Irak’ta Neler Oluyor?

 

GENİŞLEMEYE BAŞLAYAN IRAK SAHNESİ VE GÖKYÜZÜNDE PARLAYAN DEVRİM
 
       
Leys MUŞTAK
 
Konu üzerine kendileriyle konuştuğumuz bazı Arap medya mensuplarından işittiğim, Irak’ın sisli durumu sözleri, bazen beni provoke ediyor. Kendilerine ülkedeki durumu sorduğunuzda “açıkçası Irak’taki durumu pek fazla bilmiyoruz” diyorlar. Bunun ardında yatan sebep, mutlak bir cehalet, yeterince inceleme zahmetinde bulunmamak ve Irak’ın, önce işgal edilip, sonrasında ise İran’a -rıza ve iradeyle- teslim edilmeye çalışılması neticesinde yaşananlara karşı ilgisiz kalınmasıdır.
 
Irak’ın batısındaki Ramadi ve Felluce’de başlayıp, kuzeyindeki Musul ve Samarra’ya taşan gösteriler süresince tek bir saat geçmemiştir ki o saatte âlimler genel bir boykot ve sivil itaatsizlik çağrılarında bulunmamış olsunlar. Ayrıca bu âlimler ellerini, İran’da basılan, oranın siyasi amblemlerini taşıyan ve kullanılan mürekkebi özgür Iraklıların kanı olan paralarla kirletmiş  partilerden hiç birisiyle bir bağlantıları olmayan insanlardır.
 
Öyle görünüyor ki Irak’ta bu günlerde şahit olunan bu görüntü, bazılarının istememesine ve diğer bazılarının devrimin bizzat kendisinden korkmasına rağmen, genişlemeye devam ediyor..  2005- 2007 yılları arasında vuku bulan iç savaşın – ki bu savaşın aniden sona ermesinin sebebi şu ana kadar çözülmüş değildir, muhtemelen bu ani durdurmanın ardında, ölümü gösterip sıtmaya razı etmek misali, Iraklıların akıllarına bir şeyleri sokmak, bir şeyleri özellikle de anayasayı onlara kabullendirmek vardı- o dehşetengiz görüntüsü Iraklıların zihinlerinde tazeliğini kaybetmemiştir henüz. Ancak Iraklılar bugün tam olarak neden korkuyorlar?
 
Burada siyasetten çıkar sağlayan ileri gelenleri, onların tebaalarını, hükümetle doğrudan yahut dolaylı bir şekilde ortaklık kurarak hayali anlaşmalar ve sözleşmeler yapan çıkarcıları, vurgundan pay almak için civar ülkelerdeki yerlerini yurtlarını bırakanları – ki bu yağmalayıcıların efendileri Irak’ın tahribata uğrayan ekonomisinden geriye kalanları da yıkmak ve sistematik bir şekilde yağmalamak için çeşitli gerekçelerle ortaya çıkarlar – kastetmiyorum. Benim sorum, gece gündüz hakları ihlal edilen yoksunlaradır..
 
Allah (cc) ezelden ebede kadar Kerimdir, O darda bırakmaz elbet bir kapı açar diyerek mevcut durumu kabul edip itaatle boyun eğenler bilmeli ki Allah Kerimdir ancak her şeyin varlığını da bir sebebe bağlamıştır; bir kavim kendini değiştirmedikçe Allah (cc) da onları değiştirmez… Kendini değiştirmek ise kendini değiştireceği şeyleri değiştirmekle olur… Burada sorarım: Iraklılar içinde bulundukları durumdan ikna olmuşlar mıdır? Basra’nın, Hılle’nin, Necef’in, Ammara’nın, Nasırıyye’nin, Bağdat’ın, Musul’un ve Kerkük’ün vatandaşları insanların her gün, her hareketlerinde ve hareketsizliklerinde, sessizliklerinin ve hayır diyemeyişlerinin faturasını ödemek zorunda kalarak yaşayabileceklerine inanıyorlar mı?
 
