Belgeler ve Raporlar İran’ın Irak’taki Hayatın Her Alanında Hakimiyet Kurduğunu Göstermekte

 

Irak gözlemcilerinin, ülkenin tanık olduğu krizler ve birbirini takip eden olaylar ortasında İran’ın artan varlık ve nüfuzunu ortaya çıkartmak için çok fazla gayret göstermeye ihtiyaç duymamaktadır.

Bu bağlamda günlük Amerika gazetesi New York Times’ın söyledikleri dikkat çekidir: “İran’ın Irak’taki varlığının bütün formları, askeri, siyasi, iktisadi ve dini olarak Irak’ın bütün atmosferinde hâkimiyet sağlamış durumda. Irak’ın her türü pazarında, İran ürünleri göze çarpmaktadır. Hatta yerel basın ve kanallarda bile İran karşımıza çıkmaktadır. Çünkü medya, İran’a açık bir şekilde sempati gösteren ve muhabbet besleyen programlarla dolup taşmıştır. Hayatından usanan bir Iraklı gencin, İran’dan gelen uyuşturucuyu kullanmasına kadar durum bundan ibarettir.”

Mevcut siyasete muhalif kuvvetler, İran hegemonyası kavramının şuanda gerçeği örtemeyecek derecede açık olduğunu vurgulayarak buna neden olarak İran’ın Irak’taki hayatın her köşesine uzanan hakimiyetinin açık bir işgale dönüşmesi gösterildi. Bu bağlamda New York Times şunları demektedir: “Raporu yayınlanan her görünüm, İran’ın Irak’taki hakimiyetinin ancak yarısını teşkil etmektedir. İran tarafından desteklenen paramiliter gruplar, her şeyde hakim kuvvettir. Irak’taki büyük komutanlar ve siyasiler makamlarından olmamak için İran rejimini tebrik etmeye ve desteğini sunamaya ihtiyaç duyuyor.”

Bu bağlamda Amerika’da yayınlanan New York Times gazetesi sözlerini şöyle sürdürüyor: “Amerika ve müttefikleri tarafından başlatılan Irak savaşının ardından İran, eski düşmanı Irak’ı nasıl kukla devletine çevrilir bunun planlarını yaptı. Bu konuda büyük oranda başarılı oldu. Stratejik amaçlarından birini gerçekleştirmek için ülkede hakimiyet kurmaya hala devam ediyor. Bu amacı da Irak ve Suriye üzerinden Tahran’ı Akdeniz’e bağlamak. Musul savaşının ardından son günlerde bu konu daha sıklıkla konuşulmaya başlandı.

Egemenliğe İstila

İran’ın Irak’taki güçlü nüfuzuna ilişkin gazete sözlerini şöyle devam ettirdi: “Bölgedeki mezhepçiliğin şiddeti artmasıyla İran’ın hegemonyası da arttı. Ancak Irak, İran’ın yayılmacı hegemonik projesinin sadece bir parçasıdır. Çünkü İran nüfuzunu bugün, Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da, Afganistan’da, Yemen’de ve diğer birçok devlette kullanmaktadır. Irak ile İran’ın bazı sınır bölgelerindeki merkezlerden İran’a bağlı paramiliter gruplar her gün otobüslerle taşınıyor ve Suriye’ye gönderiliyor. Karadan Bağdat veya Necef’e, oradan Esed rejimi saflarında savaşılması için hava yoluyla Şam’a gönderiliyor.

Bunların yanı sıra mezhepçi Haşdi Şabi milisleri, bakanlar meclisinin, söz konusu milislerin hükümetin resmi kuvvetlerine dahil edilmesi kararının ardından düzenli kuvvete dönüştü. Bu durum, İran’dan doğrudan destek alan bu milislerin Irak’ın muhafazalarında hakimiyet kurma olanağı verdi. Aynı şekilde bu milisler, son zamanlarda gündemi fazlasıyla meşgul eden demografik değişim projesi doğrultusunda hareket etmektedir.

