Irak Örneğinde Olduğu Gibi Vatanları İnsanlar mı Korur Yoksa Duvarlar mı?

m_abdullah

 

Dr. Müsenna Abdullah

İlköğretimde öğrenci olduğumuz dönemlerde, her Cuma sabahı bayrak direği etrafında toplanarak ülkenin duvarı olan ordunun marşını tek bir sesle tekrarlardık. O dönemlerde Şii Haşdi Şabi’nin veya Sünni Haşdi Aşairi’nin ya da Kürt Peşmerge’nin, Türkmen milislerinin, Ezidilerin, Mesihilerin vatanın duvarı olduğunu söyleyen biriyle karşılaşmazdık.

Zihinlerimizde ve kalplerimizde bizim, sınırlarını, nehirlerini, dağlarını, ovalarını ve vadilerini koruyan tek bir vatanımız vardı. Bu vatanın, birleşik ve tek olduğuna, Iraklılar olarak isimlendirilen tek bir toplum içinde yaşadığımıza işaret eden haritası bulunmaktaydı. Bu nedenle okulun bahçesinde omuz omuza durur ve hepimiz vatan potasında erirdi.

Her birimiz kendi ırk ve milliyetini kesin bir şekilde bildiğinde şüphe yoktu. Ancak bu farklılık aramızda bir afete dönüşmüyor, birbirimize kılıç çekme problemine ve sancaklar, bayraklar ve kırmızıçizgiler vatanımızın haritasını paramparça edecek sorununa çevrilmiyordu. Her birimiz mezhepçi söylemlerden uzak duruyorduk ve hiç kimse bir diğerinin grubunu ve mezhebini bilmiyordu. Mesihi ve Sabi’yi sadece okulda din dersinde öğrendiğimiz kadarıyla biliyorduk. Okulda samimi bir şekilde “bu dersten çıkmak isteyen çıkabilir, kalmak isteyen kalabilir” şeklinde sorarlardı. Çünkü bu ders, toplumun genelinin tabi olduğu devletin resmi dini olması hasebiyle İslam’ın hükümleri ve öğretilerinin anlatıldığı özel bir dersti. Örneğin benim Mesihi arkadaşım öğretmen her sorduğunda bizimle beraber kalacağını söylerdi. Dersten çıkmayı hoş görmeyerek bizimle beraber İslam hakkında anlatılan dersi rahatsız olmadan dinlerdi.

Görev alanında ise kanun, devlet görevlilerin birçoğuna diğer muhafazalarda hizmeti dayatıyordu. Öğretmen, doktor ve benzerlerinin, oturduğu muhafazanın dışında genel görev yürütmesi isteniyordu. Yine her vatandaş, hiçbir sınırlama ve koşul olmaksızın evini istediği yere taşımakta özgürdü. Ordu, polis ve güvenlik birimlerinde çalışanlar, sadece bir yerde ikamet edemiyordu. Askeri bir ailenin çocukları, sürekli tayin değişikliği nedeniyle neredeyse her biri ayrı bir mıntıkada dünyaya geliyordu. Askeri veya sivil olsun her görevli, çalışmak için gittiği muhafazada oturuyordu. Iraklılar ve vatan bir olduğu için giden kimseler memleketlerine dönme gibi bir düşünceye kapılmıyordu. Bu nedenle vatan, insani olarak erimiş ve kişisel kimliklerden sıyrılmıştı.

Arz ettiğimiz bu mukaddime, son zamanlarda hükümetin ilan ettikleri hakkında söyleyeceklerimizin bir girişiydi. Irak hükümeti, başkent Bağdat’ı kuşatan güvenlik duvarı inşa etmektedir. Başkent Bağdat’ta patlamaları engellemek için örülen bu duvarda geçecek kişi ve arabaları teftiş edecek denetim kapıları bulunmaktadır. Aynı şekilde bu proje, diğer muhafazalarda bu çeşit duvar projeleri gerçekleştirme duygularını harekete geçirmektedir. Ancak bu gibi projeler patlayıcı yüklü araçlara ve intihar saldırılarına engel olamamaktadır.

İşgalci Amerika kuvvetlerinin, sayısı çok askeri kuvvetlerini başkentin caddelerine ve sokaklarına yaymasına, her mekanda hareket ettiği bir bölgesi olmasına, aynı şekilde başkentte ulaşım yollarını binlerce beton duvarlarla kesmesine rağmen patlamaların devam ettiği ve bu çalışmaların patlamalara engel olamadığı biliniyor. Şuanda bile Bağdat’ın semtleri, caddeleri, işyerleri, resmi, yarı resmi ve sivil müesseseleri, duvarlarla çevrili olmaya ve birbirinden kopuk olmaya devam etmektedir. Hatta Bağdat’ın bazı semtlerine, kimlik olmadan girilmemektedir. Yine başkentte tarihi Reşid caddesinin bazı bölgelerine denetim noktasından geçmeden girilmemektedir.

