Prof Faydi: Hükümetin İşlediği Cinayetler Savaş Suçudur

Belçika’nın başkenti Brüksel’de düzenlenen 18. Demokrat Hukukçular Konferansına katılarak “Irak için Hesaplaşma ve Adalet” başlıklı bir konuşma yapan Irak Müslüman Alimler Heyeti (HEYET) Resmi Sözcüsü Prof. Dr. Muhammed Beşşar Faydi,  genelde Enbar Eyaletinde; özellikle de Felluce ve direnen diğer illerde olup bitenlerin Maliki Hükümetinin işlediği bir soykırım olduğunun altını çizdi.

Prof. Dr. Feydi’nin Demokrat Hukukçular Konferansında yaptığı konuşmanın metni şu şekildedir:

Irak, yıllardır Nuri Maliki hükümetinin idaresinde tehlikeli gelişmeler yaşamaktadır. Nitekim şiddet olayları daha önce hiç görülmemiş şekilde çoğaldı;  hükümet apaçık bir şekilde mezhepçilik yapmaktatır. Bağdat çevresi başta olmak üzere Salahattin, Diyala, Musul ve Enbar gibi belli başlı illerdeki Iraklılara karşı orantısız bir şiddetle güç kullanmaktadır. Diğer taraftan hükümete bağlı güçler sonu tutuklamalarla biten operasyonlar yürütmektedir. Hükümetin kendi açıkladığı resmi rakamlara göre sadece 2013 yılında 1531 operasyon gerçekleştirilmiş, bunların neticesinde 14593 vatandaş tutuklanmıştır. Tabii ki bunun dışında açıklanmayan binlerce operasyonlar da yürütülmüştür.

Öldürülenlerin sayısına gelince. UNAMI (Birleşmiş Milletler Irak Misyonu)’ye göre şiddetin en yoğun yaşandığı 2008 yılıyla karşılaştırıldığında 2013 yılı daha da şiddetli geçmiştir. 2013'te sivil vatandaşlardan 7818 kişi öldürüldü ve 17981 kişi ise yaralandı. Eşzamanlı olarak 2013 yıllık bütçesi 100 milyar doları aşan Irak’ta genel hizmetler sıfıra indi; yolsuzluk yaygınlaştı; kamu malı talan edildi ve güvenlik teşkilatları (bölücü-mezhepçi) milislerin kontrolüne geçti.

Reform beklentisinin yok olmasıyla birlikte bütün Iraklılarda bir umutsuzluk hakim oldu. Tüm bu yaşananlar karşısında Irak'ta toplam 18 ilin 13'ünde, 25 Şubat 2011 tarihinde genel bir “Halk Hareketi” başlatıldı. Halk kendi anayasal hakkını kullanarak barışçıl gösteri ve oturma eylemleri düzenledi; işlenen haksızlıklara karşı koydu ve reform yapılmasını istedi.  Ancak hükümet bu barışçıl gösterileri şiddet kullanarak dağıttı, organizatörleri ya öldürttü ya tutukladı veya baskı altına aldı. Ne yazıkki uluslararası toplum bütün bu olup bitenlere sessiz kaldı.

Irak’ta günlük hayata hakim olan zulüm, barışçıl oturma eylemlerini besleyen sebeplerin kaynağıdır. Oysa bu kaynağın kurutulması, mevcut hükümet döneminde imkansızdır. Çünkü hükümet, Iraklı bir insanın varlığını kabul etmemektedir. Bunu kabul etmediğinden ötürü de onun hiçbir insani, yasal ve anayasal haklarını tanımamaktadır. Dolayısıyla Iraklılar ikinci kez harekete geçerek 6 ilde 23 Aralık 2013 tarihinde tekrar ayaklandı ve meşru haklarını; adaletin sağlanmasını, hak hukukun verilmesini gayet medeni bir şekilde dile getirdi.  Ayaklanan illerin başında Bağdat, Salahattin, Diyala, Ninova (Musul) gelmektedir. 6 ilin toplam nufus sayısı en az 18 milyondur. Bunların hepsi sakince ve barışçıl bir şekilde temel haklarının yerine getirilmesini dile getirdiler.

Peki Iraklıların bu talepleri arasında neler yer almaktadır? Bunlar;

1- Hükümetin veya milislerin gerçekleştirdiği rastgele tutuklamaların durdurulması,

2- Mesnetsiz ve art niyetli suçlamaların ortada kaldırılması,

3- Gizli muhbir yasası gereğince biri veya birilerinin yaptığı ihbarlar, suçlamalar neticesinde haksız yere tutuklanan yüz binlerce kadın ve erkeğin serbest bırakılması;

4- Sözde Terör Yasasının 4. maddesinin iptal edilmesi (Hükümetin politikası çerçevesinde adım atmayanlar bu madde gereğince tutuklanarak yargısız bir şekilde cezaevlerine gönderilmektedirler)

5- İdam cezasının kaldırılması (Uluslararası Af Örgütüne göre 2013 yılında yürütülen infazlar dünya rekorunu geçti) gibi haksızlıklar ve zulmün ortadan kaldırılmasını isteyen gayet meşru taleplerdir. 

