Süleymani’nin Açıklamaları ve İran’ın Bölgesel Kartları

 

Sözde Kudüs Tugayları Komutanı Kasım Süleymani'nin “Irak ve Güney Lübnan, İran'ın iradesine bağlıdır” şeklindeki son açıklamalarından sonra İran Hükümeti resmi tutumundaki çelişkilere rağmen bu açıklamayı kınadı.

*******************************************

 

Emir El-Mafraji

 

Sözde Kudüs Tugayları Komutanı Kasım Süleymani'nin “Irak ve Güney Lübnan, İran'ın iradesine bağlıdır” şeklindeki son açıklamalarından sonra İran Hükümeti resmi tutumundaki çelişkilere rağmen bu açıklamayı kınadı. Çünkü Süleymani’nin bu açıklamaları, onun İran dini lideri Ali Hamaney ile doğrudan bağlantılı olmasından ötürü hadisenin İran iktidar piramidinin tepesindeki en yetkili resmi ağızlardan yapıldığının kanıtı olarak kabul edilebilir. Kuşkusuz ki bu tür açıklamaların bölgede cereyan eden olayların geleceği ile ilgisi son derece büyüktür. Aslında İran bu açıklamalarla, Irak’ın ve Güney Lübnan’ın kendi iradesi altında olduğunu ve Arap ülkelerinde kendine bağlı bir İslami hükümet oluşturduğunu bir kez daha hatırlatmış oldu.
Şüphesiz ki İran’ın, yaptığı tehlikeli açıklamalardan sonra, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun ve Kasım Süleymani’nin komutanlığını yaptığı son askeri manevralardaki gövde gösterisi sırasında söylediği, yaşı da kuruyu da yakacağı ve Körfez ülkelerindeki Amerikan üslerini yok edeceğiyle ilgili tehditkâr konuşmaları, kendisinin bölge için kurduğu senaryolarla doğrudan bağlantılıdır. Çünkü İran bu söylemlerle uluslararası toplum ile yürüttüğü nükleer program müzakerelerinde ve şu anda Tahran’da bulunan uluslararası nükleer denetçilerine karşı sözde bölgesel bir baskı kartı oluşturmaktadır.
Bu çerçevede İran’ın Irak ve güney Lübnan üzerindeki tahakkümüyle ilgili açıklamaları, sebep ve gerekçelerine bakmaksızın, zamanlama olarak, bir taraftan uluslararası toplumun kendisinin ürettiği nükleer silah krizinin çözümü için uğraştığı, diğer taraftan da askeri manevraların yapıldığı ve Kudüs Tugayının bölgeyi yakmakla tehdit ettiği bir döneme denk getirilmiştir. Dolayısıyla Kasım Süleymani’nin açıklamaları Irak’ta, Suriye’de ve güney Lübnan’da İran’daki Vilayet-i Fakih rejiminin oluşturduğu yapılarla ilgili gelecek dönemdeki stratejisinin doğasını okumak açısından çok önemlidir. Bu bağlamda İran rejimi, eğer Irak’a Iraklı Şiilerin gücüyle ve Filistin’e de Hizbullah’ın yoluyla müdahale etmeseydi, bu ülkelere kendi çıkarları doğrultusunda baskı ve pazarlık kartlarını uygulayamazdı. Özellikle de İran gerçek iradesini ulusal projeleri bağlamında oluşturduğu için bölgede etkisini bir büyük güç olarak Türkiye ile İsrail arasında paylaşmaktadır.
Öte yandan Kasım Süleymani’nin açıklamalarının ardından son olaylara işaret eden net göstergeler vardır. Bunlardan birincisi Başkan Obama’nın İran’a yönelik olan (ilan edilmemiş) mesajlarıdır. Ve daha sonra da İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi’nin Türkiye ziyaretinde yaptığı açıklamalardır. Salihi açıklamasında “ülkesinin önkoşulsuz bir şekilde Amerika Bileşik Devletleri ile müzakerelere hazır olduğunu” söyledi. Diğer yandan ise Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy İran’la ilgili yapılan son açıklamada, Fransa’nın İran’a karşı alternatif olarak ekonomik yaptırımlardan yana olduğunu belirterek çözüm yönünde İranlı teokratik ve devlet sorumluluğunu taşıyanlara seslenerek İran’ın bu krizden çıkması için çağrıda bulunmuştu. Sarkozy’nin bu açıklamaları, İran’a yönelik savaş manevralarının ses tonunu güçlendirmiştir. Ayrıca Kudüs Tugayları Komutanı Süleymani’nin açıklamalarına bakıldığında, Vilayet-i Fakih mercisinin, İran’ın ulusal çıkarına ve genişleme stratejisine hizmet amacıyla etnik temelli partiler üzerindeki tehlikeli rolü olarak yorumlanmaktadır. Dolayısıyla, , İran’dan gelen açıklamalar bize son tahlilde, Irak ve güney Lübnan’da bulunan İran devletine bağlı parti ve işbirlikçileri arasındaki gizli dosyaların olduğunu belgeledi.
