Resmi İtiraflar, Hükümet Hapishanelerinde Binlerce Masum Mahkûmun Varlığını Teyit Ediyor

İçerisinde binlerce suçsuz mahkûmu barındıran Irak hükümeti hapishaneleri, ABD’nin öncülüğünü üstlendiği 2003 işgaliyle imtihan olan Iraklı halkın acısını yaşadığı en önemli problemlerden biridir. İnsan Hakları savunusu yapan teşkilat ve heyetlerin konuya dair hazırladıkları raporlarda suçsuz vatandaşların tutuklanması ve söz konusu hapishanelere atılması hususunda kötü üne sahip olduğu ifade edilirken insanların tutuklanması noktasında hiçbir güvenlik araştırması ve soruşturması yapılmadığı vurgulanmaktadır. Tutuklanıp hapishanelere doldurulan insanların genelinin tutuklanma nedenlerinin altında ya hile ya da mezhepsel refleksler yatmaktadır.

Mahkûmların yaşadığı sorun ve problemleri araştıran haber ajanslarının son zamanlarda hazırlayıp yayınladığı raporda maddi menfaatin yetkilileri hükümet hapishanelerine yönelik cesaretlendirdiği açıklamasına yer verilirken suçlanan kimselerin uygun ceza süresinden daha fazla ceza almaları için bu yetkililerin bizzat soruşturma çalışmalarına müdahil olup yönettiği kaydedilmektedir. Suçlanan kimsenin kendisine yöneltilen suçtan beri olması durumu değiştirmemektedir.

Hükümet hapishanelerinde hiçbir suçu olmayan masum vatandaşların varlığının itirafı hususunda Yargı Organı, geçtiğimiz Haziran ayının 20’sinde hakkında hiçbir soruşturma yapılmamış en az 10 bin mahkûmun serbest bırakıldığını kamuoyuna duyurdu. Bu suçsuz mahkûmların arasında 3 bin mahkumun terörle suçlandığı biliniyor.

Yargı Organı Resmi Sözcüsü Abdussettar El-Birkedar en son yaptığı açıklamada şunları ifade etti: “Irak hükümeti mahkemeleri, geçtiğimiz Mayıs ayı boyunca kendilerine nispet edilen suçlamaların tespit edilemediği 10 bin 373 mahkûmu serbest bıraktı. 8 bin 999 kişi soruşturma aşamasındayken serbest bırakıldı. Bin 373 kişi ise mahkeme olduktan sonra serbest bırakıldı. Serbest bırakılan 3 bin 456 tutuklu, terörle mücadele kanununun 4. maddesiyle suçlanmaktaydı.”

Bu bağlamda haber ajansları Sünnilerden müteşekkil hükümet yetkililerin şu sözlerini nakletmektedir: “Terörle mücadele kanununun 4. maddesine uygun olarak yayınlanan tutuklama emirlerinin geneli, Irak’ın merkezinde, batısında ve kuzeyinde Sünni yoğunluklu mıntıkaları hedef almaktadır.” Söz konusu yetkililer, 2005 yılında kararlaştırılan terörle mücadele kanununun 5 maddesinden biri olan 4. maddesinin kanun yayınlandığından günümüze kadar Irak’ın şahit olduğu krizin başlıca nedeni olarak görmektedirler.

Terörle mücadele kanununun 4. maddesinden suçlanmış eski mahkûmlar, hükümet hapishanelerinde meydana gelen kötü uygulamaların ve açık ihlallerin mezhepsel intikam operasyonları olduğu hususunda aydınlatıcı bilgiler paylaşmışlardır. Bu maddeyle suçlanıp hapishanelerde vahşi işkencelerden geçmeyen tek bir insan bile olmadığına dikkat çekerek soruşturmacıların beraatini tekit etmesine rağmen bu şekilde sonuçlanacağını vurgulamışlardır.

Soruşturmasına katılan yetkili subaya ailesinin para ödemesi karşılığında yaklaşık 6 ay önce serbest bırakılan Ömer Abdulmecid şu açıklamada bulunmuştur: “Benim tutuklanmam başkent Irak’ın kuzey mıntıkalarında bulunan köyüme hükümet kuvvetlerinin düzenlediği gözaltı operasyonlarıyla gerçekleşti. Söz konusu bu kuvvetler beni, köyde bir grup gençle beraber tutukladı.”

