Barışçıl Yaşamının Ana Temeli Salih Vatandaşlık

 

Abdulkadir Nayil

Dini ve kendisine veya başkasına bağlılığı ne olursa olsun insan, iyilik babından her ne sunarsa hem kendisi için hem de vatanı için hayırdır. Aynı zamanda bu amel, ister bireysel isterse cemaatsel düzlemde olsun, ister amaçlanmış isterse amaçlanmamış olsun yeryüzünün imarına ve toplumsal inşaya yatırımdır. Allah (azze ve celle) şöyle buyurmaktadır: “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.” (Zilzal 7-8)

Buna binaen istesin veya istemesin insanın zatında yerleşik olan vatandaşlık, Allah’ın düzenlediği insan fıtratından ayrılamayan bir parçadır. Bu nedenle İslam ile müşerref olmayan devletlerde bu günlerde, her ferdin vatanının imarına yatırım yapmak için çaba sarf ettiğini görmekteyiz.

Allah (azze ve celle)’ye ihlaslı bir şekilde ibadet eden bir Müslümanın, her fiilinin hayır olması ve toplumunun en güzel şekilde inşa edilmesi için katlı sağlaması önceliklerdendir.

Bir Müslümanın hayır babından yaptığı her fiilinin, iki ecirle ona döndüğü malumdur. En güzele ulaşması için birincisi dünyevi, diğeri uhrevidir. Her iki halde de vatanının ve dininin imarına katkı sağlamaktadır. Allah (azze ve celle) şöyle buyurmaktadır: “Erkek veya kadın, mümin olarak kim iyi amel işlerse, onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatırız. Ve mükâfatlarını, elbette yapmakta olduklarının en güzeli ile veririz.” (Nahl 97)

İşte bu İslami ölçüdür. İhlas ve salih bir niyetle amel eden Müslüman, yönelimi doğru, vatandaşlığı doğrudur. Ahireti ve Rabbinin rızası için çalışan salih bir kulun en doğru yönelimi vatandaşlığıdır. Peygamber efendimiz şöyle buyurmaktadır: “Herhangi birinizin elinde bir hurma fidanı varken, kıyâmet kopacak olsa, derhal onu diksin” Kişinin fidan dikmesi, kıyametin şiddetine rağmen onun salih vatandaşlığına yardım edecek ve toplum inşa etmesine katkı sağlayacak güzel bir amel değil midir? Bu hadis, vakitleri ve fırsatları değerlendirmeye, vakti zayi etmemeye delalet etmektedir.

Vatanlar, fertlerin sunduğu bireysel ameller ve cemaatlerin sunduğu cemaatsel ameller üzerine bina edilir.  Kerpiçlerin birbirinin üstüne koyulmasıyla büyük yapılar ortaya çıkar.

Hayır egemenlik kurup her tarafa yayılırsa, tabakasal, mezhepsel, bölgesel ve dinsel ayrılık ve parçalanmalar ölecektir. Birey, salih vatandaşlık örfü içerisinde barış ve eman içerisinde bir yaşam sürecektir. Allah (azze ve celle) şöyle buyurmaktadır: “Dinde zorlama yoktur.” (Bakara 256)

Hükümetlere meşruiyet veren kanunlar, suç ve kötülük işleyenlere hükümet mahkemelerinin dayattığı adil kısaslar, doğru yola dönmelerini ve geleceklerinde en güzel yolu tercih etmeleri ve bireylerin gölgesi atında yaşayacağı salih vatandaşlığı gerçekleştirmek için caydırıcılık amacı taşımaktadır. Kanunlar kullanılmadan mefsedelerin def etilmesi mümkün değildir. Allah (azze ve celle) şöyle buyurmaktadır: “Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki suç işlemekten sakınırsınız.” (Bakara 179)

Bu girişten kesin çözüme ulaşmaktayız: yeryüzünde yaşayan birey ve onunla beraber olan diğer fertler, ya amelleri ve yönelimleri vatana ve ümmete faydalı olan salih bir vatandaş amelleridir ya da hiçbir faydası olmayan yıkım ve tahrip amelleridir.

Ümmetimizdeki selefimiz, dinlerine ve vatanlarına hizmet eden ilk örneklerdir. Nesillerin yollarını aydınlatan kandillerdi. Şöyle denilmiştir: “Onlara benzeyin, onlar gibi olamasanız da onlara benzemeniz kurtuluştur.”

Ebu Ümame’den rivayet edildiğine göre Kureyş’ten bir genç, Peygamber efendimize gelerek “Ya Rasulullah! Zina etmeme izin ver!” dedi.