Özellikle Kasım Süleymani’nin açıklamalarıyla birlikte Bağdat’ta bulunan Şii yönetimindeki oluşumların ve güney Lübnan’daki Hizbullah’ın İran’a bağlı olduğu kanıtlandı. Bu yüzden Irak halkı, ülkelerindeki İran’ın mevcudiyetine ve yabancıların içişlerine karışmasına büyük tepki gösterdi. Bu açıdan Irak’taki Şii yöneticilerin Vilayet-i Fakih’in temsilcisi olduklarının açığa çıkmasını örtbas etmek için önlerinde sadece milliyetçilik yapma seçeneği kaldı. Çünkü bunlar Irak’ın bağımsız bir devlet olduğundan hareketle Süleymani’nin açıklamalarını reddettiler ve İran’ı içişlerine karıştığı için kınadılar. Nitekim Maliki hükümetinin bağımsız olmadığı ve doğrudan İran’ın etkisi altında olduğu da herkesçe bilinmektedir. Dahası Maliki İran’a bağlı olmasından dolayı hem Irak halkı hem de Arap ve Avrupa ülkeleri tarafından suçlanmaktadır. Bu bağlamda Süleymani’nin son açıklamalarını gizlemek için, İran rejimine yakınlığıyla bilinen Iraklı partiler sahte sloganlar atarak İran’a bağlı olduklarını örtmeye çalışsalar da bu nafile bir girişim…
Ayrıca, Iraklı Şii yöneticiler gizlice Irak’ı siyasi ve dini olarak İran’a bağlamayı kolaylaştırmaya çalışmaktadır. Ve her iki yönetim de İran-Irak kamuoyunu mezhepsel olarak birbirine bağlayarak bölgeye açılmalarını sağlamaktadırlar. Böylece Irak sokakları, Irak’ın siyasilerinden Kasım Süleymani’nin açıklamaları ile ilgili gelen değişik ve şiddetli tepkilerin bir emrivaki sonucunda verildiğini gördükleri için şaşkınlıkla karşılamadılar. Çünkü İran’la bağlantılı olan çoğu şahsiyet, parti ve milis liderinin doğrudan Süleymani’nin açıklamalarını reddetmesi, bunun İran İslam devleti ile Irak’taki ve bölgedeki müttefiklerinin ilişkilerinde olan gizliliğin belgelenmesi bakımından ve dini lider Ali Hamaney açısından skandal bir dönüm noktası olarak gördüler. Aslında Irak sokakları İran’ın Irak’taki dostları tarafından Süleymani’nin açıklamalarına gelen tepkileri farklı bir ses tonu olarak kabul etti. Bu nedenle yapılan açıklamaların İran piramidinin tepesinde olan Tahran ve Kum tarafından gelen bu itirafların, Irak’taki işbirlikçi kişi ve partilerin Fars milletinin ulusal hedeflerine hizmet ederek, kendi halklarına da ihanet ettiklerinin bir kanıtı olarak kabul edilebilir. Aslında İran'dan gelen bu tür açıklamalar Irak’taki işbirlikçilerin siyasi ve ulusal sahnedeki varlıklarını da sonlandırmaktadır. 
Bu çerçeveden bakıldığında ne İran basınında ne de Hamaney’in İslami rejimindeki üst düzey yetkililerinin verdikleri fetva ve vaazlarında, hiç kimse Arap ulusunun temel meselesi olan Filistin ve Irak’a destek verdiklerini düne kadar duymadı. İran’ın görsel medya ekranlarda yaptığı tatbikat operasyonlardaki gövde gösterisiyle birlikte, devrim muhafızlarına bağlı Kudüs Tugaylarının Hürmüz Boğazını kapatacağını ve Körfez ülkelerindeki Amerikan üslerini yok edeceğini dair tehditte bulunmasına rağmen bunu gerçekleştirdiğini de kimse görmedi. Ayrıca bugün Hürmüz Boğazı’nı kapatma konusunda İran’ın resmi duruşundaki büyük değişikliği İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi zaten duyurmuştu. Salihi yaptığı açıklamasında, “ülkesinin tarihinden bugüne kadar dünya petrolünün büyük kısmının geçtiği Hürmüz Boğazını kapatmadığını ve hiçbir zaman bu önemli deniz yolunun önüne engel koymaya çalışmadığını” belirtti. İran’ın resmi tutumundaki bu büyük değişikliğin arkasında Amerika yönetiminin en son Tahran’a gönderdiği gizli mektubun etkisi olduğunu içimizden hiç kimse ne gördü ne de duydu.
Bu bağlamda Kasım Süleymani’nin son açıklamaların İran’ın resmi sözcüsü tarafından (sözde) kınanmasına rağmen güney Lübnan’daki mezhepçiliğin ve Irak’taki mezhebe dayalı yönetimin geleceği açısından büyüt etkisi vardır. Dolayısıyla istesek de istemesek de İran, uzun bir süredir füzelerini ve Kasım Süleymani tugaylarını, Amerikan güçlerine ve İsrail’e karşı bekletmemektedir. Bunlar sadece Hasan Nasrullah’a ve Yeşil bölgedeki hükümete yardım etmek için beklemektedir. Bu durum İran’ın bölgesel ittifaklarına dayanan önemli oyununa işaret etmektedir. Bununla birlikte İran, Irak’taki ve güney Lübnan’daki müttefiklerini bir kart gibi oynamaktadır. İran, ABD ile anlaşma yaptığı ve İran ulusunun milli hedeflerine ulaştığı takdirde bu kartları istediği gibi yüzüstü bırakır ve yakar. Diğer taraftan İran Cumhuriyeti’nin son askeri tatbikatından sonra, Amerikan uçak gemisi Lincoln’un Hürmüz Boğazına girmesi, İran’ın askeri müesseselerine ait füzelerinin Hürmüz Boğazını kapatması konusunda başarısız olduğunu da ispatladı. Öte yandan aynı zamanda da Kasım Süleymani’nin tehlikeli açıklamaları aracılığıyla Lübnan’ın güneyindeki ve Bağdat’ın yeşil bölgesindeki bürolara, süresi dolan kartların yakılmasını bildirmesi amacına ulaştı. Bunu da zaten hem Araplar hem de Acemler biliyordur.  
El-Küdus El-Arabi Gazetesi
Arapçası için lütfen tıklayın
Bu makale HEYET Net Türkçe sitesi için özel çevrilmiştir. © 2012

210 total views, 1 views today

Leave a Comment