IRAK’TA SİYASİ SÜREÇ VE MECLİS SEÇİMLERİ

30 Nisan 2014 (bugün) tarihinde yapılacak Irak genel seçimleri, siyasal sistem, bu sürecin nasıl ve ne şekilde tasarlandığı, seçimlerin sonuçlarının neler olacağı, bunun meclis aritmetiğinde değişikliğe neden olup olmayacağını ve kota sistemini Dr. Yahya Tayi ile derinlikli olarak konuştuk. 11 Nisan 2014 tarihinde yaptığım bu röportaj Irak’taki mevcut durumu anlamak, anlamlandırmak, siyasi sürecin ülkeyi nereye götüreceğini tahmin etmek için çok önemli, genel olarak medyada yer almayan veya alması istenmeyen gerçekliklere değinen bilgiler içeriyor.

Öner: Öncelikle bu görüşmeyi kabul ettiğinizden, kıymetli vaktinizi ayırdığından ötürü sizlere çok teşekkür ederim. İsterseniz genel anlamda bir giriş yaparak 2003 sonrası sürece değinelim.

Tayi:  Asıl ben teşekkür ederim, faydalı bir görüşme olmasını temenni ederim.

Bilindiği gibi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) başvurmadan, buradan meşruiyet almadan, elinde somut ve ciddi deliller olmadan Amerika, bağımsız bir devlet olan Irak’ı işgal etti. Bunun üzerine BMGK 1483 Nolu karar çıkardı.  Burada ABD işgalci olarak tanımlandı.

Paul Bremer buraya işgal güçlerini temsilen sivil idareci olarak gönderildi. Bir Yönetim Konseyi kurdu.  Mezhepsel kota sistemine göre bu, 13 Şii, 5 Sünni, 5 Kürt, 1 Türkmen ve 1 Hristiyan olmak üzere toplam 25 kişiden oluşuyordu.

Bu mezhepsel kota sistemi dediğimiz şeyin temeli ise Londra ve Selahaddin gibi Saddam rejimi karşıtı konferanslara katılan Iraklı muhaliflerin sayısı-oranına göre belirlenmişti. Şöyleki bu konferanslara en yoğun sayıda ilgiyi gösterenler, sayıca çok olanlar Şiilerdi. Akabinde Kürtler, Sünniler veya diğer azınlıklar vs gelmekteydi. Batılı güçlerin desteklediği, himaye ettiği bu ve buna benzer konferanslardan çıkan sonuç ve değerlendirmelere göre bir kota sistemi belirlenmişti. Buna göre Şiilere %60, Sünnilere %20, Kürtlere %17 ve diğerlerine ise %3 oranı verilmekteydi.

İşgal sonrası Yeni Irak’ta tüm sistem bu kotalardaki miktarlara göre değerlendirelecek, şekillendirilecekti.

Örneğin oluşturulan bakanlar kurulu, bakanlıklar bünyesindeki kurumlar vs hepsi bu sisteme göre şekillendirildi. 25 kişilik Bakanlar Kurulunda 13 Şii, 5 Sünni, 5 Kürt, 1 Türkmen ve 1 de Hristiyan bulunmaktaydı.

Sonrasında İyad Allavi Hükümeti  (1 Haziran 2004 – 3 Mayıs 2005) geldi. Aynı şekilde mezhepsel kota sistemi uygulanmaya devam etti. Hatırlanacağı üzere bu dönemde çok sayıda masumun şehit edildiği, yaralandığı ve tehcir edildiği 1. Felluce Savaşı yaşandı. 30 Ocak 2005 seçimlerini Sünniler büyük oranda boykot etmişti.

15 Aralık 2005 tarihindeki seçimlerin neticesinde  İbrahim Caferi başkanlığında yeni bir hükümet oluşturuldu. Sünnilerin boykot edip katılmamasına rağmen  yeni hükümette yine kota sistemindeki %20 oranına göre onlara yer verildi.

Öner: Nasıl olur bu? Madem boykot ettiler, katılmadılar o zaman bu oranın daha az, temsilin daha düşük olması gerekmez mi hocam? 

