Yetkililer Hükümet Hapishanelerindeki İhlallerden Konuşuyorsa Bu Masum Vatandaşları Kim Kurtaracak?

 

Vekiller ve siyasiler Irak’ta hükümete bağlı açık ve gizli hapishanelerde yaşanan işkenceleri sadece kınıyor ve işlenen suçların en ince ayrıntısına kadar konuşabiliyorlarsa bu masum tutuklu vatandaşları cellatların egemenliklerinden kurtarmak kimin elindedir? Geneli, kanıtsız ve gerçeği yansıtmayan suçlamalarla karanlık duvarların ardında mahkûmiyet sürmektedir. Bir aşirete, gruba veya siyasi bir geçmişe sahip olmak bu suçlamalara maruz kalmak için yeterli bir neden.

Hükümetin yanlış politikalarını, yolsuzluklarını, güvenlik birimlerinin insan hakları ihlallerini konuşan kim olursa olsun hükümet tarafından suçlandığı bir zamanda aynı şekilde hükümete bağlı hapishanelerde işlenen insan hakları ihlallerini konuşanın da yine kendi adamları olduğunu görüyoruz. Vekil Adil Humeyyis Mahlavi, geçtiğimiz günlerde mahkumlara ve tutuklulara karşı, uluslararası kanunlara, örflere ve insani değerlere ters tehlikeli insan hakları ihlallerin varlığını ortaya çıkarttı.

Mahlavi, yıllarca mahkumiyet hayatı sürüp beraati ortaya çıktıktan sonra serbest bırakılan mahkumlar ve tutukluların şahitlikleriyle bilgiler elde edildiğini vurguladı. Mahkumların içerde maruz kaldıkları işkencelerin ve işlemedikleri suçları işkenceyle kabul ettirme yöntemlerini tarif etmek zor. Mahkumların karşılaştıkları işkenceler, mahkum işkencecinin elinde son nefesini verinceye kadar devam ediyor. Bunlara ek olarak mahkumların tutuldukları koğuş veya hücreler kötü durumda. Tıka basa doldurulan koğuş ve hücrelerdeki mahkumlara verilen yiyecek ve içecek de en asgari limitte tutuluyor. Bu durum birçok mahkumun bu hapishanelerde hayatını kaybetmesine neden oluyor. Hapishane raporları ise bu ölümleri böbrek iflası veya başka bahanelerle temellendiriyor.

Mahlavi şunları söylüyor: “Hapishanelerde mali ve idari yolsuzluk söz konusu. Ayrıca mensubiyetine göre mahkumlarla ilişkilerde çifte standart var. Bazı mahkumlar 5 yıldızlı otelde yaşıyormuşçasına her türlü isteği yerine getirilirken birçok mahkum ise insan haklarının en basit dinamiklerinden bile mahrum bırakılıyor. Bölgesel ve küresel insan hakları savunusuyla ilgilenen örgütlere gayretlerini çoğaltma çağrısı yapıyoruz. Bu hapishaneleri ziyaret etmelerini ve hapishanelerdeki insan hakları ölçülerini gözetime almak için hükümete baskı kurmalarını talep ediyoruz.”

Öte yandan diğer bir vekil Şirin Rıza şunları söyledi: “Başta Adalet hapishanesinde olmak üzere Irak’ın bütün hapishanelerinde insan haklarına ters birçok ihlal işleniyor. Kapasitesi düşük koğuşların tıka basa mahkumlarla doldurulması bu ihlallerden sadece bir tanesidir. Bu hapishaneleri ziyaret ettiğimde yeni Irak’a ve insan haklarına değer veren demokratik sistemine yakışmayacak şekilde mahkumlara eziyet edildiğine şahit oldum. Hapishanelerde işlenen insan hakları ihlallerinin Adalet Bakanlığı tarafından bilinmemesini aklım almıyor.”

İnsan Hakları Komiserlik üyesi Büşra El Ubeydi ise şunlara dikkat çekmektedir: “Mahkumlara işkence edilmesi ve onlara şiddet uygulayarak yapmadıkları suçları kabul ettirmeye çalışmaları yeni bir konu değildir. Özellikle hapishane ziyaretleri çerçevesinde konunun teşhisi, insan haklarıyla ilgili olsun veya genel olsun yıllık raporların yayınlanmasından sonra… Bu konu hakkında tebliğiler ulaştıktan sonra subayların veya yetkililerin hapishaneler hakkında bilgi alması gerekmiyor muydu? Ancak şuana kadar böyle bir şeye şahit olunmadı.

Haber ajansları Irak Ulusal Koalisyon vekili Kamil El Gariri’nin Irak’ta gizli hapishanelerin bulunduğunu, silahlı askeri gruplara bağlı kesimlerin kontrolünde olduğu, bu hapishanelerde Irak’ın çeşitli muhafazalarından binlerce vatandaşın alıkonulduğunu vurguladığını aktarıyor.

El Gariri şu açıklamalarda bulunuyor: “Salahuddin, Enbar, Diyala, Musul ve başka bölgelerde silahlı çatışmaların olduğu dönemlerde binlerce vatandaş silahlı gruplar tarafından kaçırıldı. Ancak şuana kadar varlıkları ortaya çıkartılmadı. Şayet bu kişiler hükümetin resmi hapishanelerindeler ise onlar şuanda nerede o zaman?”

Vekillerin ve yetkililerin bu tanıklıklarını hangi çerçeveye sınıflandıracağımızı bilmiyoruz. Bütün bunlar seçim propagandaları mı yoksa vicdanlarının sesi mi veya olaylar öyle bir boyuta ulaştı ki susmak imkansız bir hal mi aldı? Acılarının artmasıyla beraber mahkumların sayısının artması problemine karşı sessiz kalmak son derece zor bir hal mi aldı?

Ancak Ebu Garib resimlerinin paylaşılmasından ve Amerika tarafından Bakır Sevlağ hapishanesine saldırılmasından, hükümet zindanlarının içindeki trajedileri ortaya koyan insan hakları örgütlerinin tanıklıklarından sonra ne oldu ki?

Hiçbir şey. Hapishane içerisinden mahkumların yaşadıklarını anlatan mektuplar sızmaya devam ediyor. Onlar bu hapishaneleri, kendisine defnedildikleri ve seslerinin yutulduğu kabir şeklinde vasfediyorlar. Basın ve insan hakları örgütleri utanç veren bir şekilde bu vatandaşlara kayıtsız kalıyor. Mahkumlardan bir çoğu yarından önce bugün ölmeyi temenni ediyor. Hastaya doktora gitmesi için izin verilmiyor. Elleri zincirli devamlı zindanda yatmaktalar. Bu sıcaklarda ayda sadece 1 defa yıkanmalarına izin veriliyor. Ayrıca işkence yöntemlerine, cezalara, işkence ederek suç kabul ettirmelere maruz kalıyorlar. Bütün bunlar yetkililerin insanlığını bu trajedilere karşı harekete geçirmesi gerekmez mi yoksa onların kalplerinde kilit mi var?

 

 

HEYET Net

101 total views, 4 views today