BM ve UAÖ’ne göre infazlar adil bir yargılama, mahkeme olmaksızın gerçekleştirildi ve özellikle de bunlar Sünni kesime karşı uygulandı.

Hükümet, halkın isteklerini yerine getirmektense ilk günden beri gösteri yapanlara “teröristler” yaftası vurarak onları suçladı. Enbar, Diyala, Musul ve Salahattin kentlerindeki gösteri ve oturma eylemlerinin yapıldığı meydanlara vahşice silahlı baskınlar düzenledi. Bu saldırılar sonucu en az 100 vatandaş öldürüldü ve 200 kişiden fazlası yaralandı. Söz konusu saldırıların başında Şubat 2013'te Felluce, Nisan 2013'te Kerkük’e bağlı Havice İlçesi ve  Mayıs 2013 tarihinde ise Diyala Sariye Camisindeki cemaat hedef alınmıştır.

Hükümetin şiddet uygulamasına rağmen oturma eylemi yapılan meydanlar yasal olarak barışçıl faaliyetlerine devam etti. Hükümet bu sefer utanmadan buradaki insanları suçlamaya başladı. Kah göstericiler arasına silahlı kişilerin sızdığını, kah bu meydanların “teröristlerin” kontrolüne geçtiğini iddia etti. Oysa herkes gayet iyi bilmekteydi ki hükümetin asıl derdi şahsi çıkarlar güderek seçim propagandası yatırımı olarak, bu yıl yapılacak seçimlerden önce bu meydanları nasıl yok edebilmekti. 

Halk, oturma eylemi yapılan meydanlarda komiteler oluşturdu. Buraların her tür silahtan arındırıldığı taahhütüne bulunuldu ve hükümetten bu alanlara denetleyiciler göndermesini istedi. Buna karşın hükümet tehditler savurmayı sürdürdü. Başbakan Nuri Maliki’nin barışçıl göstericileri hedef alan şu açıklamaları bunun bir göstergesiydi: “Bitirin yoksa bitersiniz” ve “ bizimle onlar (göstericiler) arasında bir deniz kadar kan var” şeklindeki çarpıcı tehdit ve sözleri basında geniş bir yer aldı.

Üzerinden fazla zaman fazla geçmeden bu tehditler uygulanmaya başlandı. Irak Silahlı Kuvvetler Genel Komutanı da olan Başbakan Nuri Maliki askeri birlikleri Enbar iline gönderdi. Maliki, Enbar halkını kızdırmamak için birliklerin Enbar çölündeki el- Kaide örgütüne karşı operasyon düzenleyeceklerini iddia etti. Fiilen ilk başta çölde operasyon başlatıldı; fakat aradan birkaç gün geçtikten hemen sonra birlikler Enbar’da oturma eylemi yapılan meydanlara yönelerek buraya operasyon düzenledi ve bütün çadırları yaktı. Ayrıca göstericilere sahip çıkan aşiretlerin üzerine ateş açıldı. Bu saldırı sonucu göstericilerden onlarca ölü ve yaralı oldu. Enbar aşiretleri ise nefs-i müdafaa ve evlatlarını savunmak amacıyla karşılık vermeye mecbur bırakıldı. Böyle Maliki asil arap aşiretlerini kendine bağlı ordu güçleriyle çatışmaya itti. Halbuki azıcık insafla hareket edip akıllıca davransaydı bu çatışmayı önleyebilirdi.

Hükümetin 30 Aralık 2013 tarihinde Enbar eyaletindeki sivil halka başlattığı operasyonla mezhepçi Maliki Hükümetine karşı direnen “aşiret mensupları”nın başlattığı devrim arasında hızlı gelişmeler yaşandı. Devrimin Enbar'ın merkez ili Ramadi’de başlamasıyla birlikte Maliki’nin askerlerini bir korku sardı ve üniformalarını çıkarıp sivil giyinerek bölgeden firar etmeye başladılar. Bu durum şunu gösteriyor ki askeri güçler kendi halkına saldırmaktan yana değildir. Hatta bazı askerler aşiretlere teslim oldu. Aşiretler ise bunlar ağırladı ve misafirperverlik gösterek bir daha orduya katılmama, kendi halkına saldırmamaları kaydıyla ailelerine gönderdi. Çünkü buradaki insanlar (Enbar) hak sahibidirler ve Maliki’den bir Iraklı olarak doğal haklarından başka bir şey istememişlerdi.  Maliki ordusu ise aşiret mensubu yaralı devrimcilere gayri insani şekilde davrandı, bunlara işkence etti, şehitlerin cesetlerini yaktı, arabaların arkasına bağlayarak sürükledi ve ayaklar altına alarak cesetleri çiğnedi. (Bunların fotoğraf ve bilgileri internette mevcuttur)