Orada bulunanlar gence yöneldiler ve onu azarladılar. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), “Onu bana yaklaştırın.” buyurdu. O da yaklaştı ve aralarında şu konuşma geçti: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Böyle bir şeyi anan için arzu eder misin?” Genç: “Hayır, vallahi. Allah beni sana feda eylesin!” dedi. Peygamber: “İnsanlar da böyle bir şeyi anneleri için istemezler. Peki, ya kızın için bunu arzu eder misin?” buyurdu. Genç: “Hayır, vallahi. Allah beni sana feda eylesin!” Peygamber: “İnsanlar da böyle bir şeyi kızları için istemezler. Peki, ya kız kardeşin için bunu arzu eder misin?” buyurdu. Genç: “Hayır, vallahi. Allah beni sana feda eylesin!” dedi. Peygamber: “İnsanlar da böyle bir şeyi kız kardeşleri için istemezler. Peki, ya halan için bunu arzu eder misin?” buyurdu. Genç: “Hayır, vallahi. Allah beni sana feda eylesin!” dedi. Peygamber: “İnsanlar da böyle bir şeyi halaları için istemezler. Peki, ya teyzen için bunu arzu eder misin?” buyurdu. Genç: “Hayır, vallahi. Allah beni sana feda eylesin!” dedi. Peygamber: “İnsanlar da böyle bir şeyi teyzeleri için arzu etmezler.” buyurdu. Sonra Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) elini gencin üzerine koyarak şu duayı yaptı: “Allah’ım! Bu gencin günahını bağışla, kalbini tertemiz eyle, iffet ve namusunu muhafaza eyle!” Artık o günden sonra o genç hiçbir şeye dönüp bakmadı; en nefret ettiği şey zina oldu.”

Gencin bu yönelimleri, toplumun kötüleşmesi ve fesada uğramasına bir katkı sağlayacaktı. İmani kalkanı ve peygamberimizin uyarıları olmasaydı topluma kötü akıbet olarak dönecek bir kötülüğe düşecekti.

O zaman salih bir vatandaşlık üç şeyle gerçekleşir:

Birincisi: Doğru yönlendirme, ihlaslı niyet ve mutmain nefis. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır: “Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır.” (Buhari ve Müslim)

İkincisi: Amelleri düzeltmek için bir eğiticinin, öğretici ve yönlendirenin olması. Her Müslümanın öğretici ve mürebbisinden nasihat ve tevcih alması gerekliliktir.

Üçüncüsü: Dini ve kanuni caydırıcılık. Allah (azze ve celle) şöyle buyurmaktadır: “Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki suç işlemekten sakınırsınız.” (Bakara 179)

Şayet bu üç şey her bireyde tahakkuk etmezse Kuran’ın istediği doğru vatandaşlık tahakkuk etmez. Allah (azze ve celle) ümmeti hayırla nitelendirerek şöyle buyurmaktadır: “Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten meneder ve Allah’a inanırsınız.” (Al-i İmran 110)

Müslümanlar, iyiliği yapmaktan ve kötülüğü men etmekten ne zaman ki uzaklaştı, toplum kötü bir duruma düştü. Toplum, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran, tek derdi toplumu en güzel şekilde inşa etmek olan bu adamlar gibi şikayet eder oldu.

Toplum, her fert hakkını ve hak ettiğini bildiğinde, üzerine gerekli olan haklarını ve görevlerini yerine getirdiğinde ancak vatandaşlarının hastalıklarından ve şerlerinden afiyet bulur. Aynı şekilde bireylerin başkalarının haklarını gözetmeden, nefsi isteklerinden başkası için vazgeçmeden güvenlik ve rahatlık egemen olmaz.

Kendi hakkını ve başkasının hakkını bilen, bunun tahakkuku için çabalayan kişi, hiçbir tehlike arz etmeden toplumunda salih bir vatandaş olarak yaşar. Temeller ve ilkeler üzerine kurulu her toplumda hayır ehlinin ve bizlerin çabaladığı gaye budur.

Ancak haklar zayi edildiğinde ve her hak sahibi hakkını bilmediğinde kaos yayılır, toplumu felaket kaplar, güvenlik zarar görür, şerler, açgözlüler, şehvani isteklere sahip olanlar onu çürütür. Bu ise Allah’ın ve peygamberinin razı olmayacağı bir durumdur.

Hak sahibi Müslüman, diğerlerinin hakkına kayıtsız kalamaz. Bu kayıtsız kalan, salih vatandaşlığın hakkını bilemez. Aksine devamlı surette bunu inkar eder sonuç olarak müfsit olur. Allah’tan geldik yine Allah’a döneceğiz.

 

 

Bu makale HEYET.net için özel olarak çevrilmiştir. Arapça Orijinali için LÜTFEN TIKLAYIN

353 total views, 3 views today