Sivil Yerleşim Yerlerinin Hedef Alınması İle Savaş Suçu Arasında Musul’da İnsani Felaket

HEYET.net/Araştırma

Musul şehrinin tanık olduğu şiddetli çatışmalar ve eski mahallelerini hedef alan yoğun bombardıman neticesinde söz konusu bölgeden kaçan göçmenler, son derece zor insani şartlarla yüzleşmektedir. Hükümet uygulamaları ve güvenlik denetimi adı altında talepleri nedeniyle göçmenlerin hareket özgürlüklerinin ve nakil işlemlerinin sınırlandırılması da buna eşlik etmektedir. Bu durum onları, açık havada mahkûmlara dönüştürmektedir.

Ninova muhafazasındaki yerel kaynaklar, daha önce benzerine rastlanmayan göç dalgaların şuana kadar kesinti yaşamadan devam ettiğine tanık olunduğunu vurguluyor. Mevcut Göç Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, Musul şehrinin sadece batı yakasında çatışmanın devam ettiği bölgelerde göçmen sayısının bugüne dek 125 bine ulaştı. Bu sayıyla birlikte; 2016’ın Ekim ayında başlayan askeri operasyonun ilk gününden bugüne şehrin genelinde göç edenlerin sayısının 400 bine dayandığı ifade ediliyor.

Söz konusu paylaşılan bu rakamların sınırlı ve kayıtlığı olmadığı gözden kaçırılmamalıdır. Nitekim raporlar, daha önce başka bir şehirde benzerine rastlanmayacak şekilde insani bir felaketin alarmını veren göç dalgalarının biteviye arttığına dikkat çekiyor. Özellikle çatışma hatlarında geçiş esnasında çeşitli tehlikelerle yüz yüze gelen göçmen aileler acıları, artış ve daha kompleks bir hal almasını beraberinde getiriyor. Baskıları hafifletecek çözüm parıltıları maalesef ufuklarda görünmediği gibi göçmenlerin problemlerini artıracak kötü uygulamalara Sünniler maruz kalıyor. Hükümet kuvvetlerinin kendilerine uyguladıkları zor güvenlik uygulamalarının sonucu olarak uzun saatler sürecek sonu görülmeyen uzun kuyrukları tercih ediyorlar.

Musul şehrinden göç edip Musul’un doğu ve güneyindeki kamplara ulaşmayı başaran göçmen aileler, bu defa başka problemlerle uğraşmak zorunda kalıyor. Çünkü kamplar, ağırlama kapasitesinin üstüne çıkmış, yeni göçmen aileleri kabul edecek bir güce sahip değildir. Bu tam olarak; her saat yeni göç dalgalarına tanık olunduğu bir sırada ağırlama kapasitesinin çokça üstüne çıkılan kamplara yeni göçmenlerin gelmesi yeni sorunlar demek oluyor, bu rakamların zayıflığa ulaşma veya artma beklentileri arasında.

İnsani felaketlerin artmasına neden olan bir diğer husus ise göçmenlerin sağlık problemleri yaşamalarıdır. Kimileri kronik hastalığa yakalanırken kimileri de göç esnasında yolda maruz kaldığı olayların acısını yaşıyor. Bütün bunlar, göç dalgaların başlıca müsebbibi hükümetin, tamamen yokluğu neden olduğu gibi kalacak yer aramak için yola düşen göçmen ailelerin yaşadığı kamplara ve mekânlara insani yardım örgütlerinin ulaşma zorluğu ekseninde gerçekleşiyor.

Mevcut hükümetin zor uygulamaları noktasında yerel kaynaklar, bazı göçmenlerin şu sözlerini aktarmaktadır: “Kamplara yerleştirilmeden önce göçmen aileler, güvenlik denetimine tabi tutuluyor. Ek olarak, göçmen şahsın kampa ulaşması; her tarafında tellerin ve parmaklıkların çevrili olduğu gerçek bir hapishaneye yerleşmesi anlamına gelmektedir. Hareket ve hürriyetten, su, elektrik ve sağlık hizmetlerine kadar her şey sınırlıdır.

Bu bağlamda şehrin içinde görev yapan yerel kaynaklar, Musul şehrindeki sağlık merkezlerinde büyük oranda ilaç eksikliği yaşandığına dikkat çekiyor. Kansızlık ve böbrek hastalıklarının şehirde yaygınlaştığına vurgu yaparak kronik hastalık ilaçlarının neredeyse hiç olmadığını belirtiyor. Ayrıca doğum hastanelerinde narkoz eksikliği nedeniyle doğum operasyonlarının gerçekleştirilmediği söyleniyor.

Diğer yandan Irak İnsan Hakları Gözlemevi şu açıklamalarda bulundu: “Musul şehrinin batı yakasında devam eden çatışmalar sonucunda sivil ölümlerinde korkunç bir artış yaşanıyor. Hazırladığımız raporlardaki istatistiklere göre her gün onlarca sivil hayatını kaybediyor.” Diğer raporlarda ise geçtiğimiz hafta boyunca sadece Musul’un sağ bölümünde hayatını kaybeden sivillerin sayısı 700 olarak gösterilirken buna “uluslararası koalisyon devletleri ile ABD tarafından desteklenen hükümet ordusuna ait savaş uçaklarının düzenlediği hava saldırılar” başlıca neden olarak gösteriliyor.

Bütün bu felaketlere rağmen uluslararası koalisyon resmi sözcüsü, geçtiğimiz Çarşamba günü yaptığı açıklamasında önümüzdeki günlerde hükümet kuvvetleri ile IŞİD arasında şiddetli çatışmalara şahit olunacağını belirtti. Ancak açıklamasında sivillerin yaşadığı problemlere, bu kadim şehrin atılan bomba ve roketler sonucunda neredeyse yıkımla burun buruna gelen alt yapısını korumaya hiç değinmedi.

Bölgede şahit olunan kanıtlar, ABD’nin öncülüğündeki uluslararası koalisyon devletlerinin silahlı sivil ayrımına gitmediğini gösteriyor. Aynı şekilde söz konusu kuvvetlerin dünya genelinde kullanılması yasak olan beyaz fosfor bombasını, Musul’un sağ bölümündeki sivil yerleşim bölgelerine attığını batılı ve yerel kaynaklar doğruluyor. Bazen hava saldırıları ve zaman zaman top atışları sonucunda sivil binalardaki ve şehir tesisatındaki yıkımın boyutlarının hangi seviyelere ulaştığı uydu görüntüleriyle ortaya konulmuştu.

Genel olarak Musul şehrinde ve özel olarak sağ bölümünde yaşananlar ve yaşanıyor olanlar, savaş suçu olarak itibar edilmektedir. Irak Savaş Suçları Koordinasyon Merkezi de göçmenlerin yaşadığı acıları konu eden son raporunda Cenevre anlaşması açısından bunu açık bir şekilde doğrulamaktadır. Ölüm, yıkım, yoğun göç görüntülerinin, şehir halkına karşı beslenen niyetleri aksettirdiğine dikkat çekiyor.

183 total views, 1 views today