakim olan mezhepçi partiler için oy kullanmamıştır.

Niqash: Şiileri imansız olarak addeden fetvalar hakkındaki görüşünüz nedir ve Iraklı Şiilerin İran nüfuzunun artmasında bir hizmet gördüğünü düşünüyor musunuz?

Al-Faydi: HEYET’in kurulduğu ilk günlerden bu yana bizler Şiilerin dinde kardeşimiz, aynı ülkede paydaşlarımız ve Kıble ehli olduklarını söyledik. Düsturumuz Kıble ehlini imansız olarak suçlayamayacağımız yönündedir. Bu nedenle zaten Şii dini otoriteleri ziyaret ettik. Şeyh Halisi ve ülkenin çıkarlarına hizmet eden diğerleriyle birlikte çalıştık.

Sorunuzun ikinci kısmına gelecek olursak; bizler Iraklı Şiileri hiç bu şekilde düşünmedik ve böyle söylemedik. Bizler yalnızca şimdi işgal altında cereyan eden mevcut siyasal sürece katılan Şii politikacıların tamamını İran’ın uzantıları olarak gördük ve halen görüşümüz bu şekilde inanmaya devam etmek yönündedir.

Niqash: ABD askerleri Irak’ı terk ettiğinde direniş savaşçıları ne yapacak? Selefi-Cihad Hareketi liderleri savaşı komşu ülkelere götüreceklerini söylüyor?

Al-Faydi: Bizler Selefi-Cihad hareketine bağlı değiliz. Irak Müslüman Alimler Heyeti bağımsız ve yeni bir düşünce okuludur. HEYET kendine has bir vizyona ve felsefeye sahiptir. Irak’ın işgali altında kriz yönetiminde başarılı tecrübelerimiz mevcut.  Iraklılar ülkelerini bağımsızlığa kavuşturduklarında onu yeniden imar edecek ve savaşla verilen tüm zararı tamir edecek, komşu ülkelerle ve uluslararası kamuoyu ile iyi ilişkiler kuracaktır.

Niqash: Hükümet intihar eylemleri için kullanılan ve “El Kaide üyeleri” olarak tanımlanan kadınları tutukladı. İslam Şeriatı açıkça kadınların cihad içinde yer alması gerektiğini ifade ediyor. Bu mevzuda sizin dini hükmünüz nedir?

Al-Faydi: İlk olarak işgalciler ve işbirlikçileri tarafından idare ve hareket ettirilen bu tür olaylarda abartma olduğunu düşünüyorum. Bunun amacı ise Irak’taki cihadın görüntüsünü çarpıtmaya yöneliktir. Her ne durumda olursa olsun cihad erkeklerin görevidir; eğer gönüllü kadınlar ve onların velileri buna izin verirler ise onlar da cihada katılabilirler. Eğer bir kadın işgalciyle çarpışırken ölürse kendisi bir şehit olarak addedilir. Eğer o bir masum insanı öldürür ve ölürse kendisi nahoş bir durumda olacaktır; çünkü o intihar etmiştir ve İslam böylelerine şiddetli azap vaat etmektedir. Allah (cc) bizleri böylesi cezalardan muhafaza buyursun.

Niqash: Niçin 1920 Devrim Tugayları, Irak Hamas’ı, Mücahitler Ordusu ve Murabitun Ordusu daha öncesinde vefakar olduğu el Kaide’den koptular?

Al-Faydi: Kendi öz kaynaklarımıza göre yukarda bahsettiğiniz teşkilatların el Kaide ile bir irtibatı sözkonusu değil. Ve bu teşkilatlar hiçbir zaman el Kaide’ye vefalı/sadık olduklarını da söylemediler. Dahası onların el Kaide’den koptukları meselesi de doğru değildir; zira bu dört direniş grubu ne ona bağlıydılar ne de sadıktılar. El Kaide sadece Amerikan işgalcilerini hedef aldığında onun operasyonları bir direniş olarak hesaba katıldı. Diğerleri onu Irak direniş hareketinin bir parçası olarak gözüne aldılar. Ancak ne zamanki el Kaide masum insanları hedef almaya başladı o zaman anlaşmazlıklar baş gösterdi. Hatta 1920 Devrim Tugayları ile el Kaide arasında Ebu Gureyb’te silahlı çatışmalar yaşandı. Çatışmalar dört ay sürdü ve sonuçta birçok direnişçi ile el Kaide üyesi öldü.

Kaynak: Niqash

 

281 total views, 1 views today

Leave a Comment