Genel Sekreter el-Cezire Kanalında

 

ŞEYH DR  HARİS AL DARİ, EL CEZİRE KANALINA VERDİĞİ MÜLAKATTA, 

 DİNİ AİDİYET, ULUSAL AİDİYETLE ÇELİŞMEZ, DEDİ

 

Müslüman Alimler Birliği Genel Sekreteri Şeyh Dr. Haris Al Dari, dini aidiyetin ulusal aidiyetle çelişmeyeceğini belirtti. Çünkü dinin kendisi bizzat vatan sevgisini insanın gönlüne yerleştirir. Vatanın her hangi bir musibete, olaya ve işgale maruz kalması durumunda bu vatanı  savunması için Müslüman vatandaşı ona teşvik eder.

Şeyh Dr. Haris Al Dari, El Cezire televizyonunun geçen hafta “Şeriat ve Hayat” adlı programda kendisiyle yaptığı mülakatta şunları söyledi:İslam, Müslüman’ı ve mümini, insan nezdinde fedakarlığın en üst özelliklerinden biri kabul edilen ruhla fedakarlığa teşvik etmektedir.  Bu sebeple, dine bağlılık vatana bağlılıkla çelişmez.Vatan sevgisi,  Müslüman bireyin dine olan sevgisinden kaynaklanmaktadır. İslam kendisine vatanını sevmesini ve dinini savunmasını öngörmektedir. Bunun kanıtı ise Hz. Peygamberin, Küreyişlilerin kendisini  Mekke’den çıkarttıklarında söylediği şu sözüdür: “Ey Mekke! Allah'a yemin olsun  ki, sen bana  Allah 'ın en hayırlı toprağısın. Eğer senden çıkarılmamış olsaydım çıkmazdım.”

Şeyh Dr. Haris Al Dari, ümmetin güçlü kılınmasına neden olması gerekirken onun yerine zayıf düşmesine neden olan politikalar, gruplar, mezhepler ve akımlarla ilgili üzüntüsünü açıklamıştır. Siyaset, fıkıh ve inanç eksenli mezheplerin bu ümmetin  vahdetine ve  İslami hareketin zenginleşmesine neden olacağı yerde tam tersine bu alandaki çabaların heder olmasına sebep olmuştur. Şeyh Dr. Haris Al Dari, bir çok ülkede bu  ümmete mensup insanların birbirleriyle savaşmasına götüren ihtilafların ana sebebinin siyasi olduğunun altını çizmiştir. Kimi düşüncelere, dini inançlara ve dini kavramlara siyasi elbiseler giydirilmiştir, şu ya da bu kesimin siyasetlerine, projelerine ve planlarına kılıf olarak kullanılmıştır.

Geçen yüzyılın başlarında  farklı frekanslara mensup partiler ve gruplar  doğmuştur. Bunların bir çoğu  gerçekten ümmetin vahdetine çağırmaktaydı.  Bu çağrılar, ümmetin bir çok ferdinin vicdanını yansıtıyor, günbegün bu ümmetin birleşmesi yönündeki ümit ve beklentilerini etkilemekteydi. Fakat bu çağırılar başarısız oldu. Çünkü çağrılar sadece düşünce üzere devam ediyordu, bu ümmetin inancından ve tarihi birikiminden kaynaklanmıyordu. 

Şeyh Dr. Haris Al Dari, inancın fırkalaşmanın, ihtilafın ve birbirini öldürmenin bir faktörü hainle dönüşmesinin nedenlerini, inanç, düşünce, eğilim ve  görüşteki taassuba dayandırmaktadır. Hz. Peygamberin şu sözüyle söylemek istediğine dikkati çekmiştir: “ Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır”. Gerek kabul görsün gerekse görmesin inançları, argümanları, delilleriyle ana fırkalar bulunmaktadır.  Şuan  gerek inanç, gerek mezhep, gerek siyasi ve gerekse kategoriksel olarak  var olan fırkaların sayımı yapılmasa sayıları yetmiş üç fırkadan daha fazladır.