Bireylerin ve hareketlerin güvenliğini sağlamayı amaçlayarak sınırlarını, şehir girişlerini ve önemli caddelerini gözlemlemek için gelişmiş teknolojileri kullanmada devletler yarışırken, Irak hükümetini, üzerinden çok zaman geçmiş, şehirleri korumak için en kadim yöntemlere başvurduğunu görmekteyiz.

Gerçekten amaç başkenti intihar saldırılarından ve patlayıcı yüklü araçlardan korumaksa mantık, bu çeşit güvenlik işlemlerinin artırılmasını kesinlikle doğru bulmuyor. Çünkü sen semte, caddelere bir adam veya bin adam koysan sonuç olarak güvenlik birdir. Çünkü her kim kendisini patlatmak istiyorsa bir kişinin onu durdurması neredeyse imkansızdır. Bütün güvenlik noktaları, güvenlik olarak yetersizdir. Çünkü o istediği yere ulaşacaktır. Bu yöntemin karşısında duracağın yol tektir. Temiz bir vicdan ve açık bir akılla halkını düşündüğünde yetkili, bu sorunla nasıl mücadele edeceğini bulacaktır.

Güvenlik istikrarı, birliği sağlamış, siyaseti uyumlu, ekonomisi güçlü toplumların ana mukaddimelerin getiren neticedir. Bunların tamamı Irak’ta mevcut değildir. Siyasi rejim kendi içinde kısımlara ayrılır. Ancak kota sistemi, toplumu gruplara, ırklara böler ve vatandaşları derecesi yüksek, derecesi alçak şeklinde taksim eder. İşte bu siyasi bünye, güvenlik, kültürel ve fikri gediklerin oluşmasına yardım eder. Aynı şekilde kanun dışına çıkan cemaatlere de örnek olur. Ki bu cemaatler, devlet projesinin, kanun egemenliğinin, insanlar arasında birlikte ve barış içinde yaşama değerlerinin egemenliğinin tamamlanması maslahatına aykırıdır. Bağdat duvarı da bu cemaatlerin hastalıklı akıllarının fiili neticesidir.

Burada önemli olan soru; bu çimento duvarlarının, şehirlere kartlarla, özel kimliklerle girilmesinin faydası nedir? Sen Iraklılardan birçoğunun kendi vatanlarında gariplik hissetmesine, her gün gerçek bir gariplik yaşamasına neden olmuyor musun?

Bu koruma duvarların faydası nedir? Silahlı cemaatler buna rağmen yine de amaçlarını gerçekleştirebilmektedir. Ayrıca bu tutumunla vatandaşlar, hükümetimiz bize korumaya güç yettiremiyor düşüncesine kapılmaktadır. Hatta hükümet kendisini koruyamadığı için Bağdat’ta ayrı bir mıntıkayı sığınak yapıyor düşüncesine kapılmaktadırlar.

Güvenlik, halkın sayısı 35 milyonken sayıları milyondan fazla polis, ordu ve güvenlik birimleriyle yönetimde olman değildir. Güvenlik, yöneten ve yönetilen arasında çıkan-inen iğne çalışmasına benzemektedir. Her ne zaman devletin temellükünden uzaklaşır, onu illegal bir şekilde yakınlar ve particiler arasında zenginlik aracı kılarsan bu durum, insanlar tarafından ahlakın kaldırılmasına sevk eder. Çünkü ileride insanlar arasında fırsatları elde etmek için şerefli çekişmeler için etkenleri dahil etme gücüne sahip olamayacaktır.

Aynı şekilde intikam politikaları, geçmişteki dosyaları açmak, mezhepsel korkuya üflemek bunların tamamı, toplumun dokusunu seyrekleştirir. Bunların tamamı, vatandaşın toplumsal güvenliği tehdit eden şeylerden yüz çevirmesini ve doğru bilgilerin sorumlu taraflara ulaşılmasında bir maslahat olmadığı düşüncesine kapılmasını beraberinde getirir. Güvenliğin muadili olarak ihtiyaç duyulan şeylerin ilki adalettir. Şayet yönetimin adaleti şiddet ise mazlumların, zorda kalanların adaleti de devletin tehdit eden her şeye gözlerini kapatmak olacaktır.

 

 

 

Bu makale HEYET.net için özel olarak çevrilmiştir. Arapça Orijinali için LÜTFEN TIKLAYIN

 

 

157 total views, 3 views today