Hiç kimse beni, kurum yahut kuruluşların her hangi bir şahsa yahut kuruma rüşvet vermeden işlerini yürütebildiklerine ikna edebilir mi? Mevcut hükümetin basın yayın organları tarafından eski rejim hakkında yahut iyice genişleyip çoğalan hatta artık örf ve adetler misali derinlere yerleşen yolsuzluklar hakkında sürekli gündem edilerek başımızı ağrıtan yolsuzluklar sahiden de sona ermiş midir? Bu korkular ve endişeler Iraklıların içlerinde hep vardır; her biri bir diğerinden korkar, her biri bir diğerinden ihanet bekler. Bu zihniyetin ardında yatan sebep, bir sınıfın diğer sınıfa bir oluşumun diğer oluşuma, panik ortamından ve başka alternatif olmadığından dolayı, sebepler var olduğu müddetçe zorbalık edeceğine dair bilinçaltlarına yerleşmiş olan yakınî bilgidir. Bu sebepler ise zulüm, eziyet-işkence, cinayet ve dışlama gibi ahlakî boyutlar da dâhil bütün oluşumlarıyla yolsuz hükümetin tutumlarını savunan ve bekası için gerçek bir yakıt niteliğinde olan şeylerdir. Ayrıca birçok şehrin vatandaşları, mevcut siyasi rejimi devireceği ve yerine, birçok kişi kötü muamele görürken sessiz kaldıkları ve beklemekle yetindikleri için kendilerini hesaba çekip cezalandıracak olan yeni bir rejim getireceği düşüncesiyle devrimden korkarlar. Onların bu isteksizlikleri, tarafgirlikleri ya da bazılarının hükümeti tutması şu ya da bu ekole yahut otoriteye bağlı olan bir ideolojiye dayanmaz.
 
Burada açık ve net bir şekilde söyleyebilirim ki, insanları sıfır noktasına ve yeni bir başlangıca ulaştırmayan, önlerinde yeni sayfalar açmayan devrimde iş yoktur. Ve yine diyebilirim ki bu korkular gerekçe olamazlar, bu devrim, hükümetin yaptıklarından berî olunduğunu göstermek ve genellemenin olumsuzluklarını ispat etmek için iyi bir fırsattır. Devrimin ilk günlerinden ve halkta bir öfke kabarması görüldüğünden beri ülkenin güneyinde bulunan şehirlerin durumu geri kalanından çok da iyi değildir. Hatta Sünni kasaba ve köylerinde yaşayan vatandaşların durumunun Ahvar, Rîf, Amara, Basra ve Nasırıyye gibi nüfusunun çoğunluğunu Şiilerin oluşturduğu şehirlerde yaşayan vatandaşların durumundan çok daha iyi olduğunu söylersem abartmış olmam.
 
Ancak emniyet ve haklar konusunda Irak’ta bilinen bir numaralı hedef, hiç kuşkusuz, Sünnilerdir. Devlet hapishanelerinin ayrıcalıklı öncüleri olmuş, gösteriş için kurulan mahkemeler onlara tahsis edilmiş, sistemli bir şekilde infaza mahkûm edilmişlerdir. Seçimlerden ve yargının siyasallaşmasından beri neredeyse bir aydır tarafsız yargı tarafından onaylanan bir hüküm uygulanmamıştır hiç. Merak ediyorum; onurların çiğnenmesi karşısında suskunluğa gömülmeye bu ayrılık mı ulaştırdı bizi? Bizler gerçekten de Iraklı mıyız? Hindistan’da bir toplu taşıma aracında bir grup genç tarafından tecavüze uğrayan bir genç kız için halk on günden beri sokaklara dökülmüş durumda.. Göstericiler, o genç kız Hindu mudur, Müslüman mıdır ya da Hristiyan mıdır diye sormadan sadece insan olmasıyla değerlendirerek çıkarlar sokaklara. Genç kızın Singapur’daki bir hastanede hayatını kaybettiği, Hindistan başbakanının taziyede bulunduğu ve Hindistan sokaklarının genç kızın şerefini korumak için sokaklara dökülen kızgın kalabalıklarla dolu olduğu uluslararası haber ajanslarında flaş haber olarak geçer. Peki, ya biz ne yapıyoruz?
 