Hz. Peygamberin“ Birisi hariç hepsi cehenneme gidecektir” ifadesiyle ilgili olarak Şeyh Haris Dr. Al Dari şöyle demiştir:  Bu bir çok lafızla gelmiştir. Bunların en meşruu  şu üçüdür: “ Benim ve ashabımın bulunduğu hal üze olanlar”. Başka bir rivayette, Sevadu’l A’zam, başka bir rivayette ise “cemaat” tir. Doğrusu Hz. Peygamberin “Benim ve ashabımın bulunduğu hal üze olanlar” ifadesiyle kastettiği ümmetin büyük çoğunluğu, yani ekseriyette olanlar, insanların büyük çoğunluğu…işte bu iki rivayet Hz. Peygamberin “Benim ve ashabımın bulunduğu hal üze olanlar” ifadesinin yorumudur.

Şeyh Dr. Haris Al Dari:“ Biri hariç hepsi cehennemliktir “ rivayetiyle ilgili korkuya gerek olmadığını belirtmiştir. Çünkü “sadece bir fırka hariç” ifadesini  yorumlayanlar, falan cemaat falan grup şeklinde yorumlamışlardır.  Bunların tamamını kendi görüş ve fırkalarını buna dayandırdıklarını görüyoruz. Bazıları bu dayandırma hususunda taassuba ve aşırılığa gitmişlerdir. Bu tarz dayandırmalar eksiden beri vardır. Bazıları demişlerdir ki bunlar mütekellimindir, bazıları bunlar hadisçilerdir, demiştir. Bu da birinci yüzyılda söylenmiştir. Şuana gelince, bazıları ortaya çıkarak bizler kurtuluşa eren fırkayız iddiasında bulunmuşlardır. Burada garip olan şudur ki, bir eğilim birkaç kısma ayrılmıştır. Diyorlar ki, bizler kurtuluşa eren fırkayız, bizim dışımızdakiler kurtuluşa eren fırka değildir.  Hatta buna aynı eğilim içerisinde olup da farklı gruplara ayrılanda bile söylemektedirler. Bütün bunların ana sebebi mutaassıplıktır. Oysa bu mesele geniş bir konu olup Hz. Peygambere ashabı kurtuluşa eren fırka kimdir diye sorduğunda “Benim ve ashabımın bulunduğu hal üze olanlar” diye cevap vermiştir. Her kim ki Allah’tan başka ilah olmadığına, Hz. Muhammed’in onun kulu ve elçisi olduğunu söyler, Hz. Muhammed’e nazil olan Kur’an-ı Kerime iman eder, Hz. Peygamber’in söz, fiil, ve davranışlarına uyarsa o kurtuluşa eren gurup içerisinde yer alır. Her kim ki, Hz. Peygamber’in sünneti üzere yürür,  onun ashabının yolunu takip ederse o kurtuluşa eren grup içerisinde yer almaktadır. Zira onlar şu ayeti kerimeyi kendilerine şiar edinmişlerdir: “ “İnsanları Allah'a çağıran, salih amel işleyen ve 'Ben Müslümanlardanım.' diyenden daha güzel sözlü kim olabilir.” Fussilet Suresi:41