Ekonomi hususunda ise gazete sözlerini şöyle sürdürdü: “Her gün onlarca tırın İran’dan Irak sınırına geçtiğine tanık olunuyor. Gelen tırlar İran’ın çeşitli ürünlerini taşıyor. Bu ürünlerin arasında tarihi gecik ürünler olduğu gibi yasal olmayan ürünler de bulunmaktadır. İran ile Irak arasındaki yıllık ticari trampa şuanda 13 milyar dolara ulaştı. Gazın dışında 6 milyar 200 milyon dolar mal ihracatı yapılmaktadır. Bu durum sadece eşya alanıyla sınırlı değildir. Aksine bundan daha fazlası söz konusudur. Yerel kaynaklar, Necef şehrinin temizliğinin İranlı şirketler tarafından yapıldığını öne sürmektedir. Bu durum Tahran’ın siyaset içindeki kararlardaki hakimiyetini yeterince göstermektedir.

Daha Büyük Nüfuz

Siyaset alanında ise İran’ın hegemonyası ve bakanlar meclisindeki bazı üyelerinde hakimiyet kurması daha fazla göze çarpmaktadır. Bu bağlamda raporlar şunları söylemektedir: “Bir karar bağlı olarak bir yerde bir bakanın veya yetkili bir ismin seçimi, Tahran’ın onayına veya reddetmesine bağlıdır. İleride anayasal seçimlerin yaklaşmasıyla beraber Haşdi Şabi milisleri, kendilerini siyasi olarak dizayn etmeye başladı. Bu durum İran’a, Bağdat’taki siyasi sistemde nüfuzunu genişletme imkanı sağlayacaktır. Gözlemci ve araştırmacılar, İran rejimi şeklinde tedrici olarak teokratik bir siteme dönüştüğüne dikkat çekiyor.

Heyet.net’in tercüme ekibinin özel raporuna göre kaynaklar şunları söylemektedir: “İran’a yakın Haşdi Şabi komutanları, İran’ın Rehberlik makamındaki dini lider Hamaney’e tabi olduklarını ve dini lider kabul ettiklerini vurgulamaktadır. Bu durum ise Hamaney’in dini emirlerinin hükümet tarafından olsa bile ülkede alınan siyasi ve askeri kararlardan öncelikli olduğunu göstermektedir. Irak muhafazalarında tanık olunan çatışmaların birçoğunda yansımaları bulunan kaosun başlıca nedeni budur. Mezhepsel bağlılıktan dolayı sivillerin öldürülmesi ve kaçırılması suçları, korkunç boyutlara ulaşmış durumda. Bu faktörler İran tarafından desteklenen milis lideri Kays El Hazali’nin konuşmalarına da yansımaktadır. O Haziran ayının ilk haftasında şu açıklamada bulunmuştu: Dini kanun ile devlet kanunu çakışırsa öne çıkacak kanun birincisidir.

New York Times gazetesi İran’ın gözlerini diktiği ve Bağdat’a yakın olan Diyala muhafazası hakkındaki tehlikeli raporunda İran’ın projelerini nasıl yürüttüğüne dair ipuçları veriyor. Söz konusu muhafazanın şehirlerinde Sünni aileler tehcir edilmekte başta gençler olmak üzere bölge bireyleri tasfiye edilmektedir. Bostanlar kurutulmakta, evler ateşe verilmektedir. Bağdat hükümeti ve mezhepçi milisler sadece İran için güvenli bir geçiş yolu oluşturmamakta aksine Irak’a düşmanlığıyla bilinen ve İran rejimine hayranlık duyan kişiler orada yetkili kılınmaktadır. Örneğin 80’li yıllarda Irak’a karşı İran saflarında savaşan ve Kasım Süleymani’yi kendisine örnek ve lider kabul edip çocuklarımdan daha fazla seviyorum diyen Adi Hadran, Halis beldesine kaymakam olarak atanmıştır.

Irak’ta şahit olunan büyük kaostan ve milyonlarca insanın evlerini terk etmesine neden olan ve mezhepçi milislerin karşısında ava dönüştüren ülkenin geniş alanlarındaki çatışmalardan İran faydalanıyor. Bütün bunlar İran’ın Suriye ve Lübnan’daki müttefikleri ile Tahran’ı Akdeniz’e bağlama projesi içindir. Bu durum bölgedeki Arap devletlerini daha derin bir tehlike çukuruna sürüklediği gibi güvenliğini tehdit etmektedir. İran projesi, uluslararası sessizlik ve bölgesel acziyet karşısında ilerlemektedir. Uluslararası koalisyonun içinde yer alan büyük kuvvetler ise bazen açık bir şekilde desteklemekte bazen de gizli destek sunmaktadır.

 

 

HEYET Net

195 total views, 1 views today