Devrimciler, ertesi gün (01 Ocak 2014 tarihinde) aralarında eski Irak Ordusu mensubu bir grup subayın da bulunduğu ilin önde gelen şahsiyetleri ve alimleriyle bir toplantı düzenlediler. Toplantıya katılan bütün kesimler devrime ve aşiret devrimcilerine destek verecekleri yönünde karar birliğine vardı. Bu da yaşanan haksızlıkların bertaraf edilerek Yeşil Bölge Hükümetinin mezhepçi ve dışlayıcı politikaları sonucu ortaya çıkan şaz (istisnai) durumdan kurtulmanın bir göstergesi idi. Aşiretler, devrimin başlamasıyla birlikte devrimcileri bir çatısı altına alan “Askeri Konseyler” kurdular. Düzenli savunma, güvenliği, yasaları, kamu ve özel malları koruyabilmek amacıyla da söz konusu konseylerin başına eski Irak Ordusu mensubu profesyonel-yetenekli subaylar getirildi.  

Sahadaki/alandaki çatışmalar gösterdi ki Maliki’nin güçleri gerek beşeri gerekse askeri ekipman-techizat ve araçlarda büyük kayıplar verdi. Maliki güçleri Enbarda karşılaştığı direniş karşısında şaşırdı kaldı. Hükümet, bunca ağır kaybına rağmen barışçıl çözümü hiç düşünmüyor galiba. Çünkü her geçen gün bölgeye takviye askeri birlikler göndermeye devam ediyor. Ayrıca şehirlerdeki sivil halkı helikopterler ve toplarla bombalamaya başladı. Hükümetin aşiretlere karşı uyguladığı yanlış tavır, devrimin başkent Bağdat dahil olmak üzre Musul, Salahattin, Babil ve Kerkük gibi şehirleri de kapsayıp daha geniş alanlara yayılmasına neden oldu.      

Bugün Enbar'da, diğer illerde ve özellikle de Felluce’de olup bitenler, bir savaş suçudur, bir soykırımdır. Hükümet bu savaşta elindeki her türlü silahı kullandı. Helikopter, top ve tanklarla sivil insanların evlerine saldırıyor. Felluce ve diğer bölgelere yapılan bu tip saldırılar, iki binden fazla sivilin ölümüne, beş binden fazla insanın yaralanmasına ve 500 bin insan zorunlu olarak göç etmesine neden oldu. Buna rağmen devrim devam etmektedir ve devrimciler ne pahasına olursa olsun haklarını almaya azimli ve kararlıdırlar.

“Irak nereye gidiyor?” gibi en önemli bir sorunun cevabı ise kanaatimizce şudur: Durum daha da tırmanmaya doğru gitmektedir.  Askeri operasyonların ve çatışmaların bu kadar il ve bölgeye yayıldıktan sonra gerilemenin imkansız olduğunu düşünüyoruz.  

Açık ve net bir şekilde sahada şunları görmek mümkündür:

1-      Aşiret devrimcilerinden, direniş gruplarından ve eski Irak Ordusu mensubu subaylardan oluşan “Askeri Konseylerinin” büyümesi.

2-      Beşeri ve maddi olarak büyük kayıplar veren hükümet güçlerinin çatışma kabiliyetinin gerilemesi.

3-      Askeri Konseyler ile bulunduğu bölge halkı arasında bir ittifkın kurulması. Aşiretlerin silahlı konseylere lojistik destek sağlaması bu ittifakın en basit bir göstergesidir.

4-      Hükümeti oluşturan siyasi partiler arasındaki boşluğun daha da açılması ve karşılıklı suçlamaların artması. Başkanlığını Maliki'nin yaptığı Dava Partisi’nin başlıca müttefiklerinin durumun bu hale gelmesinden Maliki’yi sorumlu tutmaları.

5-      Bağdat Havaalanı ve Yeşil Bölgenin defalarca devrimcilerin (füze ve roketli) saldırısına uğradıktan sonra çatışmaların başkent Bağdat’a rahatlıkla ulaştığı görünüyor.

6-      Seçimlerin Enbar ve Salahattin illerinde yapılmaısnın imkansız olduğu, Musul, Kerkük ve Diyala’da ise yapılma fırsatının zayıf olduğu görülüyor.

 

Mevcut Hükümet, belki de alan olarak Irak’ın yarısını kapsayan devrime rağmen seçime gitmektedir. Çünkü aslında son derece yetersiz ve cılız olan seçim saçmalığına bir yenisini daha katmaktadır.  Maliki belki de olağanüstü hal ilan edere iki sene daha yönetimde kalmayı düşünmektedir. Şüphesiz Maliki bu konuda İran’ın tavsiyesini alacaktır. Çünkü Iraklıların kanaatine göre Irak’ın gerçek yöneticileri İranlılardır. Maliki ise onların adamıdır ve bölgedeki büyük İran projesinin bir parçasıdır.

 

HEYET Net

258 total views, 1 views today

Leave a Comment