Suriye meselesinin bir dini bir de mezhebi olmak üzere iki yönünün bulunduğuna işaret eden Şeyh Dr. Haris Al Dari sözlerine şöyle devam etti:  Zalim yöneticiye karşı direnen ayaklanan mazlum bir halk vardır. Bu yöneticiye artık yeter diyerek altı yedi ay boyunca barışçıl gösteriler yaptı. Ancak Suriye Cumhurbaşkanı,  onlara karşı iyi bir şekilde davranmadı, diyalog içerisine girmedi, onları anlayışla karşılamadı. Ayaklanmış oldukları meşru taleplerinin yerine getirilmesi için her hangi bir olumlu adım atmadı. Tam tersine güvenlik önlemlerini, askeri çözümleri tercih etti. Böylece olaylar daha da ilerledi ve Suriye haklının trajedileri günbegün daha da arttı. Bölgesel ve uluslar arası güçler, projeler devreye girdi, öldürücü ve yıkıcı silahla kullanılmaya başlandı. Aynı şekilde inanç ve düşünce silahları kullanıldı.  Daha sonra da Suriye rejimi Suriye halkının devrimine karşı etkin ve mezhep kartını kullanmaya başladı. Bugün dünyanın seyrettiği acı ve korkunç sahnelerle karşı karşıya kaldık.

Şeyh Dr. Haris Al Dari, İslam hukukunda vahdet uygulamaları ve olgularının bulunduğunu açıklayarak şunları söyledi: Bunun ilki ve temeli  Müslümanların  tek ve benzeri olmayan Allah’a imanlarıdır. Müslümanlar, Allah’tan başka ilah olmadığına , Hz. Muhammed onun kulu ve elçisi olduğuna inanmaktadırlar.  İşte bu temel üzere  kitap ve sünnette yer alan kurallar ve öğretiler inşa edilir. Eğer Müslümanlar mu yol üzere yürürler, İslam’ı doğru bir şekilde anlarlar ve buna karşı aykırı bir davranışta bulunmazlar ve tek dayanakları Allah olursa  işte o zaman aralarında vahdeti sağlarlar.  Eğer aralarında ihtilaf baş gösterirse bunu Müslümanlara her hangi bir zarar vermeden kendi aralarında İslami çerçeve içerisinde çözüme kavuştururlar. Şeyh Dr. Haris Al Dari, Hz. Peygamberin şu hadisini  hatırlatmıştır: Ben Rabbimden üç şey istedim; istediklerimden ikisini verdi, birisini ise benden esirgedi:  Rabbimden ümmetimi kıtlıkla helak etmemesini istedim; bu isteğimi yerine getireceğine dair söz verdi. Bir de kendisinden ümmetimi suda boğmakla helak etmemesini istedim, bu isteğimi de yerine getireceğine dair söz verdi. Sonra ümmetimin kendi aralarında kavga edip dövüşmelerine izin vermemesini istedim, bunu benden esirgedi.”(Müslim, Fiten, 20).

Şeyh Dr. Haris Al Dari, kendisiyle yapılan mülakatın sonunda şunları söyledi: İslam, tüm insanları birleştirmek için gelmiştir. Hz. Peygamber tüm alemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Kuran-ı kerimde şöyle buyrulmaktadır: “Biz seni sadece alemlere rahmet olarak gönderdik”. Başka bir ayette: “Biz seni sadece tüm insanlara müjdeci uyarıcı olarak gönderdik” buyrulmaktadır.  Kim İslam’a inanır, İslam’ın getirdiklerine bağlı kalırsa onun direktiflerine boyun eğmiş, yol göstericiliğine cevap vermiş ve kendisinden istenileni yerine getirmiş olur. Eğer bugün Müslümanlar İslam’a dönseler,  ihtilaflarında onu hakem kılsalar, kendi aralarında ihtilaf etmezler. Şeyh Dr. Haris Al Dari, bugün bir çok Müslüman’ın  falan hizbi, filan grubu, falan fırkayı, filan mezhebi  hakem tayin etmektedirler. Allah’ın kitabını ve Hz. Peygamberin sünnetini hakem kılmamaktadırlar. Bundan dolayı da gruplara ve  fırkalara ayrılmaktadırlar. Bugün Suriye’de olanlar, daha önce Somali ve daha bir çok Arap ve İslam ülkesinde yaşananlar bundan başka bir şey değildir.

 

 

HEYET Net

 

 

251 total views, 1 views today

Leave a Comment