Yöneticinin Oğlu Yöneticidir, Bakanın Oğlu Bakandır

 

Fatih Abdusselam

Ürdün kraliçesi Rania El Abdullah’ın, Amerikalı meşhur gazeteci Oprah ile gerçekleştirdiği röportajı hatırlıyorum. O anda “Sen saraylarda yaşıyorsun” gibi sözlerle kraliçeyi zor durumda bırakacağını düşünüyordum. Sanki o bu sözleriyle efsanevi şekillere varmayı hedefliyordu, bu şekilleri saraya intikal ettirmek için. Ancak kraliçe bütün dikkat ve özgüveniyle ev hanımı olduğunu söyledi. Çocuklarına, bir şeyleri emeksiz alamayacaklarını, ev disiplini ve öğrenim yüksekliği gibi bu yolda bir şeyleri feda etmeleri gerektiğini öğrettiğini belirtti.

Bu teşvik edici röportajında kraliçe Rania sözlerini, çocuklarını vaka ile ilişkili olmasını arzuladığı şeklinde sürdürdü. Rania çocuklarının, küçük yaşta olmalarına rağmen sorumluluk bilinciyle büyümeleri gerektiğinin, onların kralın çocukları, kralların torunları olduklarını idrak etmelerinin ve bu halkın karşısında güvenlik ve barışı sağlamak için liderlik rolünü üstlenmelerinin zorunlu olduğunun farkında.

Bizler devamlı Irak ve diğer beldelerde yetkililerin çocuklarının inhirafa uğradıkları doğrultusunda hikâyeler işitiriz. Bu inhirafın nedeni, yüksek makamdaki babanın büyük yetkileri nedeniyle değildir. Bunun başlıca nedeni, bu çocukların, toplumu yıkmak, yağmalamak, korkutmak, endişelendirmek, bireylerin haklarını ve saygınlıklarını çiğnemek için değil, toplumu inşa etmede aktif unsur oldukları esası üzerine terbiye edilmemeleridir.

Yönetici ailenin bireyleri, boynunu dolayan bir zincire dönüşebilir veya Irak’ta dalgalar yükseldiğinde kurtuluş çemberine.

“Yöneticinin oğlu, yöneticidir, bakanın oğlu bakandır, son zamanlarda buna eklenen vekilin oğlu vekildir” gibi korkutucu siyasi mirastan kurtulmayı bir türlü başaramadık.

Yanlış kavramların çemberinin tahsis edilmesi tamamlandı. Meşguliyet ve yetenekle ilişkili gerçek demokrasinin manasındaki yönetimin tedavülü ile Iraklı siyasilere güvenmeme halkalarının birincisidir bu. Yabancı istihbarat dairelerinde şekillendirilen partilerin dehlizleriyle değildir.

Toplumdaki gerçek siyasi güzergahın inşa edilmesi, sadece anayasa maddeleriyle mümkün değildir. Bunun delili ise, Irak’ta bir kişinin, partinin veya bir grubun durumuna göre anayasa maddesinin üstünü örtmeye güç yettirebilmedir. Bu nedenle kendi iç dünyasında demokrasiye inanmayan ancak dış dünyasında demokrasiye çağıran partiler görmekteyiz. Komutanları, bir lise mekanında olsa dahi onları siyasi atmosfere sokacak bir görüşe sahip olamadıklarını ama buna rağmen ekranlarda, yönetimin barışçıl şekilde tedavülüne baktıklarını görmekteyiz.

Tenakuzun membaı, sosyolojiktir. Daha sonra dini ve siyasi çevrelerde aldatıcı bir kutsiyet kazanarak gelişir ve dallara ayrılır. Bu nedenle dünyamızdaki, dinimizdeki, insanlığımızdaki, patilerimizdeki ve vatanlarımızdaki musibetimiz büyüktür.

 

 

153 total views, 1 views today