Peki ya bizim yani Iraklıların namusu nerede? Bizler bugün gelişigüzel kanunlar çıkaran ve tutuklu kadınları fahişeler olarak vasıflandıran bir siyasi yapıyla karşı karşıyayız. Bırakın birbirimizin namusunu savunmayı, yabancıların dahi namuslarını savunduğumuz o eski, gayretli günlerimize ne zaman geri döneceğiz?
 
Son olarak sözlerimi şunlarla bitirmek istiyorum; Hadi El Mehdi’nin başlattıkları bugün meyvesini vermeye başlamış, Irak’ın özgürleştirilmesi yolunda mesafeler kat etmiştir.
 
Halkı hedef tahtasına oturtmayan Irak Millî Direnişi, İran’ın ülkedeki nüfuzuna, yolsuzluk yapılmasına ve Irak’ın zenginliklerinin yağmalanmasına karşı başlatılan barışçıl direniş ile sona yaklaşmaya başlamıştır. Yarın Iraklılar için emniyet içinde bir gün doğacaktır; Basralılar Musul ormanlarında korkusuzca yürüyebilecek, Ramadililer Kûfe’de güvenle ağırlanacaktır. Iraklılar yüzlerini geçmişe dönüp, gelecek için bütün vatandaşların eşit hak ve özgürlüklere sahip olduğu güvenli ve özgür bir vatan inşa etmek istediklerinde ve daha birkaç gün önce Sünni, Şii, Hristiyan ve Kürt herkesin evini basan sel sularının ayrım yapmaması gibi ayrım yapılmadığında, Bağdat aslına dönecek ve onların her birine tebessüm edecektir.
 
Bu makale HEYET Net Türkçe sitesi için özel tercüme edilmiştir. ©2013
 
Orijinal Arapçası için lütfen tıklayın
 

349 total views, 1 views today

Leave a Comment

Irak’ta Neler Oluyor?

GENİŞLEMEYE BAŞLAYAN IRAK SAHNESİ VE GÖKYÜZÜNDE PARLAYAN DEVRİM

Leys MUŞTAK

 
Konu üzerine kendileriyle konuştuğumuz bazı Arap medya mensuplarından işittiğim, Irak’ın sisli durumu, sözleri, bazen beni provoke ediyor. Kendilerine ülkedeki durumu sorduğunuzda “ açıkçası Irak’taki durumu pek fazla bilmiyoruz” diyorlar. Bunun ardında yatan sebep, mutlak bir cehalet, yeterince inceleme zahmetinde bulunmamak ve Irak’ın, önce işgal edilip, sonrasında ise İran’a -rıza ve iradeyle- teslim edilmeye çalışılması neticesinde yaralanmasına karşı ilgisiz kalınmasıdır.
 
Irak’ın batısındaki Ramadi ve Felluce’de başlayıp, kuzeyindeki Musul ve Samarra’ya taşan gösteriler boyunca tek bir saat geçmemiştir ki o saatte âlimler genel bir boykot ve sivil itaatsizlik çağrılarında bulunmamış olsunlar. Ayrıca bu âlimler, ellerini, İran’da basılan, oranın siyasi amblemlerini taşıyan ve kullanılan mürekkebi özgür Iraklıların kanı olan paralarla kirletmiş olan partilerden hiç birisiyle bir bağlantıları olmayan insanlardır.
 
Öyle görünüyor ki Irak’ta bu günlerde şahit olunan bu görüntü, bazılarının istememesine ve diğer bazılarının devrimin bizzat kendisinden korkmasına rağmen, genişlemeye devam ediyor..  2005- 2007 yılları arasında vuku bulan iç savaşın – ki bu savaşın aniden sona ermesinin sebebi şu ana kadar çözülmüş değildir, muhtemelen bu ani durdurmanın ardında, ölümü gösterip sıtmaya razı etmek misali, Iraklıların akıllarına bir şeyleri sokmak, bir şeyleri özellikle de anayasayı onlara kabullendirmek vardı- o dehşetengiz görüntüsü Iraklıların zihinlerinde tazeliğini kaybetmemiştir henüz. Ancak Iraklılar bugün tam olarak neden korkuyorlar?
 
