Musul Operasyonunun Kurbanları Siviller

Dr. Eymen El-Ani

Silahlı çatışmalar ekseninde sivillerin korunması, uluslararası insani kanununun ve uluslararası insan hakları kanununun önceliklerinde yer bulmaktadır. Bu koruma, genel ve özel sivil mal varlıkları ve hizmetleri kapsamak için genişlemektedir. Uluslararası insani hukuk, toplumdaki kadın, çocuk, yaşlı ve ihtiyaç sahibi gibi zayıflıklarıyla öne çıkan grupların korunma gerekliliğini vurgulamaktadır. Göçmenler de buna dahildir. Savaş esnasında mukim olan kimselerin korunması hakkında Cenevre anlaşması bağlamında yüzün üzerinde madde vardır. Bu maddelerin tamamı, sivillerin korunmasının, savaş ve çatışmaların sivil yerleşim bölgelerine taşınmamasının ve maruz kaldığı savaşa itilmemesinin önemini öngörmektedir.
Uluslararası anlaşmaların ve kanunların kapsadığı siviller, yerel halkın kendisi, düşmanca faaliyetlere doğrudan katılmayan şahıslardır. Aralarında silahlarını bırakan silahlı cemaat bireyleri de bulunmaktadır. Aynı şekilde hastalık, yara, alıkonulma veya herhangi bir sebeple savaşmaya güç yettiremeyen şahıslar aralarında yer almaktadır. Her ne olursa olsun ırk, renk, din, inanç, milliyet, vatan, servet veya herhangi bir ölçü ayrımına gitmeden insanca muamele etmek gerekmektedir. Tıpkı 4. Cenevre anlaşmasında 1. Fırkanın üçüncü maddesinde belirtildiği gibi.
Maalesef bugünlerde Musul’un batı bölümünde hükümet kuvvetleri ile IŞİD güçlerinin arasında dönen şiddetli savaşların doğal sorunu olarak masum sivillere doğru tehlikelerin hızlı bir şekilde yaklaşmasına şahit olmaktayız. Savaşın tansiyonu her geçen gün daha bir ivme kazanmaktadır. Şehrin sağ bölümünün tamamında halkın bulunmasına rağmen bunlar yaşanmaktadır. Felaketi çocukları, kadınları ve yaşlıları tarumar eden savaş tarafları, tek istekleri yerel halkın da savaşa dahil olması. Yüzbinlerce sivil, ablukaya alınan şehir içerisinde akıbetlerini beklemekteler. Bir türlü son bulmayan hava saldırılarının ve savaşın ilk kurbanı da yine onlar. Aynı şekilde bütün bunlara, hiçbir şeye sahip olmayan yerel halkın maruz kaldığı ihlaller eşlik etmektedir.
Geçtiğimiz son 5 yıl, Musul şehrinde yaşayan halk için uzun yıllardan beri en karanlık zamandı. Çünkü elektriğin kesilmesi, içme suyunun bulunmaması, gıda ve ilaç eksikliği gibi problemlerle boğuşmadıkları gibi savaş nedeniyle her geçen gün artan göç sorununa da rastlanmamaktaydı. Bu göstergeler, ölçüyü göstermez. Aksine ölümler, ailelerin tamamının bir kerede ölmesine kadar vardı. Hatta son bulmayan savaşın ortasında hiçbir temyiz kuralına riayet etmeksizin sivil yerleşim bölgelerini hedef alan gelişigüzel hava saldırıları sonucunda yıkılan evlerinin enkazının altında kalan onlarca ailenin bir kerede yaşamlarını yitirmesine kadar vardı.
Yerel kaynaklar, geçtiğimiz üç hafta boyunca Musul’un batı bölümünde 700’den daha fazla sivilin hayatını kaybettiğini vurguluyor. Hükümet kaynakları, savaş sonucu Musul’da yaşanan yıkımın %60’ı aştığını duyurdu. Alt yapının yıkımının da %80’e ulaştığı biliniyor.
Musul şehrinden ve çevre bölgelerinden kaçmaya mecbur kalan sivil sayısının ise 400 bine ulaştığı ifade ediliyor. Bunların geneli zayıf kimseler. Göç kamplarında, sığınma mekanlarında insani durumun ulaştığı boyutlar, ülke genelinde yaşanacak en büyük felaketin habercisi. Nitekim sivillerin tahliye programı ve planlaması olmadığı gibi göçmenlerin karşılanması için yapılan hazırlıkları zayıf, onların sorunları için gerçek bir çözüm maalesef yok.
Hükümet yetkililerin, askeri tercihi tek çözüm olarak görmesi ve bunu şiddeti artıracak şeylere doğru sürmesi, Irak’ın bugünkü seviyeye gelmesine neden oldu. Ülkenin içerisinde 3 milyondan fazla göçmen zor bir süreçten geçmektedir. Yaklaşık 1 milyon dul, kendilerine bakan olmadığı için acı çekmektedir. Yaklaşık 5 milyon yetim, acı bir hayat yaşamaktadır. 4 milyon engelli, geleceğe yönelik umudunu kaybetti. Bütün bunların yanında alt yapıyı ve genel mülkü harabeye çeviren korkunç bir yıkım problemi bulunmaktadır.
Buna mukabil olarak ABD liderliğinde uluslararası koalisyon devletleri, Musul şehrine düzenledikleri hava saldırılarını artırmış, bölgede bulunan kara kuvvetlerini artırmıştır. ABD’nin yeni başkanı Donald Trump’ın ahdettiği şeyleri gerçekleştirme amacı gütmektedirler. Geçtiğimiz Şubat ayının başlarında Florida’da yer alan Tampa’daki Amerika’nın Ortadoğu askeri komutanlığının merkezi olan Macdill üssünde Trump şunları dile getirmişti: “ABD ve müttefikleri, aşırı İslam terörünü ve ölüm kuvvetlerini hezimete uğratacak.” Bağdat hükümeti ve müttefiklerinin, zararı her ne olursa olsun bu savaşta onların yanında yer alacağı ve iddia ettikleri terörü hezimete uğratmada yardımcı olacak. Kuvvetleri binlerce sivili paramparça edip binlerce evi yığına çevirse de…

 

Bu makale HEYET.net için özel olarak çevrilmiştir. Arapça Orijinali için LÜTFEN TIKLAYIN

156 total views, 1 views today