 Prof. Tayi: İşte mesele tam da burada. Sünniler veya bir başkası seçimlere katılsın veyahut katılmasın bir şey fark etmiyor. İşgal idaresinin şekillendirdiği Irak siyasal sistemi üç kesimin mutlaka bulunmasını şart koşuyordu. Bir üçgenin kenarları hükmündeydi bu. Eğer Sünniler boykotun yanı sıra partiler anlamında da seçimlere, siyasi sürece katılmasalar o zaman hükümetin, Irak’taki siyasal yapının meşruiyeti kalmayacaktı. İşte bu temelde şekillendirilmesinden ötürüdür ki İbrahim Caferi Hükümeti’nde (7 Nisan 2005 – 20 Mayıs 2006) Sünnilere 5 bakanlık verildi.

Bir öncekinin aksine 2005 sonundaki seçimlere Sünniler yoğun şekilde katıldı. Tevafuk Cephesi blok olarak girdi ve  275 koltuktan 45′ini kazandı. Buna rağmen kota sistemine takıldılar ve yine yalnızca 5 bakanlık aldılar.

Öner: Peki 2010 seçimleri? 10 ay gibi inanılmaz uzun bir süre hükümetsiz kalındı, birinci seçilmesine rağmen Allavi değil ikinci olan Maliki seçildi vs. Bu konuda ne dersiniz? 

Prof. Tayi: Aynen dediğiniz gibi. 2010 seçimlerinde bu sefer Sünniler, Allavi’nin el-Irakiyye Bloku ile yarıştılar. Neticede 91 milletvekili ile birinci parti olup zaferle çıktılar. Buna rağmen hükümeti kurma görevi Nuri el-Maliki’ye verildi; çünkü birileri böyle istiyordu. Anayasayı bu şekilde yorumluyor, her şart altında Şiilere öncelik verilmesi gerektiğini düşünüp bu yönde çalışıyorlardı.

Asıl soru şu: Bu tür mezhepçi bir kota sisteminin yasal dayanağı var mı, anayasada yazılı mı, nereden geliyor bu?

Bakınız siyasal sistemi şekillendirenler belirli bir kotayı dayatıyor. Buna göre Sünniler ister katılsınlar, isterse katılmasınlar belirli bir oranın dışına çıkmalarına imkan yok! Onları işgal idaresi belirli bir oranla tahdid etmiştir. 2005′te büyük oranda boykot edilmesine rağmen Sünnilere mecliste % 16.6 oranında bir bakanlık verildi. Yoğun katıldıkları seçim sonrasında % 19,39 oranında bakanlık aldılar.  Yani aradaki çok küçük farka bakıldığında da görülecektir ki Sünnilerin, siyasi süreçte elde edecekleri şey çok sınırlı.

Bu durum, yani kota sistemi, Sünnileri az gösterme vs aslında Şii siyasilerin bir oyunu. Çünkü Irak’ta mezhepsel temelli bir nüfus sayımı yok ki? Nereden geliyor bu yüzdelik oran, neye göre belirlenip onun üzerinden bakanlıklar, ülkedeki kurum ve kuruluşlar birilerine göre şekillendiriliyor? (Şahsi notum: Türkiye’de de böyle bir şey yok.  Ne Kürt, Türk, Arap, Çerkez vs etnik temelli, ne de Sünni, Alevi vs gibi mezhep temelli bir sayım yok)

Şimdi size enteresan ve önemli bir bilgi aktarayım konuyu iyi anlamanız için. Irak’ta Şii nüfusun yoğun yaşadığı 9 şehir bulunmakta.  Şii siyasiler bunları baz alarak bir sistemi kurmak istedi. Meclisi vs ona göre şekillendireceklerdi. Mesela yarım milyon nüfuslu Semava şehrini ele alalım. Buraya verilen milletvekili kontenjanı, 1,5 milyon nüfuslu Enbar şehri kadar!  Böyle yaparak Sünni bölgelerdeki milletvekili sayılarını düşürdüler diğer tarafı ise artırdılar. Oysa nüfus yoğunluğuna göre tam tersi olması gerekirdi.

Öner: Gerçekten şaşırtıcı bir durum. Peki günümüze gelecek olursak? 

Tayi: 1 hafta önce (Nisan ayının başı) Irak Parlamentosu, şehirlere verilecek milletvekili kontenjanlarını onayladı. Burada Sünnilerin yoğun yaşadığı bölgeler için belirlenen kontenjan sayısı 84 idi. Musul, Selahaddin, Diyala, Enbar ve Kerkük’ü kapsayan bu sayıyı varsayalım ki Sünniler tamamen kazandı. Tabi Kerkük gibi Kürtlerin yaşadığı veya Şiilerin yaşadığı diğer bölgelerde tamamını alması zor ama dediğim gibi farzedelim ki hepsini aldılar.