Burada siyasetten fayda sağlayan ileri gelenleri, onların tebaalarını, hükümetle doğrudan yahut dolaylı bir şekilde ortaklık kurarak hayali anlaşmalar ve sözleşmeler yapan faydacıları ve vurgundan pay almak için civar ülkelerdeki yerlerini yurtlarını bırakanları – ki bu yağmalayıcıların efendileri Irak’ın tahribata uğrayan ekonomisinden geriye kalanları da yıkmak ve sistematik bir şekilde yağmalamak için çeşitli gerekçelerle ortaya çıkarlar- kastetmiyorum. Benim sorum, gece gündüz hakları ihlal edilen yoksunlaradır.. Allah ezelden ebede kadar kerimdir, o darda bırakmaz elbet bir kapı açar diyerek mevcut durumu kabul edip itaatle boyun eğenler bilmeli ki Allah kerimdir ancak her şeyin varlığını da bir sebebe bağlamıştır; bir kavim kendini değiştirmedikçe Allah onları değiştirmez.. kendini değiştirmek ise kendini değiştireceği şeyleri değiştirmekle olur.. burada sorarım: Iraklılar içinde bulundukları durumdan ikna olmuşlar mıdır? Basra’nın, Hılle’nin, Necef’in, Amara’nın, Nasırıyye’nin, Bağdat’ın, Musul’un ve Kerkük’ün vatandaşları insanların her gün, her hareketlerinde ve hareketsizliklerinde, sessizliklerinin ve hayır diyemeyişlerinin faturasını ödemek zorunda kalarak yaşayabileceklerine inanıyorlar mı? Hiç kimse beni, kurum yahut kuruluşların her hangi bir şahsa yahut kuruma rüşvet vermeden işlerini yürütebildiklerine ikna edebilir mi? Mevcut hükümetin basın yayın organları tarafından eski rejim hakkında yahut iyice genişleyip çoğalan hatta artık örf ve adetler misali derinlere yerleşen yolsuzluklar hakkında sürekli gündem edilerek başımızı ağrıtan yolsuzluklar sahiden de sona ermiş midir? Bu korkular ve endişeler Iraklıların içlerinde hep vardır; her biri bir diğerinden korkar, her biri bir diğerinden ihanet bekler. Bu zihniyetin ardında yatan sebep, bir sınıfın diğer sınıfa bir oluşumun diğer oluşuma, panik ortamından ve başka alternatif olmadığından dolayı, sebepler var olduğu müddetçe zorbalık edeceğine dair bilinçaltlarına yerleşmiş olan yakınî bilgidir. Bu sebepler ise zulüm, eziyet-işkence, katl ve dışlama gibi ahlakî boyutlarda dâhil bütün oluşumlarıyla yolsuz hükümetin tutumlarını savunan ve bekası için gerçek bir yakıt niteliğinde olan şeylerdir. Ayrıca birçok şehrin vatandaşları, mevcut siyasi rejimi devireceği ve yerine, birçok kişi kötü muamele görürken sessiz kaldıkları ve beklemekle yetindikleri için kendilerini hesaba çekip cezalandıracak olan yeni bir rejim getireceği düşüncesiyle devrimden korkarlar. Onların bu isteksizlikleri, tarafgirlikleri ya da bazılarının hükümeti tutması şu ya da bu ekole yahut otoriteye bağlı olan bir ideolojiye dayanmaz.
 
