Niçin Direnişten Konuşuyoruz?

Velid Zübeydi

Bu köşede son zamanlarda kaleme aldığım bazı makalelerden dolayı aldığım olumlu tepkiler, açıkçası beni hiç şaşırtmadı; bunlar Amerikalı işgalcilere karşı koyan Irak direnişini konu ettiğim makalelerdi. Ancak itiraf etmeliyim ki, karşılaştığım bu olumlu reaksiyon beni, Irak’taki direniş tarihinin önemli sayfalarını yazmaya ve gündeme taşımaya sevk etti. Bu silsileye dalmaya başlamadan önce önemli bulduğum bir soruyu sormayı daha uygun görüyorum; milletlerin ve halkların direniş tarihine önem vermesinin ve direnişçilerin cesaretiyle iftihar etmesinin altında yatan sebep nedir?
Belki de bu soruya verilecek cevap birçok örneğe ihtiyaç duyacaktır. Ancak tarih boyunca halkların savaşlara, saldırılara ve işgallere maruz kaldığı bir gerçektir. Milletlerin ve halkların yaşadıkları hezimeti unutma veya düşmanları kabullenme ya da en azından sessiz kalma çabası oranında genelde tarihçiler, yazarlar; yaltaklanmamaları ve işgalciyi kabul etmemeleri sebebiyle hezimetleri araştırmaya ve yazmaya yönelmemişlerdir. Bu tarihi, içtimai hatta ahlaki olarak alınmamışsa da birçokları tarafından olumsuz gösterge olarak algılanmıştır.
Aynı zamanda yazarlar, araştırmacılar, tarihçiler, düşmanlara ve işgale karşı duran, direniş gösterenlerin rivayetlerini, kasidelerini ve araştırmalarını kaleme almak ve satırlara dökmek için yarışmışlardır. Bu kimseler bununla iftihar duymaktadır. Çünkü halkların ve milletlerin tarihinde parlayan dönemlerini temsil etmekte ve hiçbir kimse direnişçilerin menkıbelerinin, cesaretlerinin ve fedakarlıklarının hatırlanmasında tereddüt etmemektedir. Fedakarlıkların başında can, mal ve mülk gelirken nihai olarak gayretlerin, faaliyetlerin ve fedakarlıkların tamamı, tarih boyunca nesillerin aktara geldikleri büyük bir değere dönüşmektedir.
Fransa’nın 130 yıl boyunca (1830’dan bağımsızlık elde edilen 1962’e kadar) Cezayir’i işgal süresince nesiller, işgale karşı çıkan ve ellerindeki bütün imkanlarıyla işgale karşı duran Cezayirli yiğitlerden direniş nesilleri doğdu. Fransa’nın Cezayirli direnişçilere karşı amansız suçlar işlemesine rağmen bu direniş ateşini söndürmeye güç yettiremedi. Fransa’nın vahşi baskısının yıllarca veya on yıllarca direnişi sekteye uğrattığı doğrudur. Ancak tarih, bu durumun direniş ateşini nihai olarak söndüremediğini göstermektedir. Doruğa ulaştığında 1954’de Kasım ayının ilk günlerinde patlak vermeye başladı. Direnişçiler ilk operasyonlarına başladılar ve ilk devrim açıklamasını yayınladılar.
18 Mayıs 1964 tarihinde fiili olarak ilk ilan yapılmasından önce Filistin direnişinin geciktiği doğrudur. Bu tarih, 1948 yılında İsrail’in resmi işgalinden sonra Filistin Kurtuluş Örgütü’nün ilan tarihidir. Ancak ne var ki; Filistin direnişinin kahramanca mücadelesi ve işgalcilere karşı direnişi günümüze kadar hiç durmadı. Onların kahramanlıklarını hatırlatmaya gerek yok. Çünkü onların kahramanlıklarını anlatmaya koca koca ciltler yeterli olmayacaktır. İsrail’in vahşi baskısına, katliamlarına ve işkencelerine rağmen Filistin direnişinin ismi bile İsrail’in içinde korku ve endişeye neden olmaktadır.
Irak’ın yakın tarihinde, Iraklı direnişçilerin 20. Asrın başlarında işgalci İngilizlere neler yaptığı kaydedilmiştir. Iraklılar, 20. Devrime katılan ve fedakarlık gösterenlerle iftihar duymaya devam etmektedir ve nesiller iftihar duymaya devam edeceklerdir.

 

Bu makale HEYET.net için özel olarak çevrilmiştir. Arapça Orijinali için LÜTFEN TIKLAYIN

220 total views, 1 views today