Gelelim başkent Bağdad’a. Burada kontenjan sayısı 68. Irak’ın yerli sakinleri olan Sünnilere yönelik çok ciddi tehcirler sözkonusu, yüzbinlerce insan buradan çıkartıldı, başka yerlere kaçmak zorunda kaldı. Tüm bunlara, demografik değişime rağmen farz edelim ki Sünniler 68 vekilden 30′unu kazandılar.  Diğer yerlerle birlikte toplamda kazanacakları milletvekili sayısı 114 olacaktır.  Oysa 325 kişilik bir mecliste bu rakamın etkin ve işe yarar bir anlam ifade etmeyeceği açıktır.

İşgal idaresi işte bunun için, gerçek tablo ortaya çıkmasın diye ülkede sağlıklı bir nüfus sayımının yapılmasına karşı çıkmaktadır. Bunu Planlama Bakanlığındaki bir yetkili aynen şu ifadelerle söylemektedir: ”Şiiler çoğunluk kalsın diye bir nüfus sayımı yaptırmayacağız!”

Tüm bunların yanı sıra demin kısaca bahsettiğim gibi Sünnilere yönelik sistematik tehcir ve katliamlar yaşandı. Seçimler vs derken bu gerçeği kesinlikle ama kesinlikle gözardı etmemek gerekir. Sadece 2010 rakamlarına göre 4 milyonu ülke dışında, 3 milyonu içeride olmak üzere inanılmaz rakamlarda Iraklı vatandaş mülteci konumunda.

Tüm bu dediğimiz bilgiler, en temelde Iraklı Sünnileri kendi ülkesindeki siyasi karar mekanizmasından uzak tutma yönünde Amerika’nın aldığı stratejik kararın bir parçasıydı. Gerek bu, gerekse zikrettiğim diğer sebeplerle Irak’ta siyasal sisteme, siyasi sürece dayanarak bir değişiklik yapılacağını öngörmek pek sağlıklı değildir.  Kanaatimiz bu yöndedir, bunu destekleyen rakamları, bilgileri ve yakın zamanda yaşadığımız gerçekleri sizinle paylaştım.

Öner: O halde gerek siyasal sistemin şekillendirilmesi, gerek Irak’taki yeni elitlerin ülkede iktidara oturtulması noktasında Amerika’nın belirleyici rol oynadığını söyleyebiliriz değil mi? 

Tayi: Kesinlikle öyle. Bir kere zaten fiilen Irak’ı işgal eden, devleti tüm aygıtlarıyla birlikte darmadağın edip, yıkan ve idareyi ele geçiren bir Amerika var. İkincisi, eski rejime muhalif partiler ve kişiler başından beri Amerika ile ittifak halindeydi. Konferanslara, yurtdışındaki temaslara sayıca en fazla katılan, destek veren Şiiler böylece kendilerini çoğunluk göstermekte, Amerika da onları böyle görmekteydi.

Şii partiler bu mahfillerde temsil ettikleri sayıları, oranları gerçekmiş gibi gösterterek her şeyin bunun üzerinden tasarlanmasını sağladılar. Iraklı muhaliflerin toplantılarını, konferanslarını vs Zalmay Halilzad koordine etmekteydi. İşte siyaset düzleminde temsil, oranlar, bakanlıklar, meclis vs hepsi bu kota sistemine göre tasarlandı ve yürürlüğe konuldu.

 

Öner: Sözlerinizden Nisan sonundaki seçimlerin öncekilerinden farklı olmayacağı anlaşılıyor. Bizim deyimimizle eski tas eski hamam: hiçbir şey değişmeyecek öyle mi? 

Tayi: Sizleri temin ederim ki hiçbir şey değişmeyecek, hiçbir sonuç meclis aritmetiğini, dediğim mezhepsel kota sistemindeki oranları etkilemeyecektir. Bunu yazın, not edin ve herkese duyurun, eğer farklı bir şey olursa tüm sorumluluğu üzerime alıyorum. (Burada gülüyor)

Öner: Tam yeri gelmişken Irak’ta neredeyse alışık olduğumuz acı bir durum olan bombalı terör saldırılarına değinmek istiyorum. Hele de seçimler öncesi. Sizce kimdir bunların failleri? Bir gün Sünni, diğer gün Şii mahallelerini hedef alan bu saldırıları kim, ne amaçla ve neden yapar? Acaba seçimlere ne tür bir etkisi olduğu düşünülüyor ki bunlar yapılıyor?