Burada açık ve net bir şekilde söyleyebilirim ki, insanları sıfır noktasına ve yeni bir başlangıca ulaştırmayan, önlerinde yeni sayfalar açmayan devrimde iş yoktur. Ve yine diyebilirim ki bu korkular gerekçe olamazlar, bu devrim, hükümetin yaptıklarından berî olunduğunu göstermek ve genellemenin olumsuzluklarını ispat etmek için iyi bir fırsattır. Devrimin ilk günlerinden ve halkta bir öfke kabarması görüldüğünden beri ülkenin güneyinde bulunan şehirlerin durumu geri kalanından çok da iyi değildir. Hatta Sünni kasaba ve köylerinde yaşayan vatandaşların durumunun Ahvar, Rîf, Amara, Basra ve Nasırıyye gibi nüfusunun çoğunluğunu Şiilerin oluşturduğu şehirlerde yaşayan vatandaşların durumundan çok daha iyi olduğunu söylersem abartmış olmam.
 
Ancak emniyet ve haklar konusunda Irak’ta bilinen bir numaralı hedef, hiç kuşkusuz, Sünnilerdir. Devlet hapishanelerinin ayrıcalıklı öncüleri olmuş, gösteriş için kurulan mahkemeler onlara tahsis edilmiş, sistemli bir şekilde infaza mahkûm edilmişlerdir. Seçimlerden ve yargının siyasileşmesinden beri neredeyse bir aydır tarafsız yargı tarafından onaylanan bir hüküm uygulanmamıştır hiç. Merak ediyorum; onurların yok edilmesi karşısında suskunluğa gömülmeye bu ayrılık mı ulaştırdı bizi? Bizler gerçekten de Iraklı mıyız? Hindistan’da bir toplu taşıma aracında bir grup genç tarafından tecavüze uğrayan bir genç kız için halk on günden beri sokaklara dökülmüş durumda.. Göstericiler, o genç kız Hindu mudur, Müslüman mıdır ya da Hristiyan mıdır diye sormadan sadece insan olmasıyla değerlendirerek çıkarlar sokaklara. Genç kızın Singapur’daki bir hastanede hayatını kaybettiği, Hindistan başbakanının taziyede bulunduğu ve Hindistan sokaklarının genç kızın şerefini korumak için sokaklara dökülen kızgın kalabalıklarla dolu olduğu uluslararası haber ajanslarında flaş haber olarak geçer. Peki, ya biz ne yapıyoruz?
 
Peki ya bizim yani ıraklıların namusu nerede? Bizler bugün gelişigüzel kanunlar çıkaran ve tutuklu kadınları fahişeler olarak vasıflandıran bir siyasi yapıyla karşı karşıyayız. Bırakın birbirimizin namusunu savunmayı, yabancıların dahi namuslarını savunduğumuz o eski, gayretli günlerimize ne zaman geri döneceğiz?
 
Son olarak sözlerimi şunlarla bitirmek istiyorum; Hadi El Mehdi’nin başlattıkları bugün meyvesini vermeye başlamış, Irak’ın özgürleştirilmesi yolunda mesafeler kat etmiştir.
 
Iraklıları hedef almayan Irak Millî direnişi İran’ın ülkedeki nüfuzuna, yolsuzluk yapılmasına ve Irak’ın zenginliklerinin yağmalanmasına karşı başlatılan barışçıl direniş ile sona yaklaşmaya başlamıştır. Yarın Iraklılar için emniyet içinde bir gün doğacaktır; Basralılar Musul ormanlarında korkusuzca yürüyebilecek, Ramadililer Kûfe’de güvenle ağırlanacaktır. Iraklılar yüzlerini geçmişe dönüp, gelecek için bütün vatandaşların eşit hak ve özgürlüklere sahip olduğu güvenli ve özgür bir vatan inşa etmek istediklerinde ve daha birkaç gün önce Sünni, Şii, Hristiyan ve Kürt herkesin evini basan sel sularının ayrım yapmaması gibi ayrım yapılmadığında Bağdat aslına dönecek ve onların her birine tebessüm edecektir.
 
 
Bu makale özel olarak HEYET Net©  için tercüme edilmiştir.
 
Orijinal Arapçası için lütfen tıklayın
 

348 total views, 1 views today

Leave a Comment