Yaklaşık 3 ay tutuklu sürecinde maruz kaldığı işkencelerin izlerinin hala açık bir şekilde durduğunu belirten Ömer Abdulmecid sözlerini şöyle sürdürdü: “Benimle beraber tutuklanan gençlerin tutukluluk süreci daha uzun sürdü. Çünkü aileleri, istenilen parayı temin etmede geciktiler. Terörle mücadele kanununun 4. maddesi suçlamasıyla tutuklanan birçok masum insan yatıyor hükümet hapishanelerinde. Ya da mezhepçi reflekslerle tutuklanan insanlar…”

Öte yandan yaklaşık bir sene boyunca birçok hapishaneye nakledilen Riyad En-Nadavi, tutukluluk sürecinde maruz kaldığı vahşi işkenceler sonucu elinin ve kaburgalarının kırıldığı açıklamasında bulunmaktadır. Irak’ın çeşitli bölgelerine gözaltı operasyonları düzenleyen ve masum vatandaşları tutuklayan hükümet kuvvetlerinin mezhepçi milislerin çıkarlarına göre hareket ettiğini vurgulayan En-Nadavi, tutukluların soruşturmalarını yöneten yetkililerin maddi olarak faydalandığının altını çizmektedir.

En-Nedavi sözlerini şöyle sürdürmektedir: “Hükümet kuvvetleri ve onlarla beraber hareket eden mezhepçi milislerin silah ve bomba arama bahanesiyle operasyon düzenledikleri evlerin geneli değerli değersiz her ne varsa hırsızlığa maruz kalmaktadır. Aynı şekilde mahkûm kimseler soruşturma esnasında ailelerini ve yakınları bir an önce istenilen parayı getirmesine zorlamayı hedefleyerek vahşi işkencelere maruz kalmaktadır.”

Bu bağlamda haber ajansları İnsan Hakları alanında faaliyet yürüten Abdulhamid Er-Ravi’nin şu sözlerini aktarmaktadır: “Soruşturmayı yürüten kimseler, mahkumların özgürlüğüne hükmeden kimselerdir. Soruşturma subayının imkanına göre en büyük terörist serbest bırakılır, şayet çok fazla para verirse. Bu soruşturmacıların prensiplerine uygun olan masum vatandaşlar ise kolay ve değerli avdır. Çünkü bu mahkumun ailesi, çocuklarını kurtarmak için ellerinde her ne varsa satmaya mecbur kalsalar bile istenilen parayı ödeyeceklerdir.”

Er-Ravi sözlerini şöyle sürdürmektedir: “İşgal  gölgesinde kurulmuş bu hükümetler, kendilerine ait hapishanelerde mahkumlara karşı ne gibi usulsüzlüklerin ve ihlallerin yaşandığını çok iyi bilmektedir. Ben yaklaşık 7 sene önce Nuri Maliki hükümetindeki en üst yetkililere bütün delil ve gerçekleri ulaştırdım. Ancak onların cevabı “bu meseleyi soruşturacağız” oldu, 2003’ten bu yana kötü iken en kötüye dönüşen bu meseleyi.”

Haber ajansları, hükümet hapishanelerinde tutuklu bulunan mahkûmların sağlık durumlarını, bulaşıcı hastalıkların yayılması sonucu felaket olarak nitelemektedir. Özellikle bu hastalıkların başında tüberküloz, uyuzluk ve deri hastalıkları gelmekte olduğunu vurgulamaktadır. Bu hastalıkların mahkûmların hayatını tehdit eden en tehlikeli hastalıklar olduğu açıklamasında bulunmaktadır haber ajansları.

Haber ajansları, 2015 yılının ortalarında yayınlanmış Bağdat İnsan Hakları Merkezi’nin hazırladığı raporun, Adalet Bakanlığına bağlı bütün hapishanelerde öldürücü tüberküloz hastalığının yayıldığını rapor ettiğini vurgulamaktadır.

Söz konusu raporda, hapishane idareleri tarafından kasıtlı olarak sağlık ihmalinin, hapishanelerin yaşama elverişli olmamasının, hizmet yoksunluğunun, kötü muamelenin, kötü beslenmemin tüberküloz hastalığının yayılmasına yardım eden en önemli faktörler olduğu belirtilmektedir. Aynı şekilde zindanların ve koğuşların kapasitesinin 3 katı kadar insanın doldurulması, sağlıklı havalandırma araçlarının olmaması, mahkumların güneş görmemesi, zindan ve koğuşlarda rytubet derecesini çok fazla artırdığı ifade edilmektedir söz konusu raporda.

Rapor şunlara dikkat çekmektedir: “Mahkûmlar, kötü beslenme ve tüberküloz hastalarının sağlıklı kişilerin yanından başka yere nakledilmemesi nedeniyle bağışıklık yetmezliği problemi yaşamaktadırlar. Bu durum, mahkûmlara gerekli ilaç tedavisinin sağlanmadığı bu ortamlarda tehlikeli hastalıkların yayılmasını yaygınlaştırmasına neden olmaktadır. Özellikle Nuri Maliki hükümetine bağlı Adalet Bakanlığı emriyle ailelerine ziyaret yasağı gelen mahkûmların kendilerine ilaç ulaşmamasına neden olmaktadır. Tüberküloz hastalığının yayılması ve herhangi bir tedavi yapılaması nedeniyle hükümetin çeşitli hapishanelerinde mahkumların ölümleri her geçen daha fazla artmaktadır.”

 

 

HEYET Net

633 total views, 1 views today

Leave a Comment