Tayi:  Bombalamalar seçim için önemli bir araç, hatta Irak için neredeyse vazgeçilmez bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Peki niçin? Düşünün örneğin Şii bir bölgede bir bombalama yaşandığında, kendi hayatından, güvenliğinden ve geleceğinden korktuğundan ötürü bu insanlar Şii partilere oy verecektir. Çünkü bu insanlar öyle yada böyle, medyanın da çok yoğun şekilde bu yönde propaganda yaptığını dikkate aldığınızda, kendilerini Sünnilerin veya Sünni kökenli bazı grupların hedef aldığını zannetmekte, düşünmektedir, böyle düşünmeleri istenmektedir. Bunun tam tersi bir durum Sünni bölgeler için de sözkonusu. Aynı oyun orada da oynanmakta, aynı şekilde refleks gösterilmektedir.

İşte dediğim şekilde bu tür saldırılara Irak halkının kanı pahasına da olsa başvurulmakta, çok haince ve sinsi bir oyun oynanmaktadır. Her parti kendisine nasıl ve nereden oy geleceğini planlamakta olup bu tür terör saldırılarından istifade etmektedir. Hatta bunlardan beslenmektedir.

Daha geçtiğimiz günlerde güney Bağdat’ta Sünnilerden bazıları öldürüldü, cesetleri yakıldı. Nuri Maliki , Fırat’ın sularını dahi kapatarak Şii bölgelerdeki halkı korkutup, bakınız Sünniler içecek suyunuzu dahi engelliyor diyerek bir yola başvurdu.

Öner: Bu şartlar altında eğer siyasi süreç, siyasal sistem bir çözüm getirmiyor ise Irak’ı neler bekliyor? Sizler nasıl bir çözüm yolu olduğunu düşünüyorsunuz? Siyaset olmaksızın, hükümet, meclis ve halkı temsil eden bir resmi makam bulunmadan Irak nasıl düzlüğe çıkacak? 

Tayi: Mezhepçi temellerde şekillendirilen, kutuplaşma ve toplumu bölmeyi hedefleyen bir dil kullanan, her tür şiddete bulaşan bir siyasal ortam, siyasi partiler ile karşı karşıyayız. Bunları besleyen, büyüten ve bu ortamı sağlayan siyasi sürecin temeli ise mevcut Anayasa’ya dayanıyor. Bu mevcut durumu, problemleri daha da artırarak devam ettirecektir, çünkü mezhepsel temellerde yazılmıştır, Irak halkını ve vatan toprağını bölmektedir.

 

IRAK’TA ÇÖZÜM İÇİN YOL HARİTASI

Böylesi bir anayasa, böylesi bir siyasi süreç Irak’ın bölünmesine yol açacaktır. O  zaman çözüm siyasi süreçte değildir, aksine bunu geçersiz kılmak, Anayasayı iptal etmektir. Kanaatimizce çözüm yolu şu şekildedir:

– Iraklı milli güçler ittifak edecek: Teknokratlardan oluşan geçici bir hükümet oluşturulacaktır. Bu hükümet iki yıl boyunca ülkeyi idare edecek, devlet kurumlarını şimdiki gibi mezhepsel, dini veya etnik temellerde değil, tam tersine vatandaşlık temelinde yeniden inşa edecektir.  Milli kurumlar kurulacak, kendi halkına hizmet edecektir.

– Bu iki yıllık zaman zarfında genel bir nüfus sayımı yapılacaktır. O zaman nüfus ve gerçek rakamlar ortaya çıkacak, ona göre adil bir paylaşım yapılacaktır.

– Bundan sonraki aşamada şeffaf bir genel seçim gerçekleşecektir. Elbette bu uluslararası teşkilatların, örgütlerin denetiminde yapılacak, sahtekarlıktan ve suistimallarden uzak bir şekilde tamamlanacak, sayımlar yapılacak ve sonuçlar açıklanacaktır.

– Nezih bir seçim sonrasında seçilen yeni meclis ise hükümetini seçecek. İşte bu yeni meclis yeni Anayasayı yazacaktır. BM gibi kurumların gözetiminde vatandaşlık temelinde bir anayasa hazırlayıp referandumla bunu onaylamış olacaktır.

 

Bu yazı Yeni Şark isimli blog'dan alıntılanmıştır. 

392 total views, 1 views today

Leave a Comment