Küresel ve Bölgesel Müdahaleler Ekseninde Musul Operasyonu, Irak’ın İran’a Bağlılığını Onaylıyor

Irak’ta egemen düşüncenin üzerine sis çöktü gibi hatta en temiz atmosferler bile bundan nasibini aldı. Bunun alameti, ikircikli kararlar gölgesinde hassas sorunlarla kişinin nasıl hareket edeceğini ve nasıl davranacağını anlayamamasıdır.

Basın organları, teknik gelişim ve birçok materyalin depolandığı internetin varlığının, geçmişte söylediklerini inkar eden veya yaptığı açıklamalardan kaçınan siyasilerin çıkarlarının aleyhine olduğuna dikkat çekiyor. Şöyle ki; bir zamanlar Irak Başbakanı Haydar El-Abadi, 2014 yılı Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu’ndan Nuri Maliki döneminde teslim edilen Ninova muhafazasını IŞİD’in elinden kurtarmak için hükümet desteği talep etmişti. Oysa şuanda bu konuyu toplu veya tafsili olarak inkâr edebilmekte ve Türkiye devletinin Irak müdahalesi hususunda uyarıda bulunmaktadır.

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un birkaç gün önce düzenlenen basın toplantısında yaptığı “Türkiye’nin Irak’taki varlığı istikrarı sağlamayı amaçlamaktadır. Ülke şiddetli parçalanmalara şahit olurken Türkiye kuvvetlerinin işgalci olma gibi bir çabası yok.” açıklaması haber ajanslarınca yer verildi. Numan Kurtulmuş sözlerini şöyle sürdürüyordu: “Ninova muhafazasında yer alana Başika kampındaki Türk askeri varlığı, yerel kuvvetlere eğitim amaçlı Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani’nin talebiyle gerçekleşti. Bu konu tartışma konusu bile olamaz.”

Bu bağlamda Türkiye hükümeti, Musul operasyonunda direkt veya dolaylı olarak rol üstlenmede ısrar etmesinin nedenlerinden birinin Sünni bölgelerde demografik oyun peşinde olan İran rejiminin desteklediği Haşdi Şabi milislerinin sivillere yönelik olası ihlallerini engellemek olduğunu vurgulamaktadır. Birinci Dünya savaşında yıkılmadan önce Osmanlı İmparatorluğunun parçası olan ve 1926 Ankara anlaşmasının gereğince Türkiye’den kopan Musul şehrinin Haşdi Şabi milisleri tarafından istila edildikten sonra asli unsurların toplu olarak bölgeden kaçması da Türkiye’nin korkuları arasındadır.

5 Haziran 1926 tarihinde, Türkiye ve Irak arasındaki siyasi sınırları belirlemek ve komşuluk münasebetlerini düzenlemek amacıyla İngiltere ve Türkiye tarafından Ankara’da imzalanan anlaşmanın maddeleri arasında 25 yıl boyunca %10 petrol aidatının Ankara’ya verileceği ve tehlike anında Türkmenleri korumak için Türkiye’nin müdahale etme hakkı olduğu maddelerinin de bulunduğuna haber ajansları tarafından hatırlatıldı.

Bu bağlamda, İran tarafından fonlanıp lojistik sağlanan Haşdi Şabi ve benzeri Şii tandanslı milislerin, şehirleri ve bölgeleri IŞİD’ten özgürleştirme bahanesiyle sivillere yönelik, cinayet ve katliamları, işkenceleri, cezalandırmaları, yıkımları, bölge insanlarının mallarına el koymaları herkes tarafından bilinmektedir. Öte yandan sivillere ve göçmenlere yönelik mezhepçi sloganları atan, gayri ahlaki, sekteryan şiddet uygulamalarından geri durmayan söz konusu mezhepçi milisler, Irak hükümeti tarafından desteklenmektedir.

Basın organları, İran Milli Güvenlik Komisyonu Üyesi Haşmetullah Felahet’in şu açıklamalarını hatırlattı: “Musul operasyonu veya diğer organizasyonlarda İran’ın Irak’ta varlığı söz konusudur. Irak hükümetinin talebi üzerine askeri danışmanlar, Irak sahasında yer almışlardır. Bu politikayı izlemeye devam edeceğiz. Irak’ı IŞİD’ten temizleme hususunda güçlü bir iradeye sahibiz.” Basın organları, bu türden açıklamaların, Irak’taki bir çok konunun iplerinin Tahra’nin elinde olduğuna işaret ettiğini vurgulayarak, bunun hükümetin en tepesinden başlayarak askeri araçlara kadar yayıldığına dikkat çekti.

İran Devrim Muhafızları Vekili Hüseyin Selami, İran Devrimi ölçülerine göre yeni bir devlet tesis etmek için ABD’nin sunduğu fırsatlardan faydalandıklarını itiraf etmişti. Şu açıklamada bulunmuştu: “İslam tarihi, İran tarihi ve dünyadaki derin değişim çalışmalarında şuanda bizler keskin bir dönemeçle karşı karşıyayız. Bu, bizim açımızdan hayati bir süreçtir.

Bu tür açıklamalar, İran ve diğer devletlerin bölgedeki gizli niyet ve hedeflerinin hakikatlerini ortaya koyduğu basın organları tarafından belirtildi. Aynı şekilde İranlılar ve diğer aktörler, bugün Musul’da savaşan kimselerin IŞİD sonrası aşamada oluşturulacak siyasi masada koltuğunu koruyacağının farkında.

Musul operasyonuna yönelik yapılan açıklamaların en garibinin, Ankara’nın Irak’ı istila etme amacı taşıdığı ve bunun Türkiye’nin dağılmasına neden olacağı yönünde Haydar El-Abadi tarafından yapılan açıklamalar olduğunun altı basın organları tarafından çizildi. Bu bağlamda Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu zayıf olarak nitelediği Haydar El-Abadi’ye seslendiği açıklamasında şunları dile getirmişti: “Şayet bu kuvvete sahipsen, neden Musul şehrinin terör örgütlerine teslim ettiniz? Şayet güçlü isen, PKK’nın yıllarca topraklarınızı işgal etmesine neden ses çıkarmadınız? Sen, terör örgütleri ile savaşmaya güç sahibi değilsin. Güçlü rolünü oynama çabaları neden?”

Geçen şeylere binaen Türk Arap Araştırma ve Strateji Araştırma Merkezi Başkanı Dr. Muhammed Adil, Irak’ta bölgesel savaşın patlak vereceği noktasında uyarıda bulunan bazı tehlikelerin olduğunu ileri sürdü. Özellikle Türkiye’nin herhangi bir askeri operasyonda bulunması, Irak’ta askeri varlığı olan İran’la karşı karşıya getirecek ve ikili arasında çatışma yaşanacak açıklamasında bulundu. “Umulur ki bu, Irak’ın İran’ın vitrini olduğu noktasında tasvir edilen zemine kısa bir mesaj verir” ifadelerini kullandı.

Velayetil Fakih sistemine tabi olarak 2003 yılından bu yana Irak’ın parçalandığını doğrulayan delillerin varlığına rağmen işgalci idare tarafından belirlenen siyasi faaliyetlere katılan kimseler, egemenlik demagojisi yapmaya devam etmekteler ve Irak topraklarına girmeye çalışanları tehdit etmektedirler.

 

 

HEYET Net

572 total views, 1 views today