Amerika’nın 2003 Irak İşgali… Gerçeği Yansıtmayan Gerekçeler ve Felaketlerle Dolu Neticeler

15 yıl önce, tam da 20 Mart 2003’ün sabahında Iraklılar güçlü patlama ve hava saldırılarının sesine uyandı. Şerrin başı Amerika’nın liderliğinde işgalci uçakları tarafından düzenleniyordu bu saldırılar. İhanet içerisinde olanlar ve kimliğine yabancı insanlarla anlaşma ve mutabakat sağlayarak Irak’ın temiz topraklarını kirlettiler. Şöyle ki, işgal kuvvetleri Rafidin (Irak) topraklarını mubah görmüş ve bu topraklarda fesat çıkartmıştı. Binlerce masum Iraklıyı katletmiş, şehrin altyapısını yıkmış, bu derin ülkenin medeniyetini temsil eden her bir şeyi yerle bir etmiştir.

Bu uğursuz günün erken saatlerinde, 05:30 sıralarında Başkent Bağdat’ı sallayan büyük patlama sesleri işitildi. Yaklaşık 45 dakika sonra önceki Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George Bush, fırsat vuruşu olarak isimlendirdiği emirlerini yayınladığını ilan etti. Aynı gün içerisinde sahte iddia ve iftiralar kullanarak Amerika ve üvey oğlu İngiltere liderliğinde 32’den fazla devletin orduları Basra muhafazasından Irak topraklarını istila etmeye başladı. Bu sahte iddiaların en dikkat çekeni ise daha sonra tamamıyla hayali bir şey olduğu kanıtlanan Irak’ın kitle imha silahlara sahip olduğu yalanıydı. Hala gerçeklikle alakası olmayan bu silaha ulaşılamadı.

Irak’ın kitle imha silahlarına sahip olması iddiaları, Amerika’nın, Dışişleri Bakanı Colin Powell diliyle Birleşmiş Milletlere ve Uluslararası Güvenlik Meclisine sunmaya çalıştığı gerekçelerin en dikkat çekeniydi. Oysa Amerika tarafından Irak’a işgal başlamadan önce Uluslararası Atom Enerji Kurumunun önceki başkanı Hans Blix, ekibinin yaptığı araştırmalar sonucunda herhangi bir nükleer, kimyasal veya biyolojik silaha ulaşamadıkları açıklamasında bulunmuştu.

Bu bağlamda siyasi analistler ve uluslararası gözlemciler şöyle düşünmektedirler: “ABD Başkanı George Bush ve İngiltere Başkanı Tony Blair’in liderliğinde Irak’a karşı düzenlenen zalim askeri operasyon, uluslararası kanunların 2. maddesinin 4. bendine aykırıdır. Ki söz konusu madde, “Birleşmiş Milletlere üye olan bir devletin, nefsi müdafaa dışında herhangi bir amaçla egemenlik sahibi başka bir devleti tehdit etme veya ona karşı kuvvet kullanma hakkı olmamasını” öngörüyor. Tıpkı o sıralarda Birleşmiş Milletlerin Genel Sekreteri olan Kofi Annan’ın belirttiği gibi “Irak savaşı, uluslararası sistemin anayasasına aykırıydı.

Bağdat’ın işgal edilmesinden sonra, aynı yılın Nisan ayının 9’unda başkentte ve diğer şehirlerde geniş ölçekte yağmalamalar başladı. Amerika işgal kuvvetleri, sadece petrol ve içişleri bakanlıklarına ait binaları korumaya aldı. Bankalar, silah mahzenleri, hayati tesisler, hastaneler gibi diğer müesseseleri, korumaya yetecek adamımız yok diyerek koruma altına almadan terk etti.

Amerikalıların terk ettiği mekanlardan biri de Irak Milli Müzesi’ydi. Söz konusu müzede 170 bin önemli tarihi eser parçasının çalınması Iraklıların ve dünya insanlarının hala hafızalarında tazeliğini korumaktadır. Bu tarihi eserlerden bazılarının büyüklüğünden dolayı normal bireyler tarafından taşınması imkansızdır. Bu da bu tarihi eserlerin sistematik bir hırsızlığa maruz kaldığını göstermektedir.

Tarihin asla kayıtsız kalmayacağı vahşi suçlardan biri de önceki Irak ordusunun karargahlarından binlerce ton savaş mühimmatının çalınması ile 100 ton uranyum ihtiva eden ve Bağdat’ın güneydoğusunda yer alan Tuveyse mıntıkasındaki kimyasal araştırma merkezinin çalınmasıydı. Şöyle ki, kamyonlar merkezin muhtevasını alıp bilinmeyenn bir yere taşımıştır.

Irak, bünyesini yıkmayı, toplumsal birliğini dağıtmayı, asli değerlerini bulandırmayı, halkın milli yönünü zayıflatmayı hedef alan büyük entrikalara kurban oldu ve olmaya da devam ediyor. Nitekim işgali takip eden süreçte Amerika idaresi, topal bir siyaset dayatmıştır. Bu siyaset, kanun ve adaletin yokluğunda yüzbinlerce Iraklı masum vatandaşın canını alan şiddetin doğmasına önayak olan kaosun başlıca sebebi mezhepçi politikalar doğurmuştur. Aynı zamanda bunlar Irak’ta insan haklarını çiğnemeye devam etmekte, demokrasi ve özgürlük yalanlarını dillerinden düşürmeyen işgalci hükümetlerin gözleri önünde Irak’ın saygınlığını yerle bir etmektedirler.

Bu bağlamda Irak Savaş Suçları Belgeleme Merkezi şunları vurgulamaktadır: “Amerika’nın liderliğinde Irak’a karşı başlatılan askeri operasyon, uluslararası  ve insani kanunlarının, Dördüncü Cenevre Sözleşmesinin ve 1907 Lahey Sözleşmelerinin tamamına aykırıdır.”

Haber ajansları, merkezin işgalin 15. yıldönümü münasebetiyle yayınladığı raporunda şu sözleri aktarmaktadır: “Amerika Birleşik Devletlerinin liderliğinde 19 Mart 2003’de Irak’a karşı başlatılan askeri operasyonun hakikati, George Bush döneminde Amerika idaresinin öne sürdüğü doğru olamayan, gerçeği yansıtmayan iddiaların, bahanelerin, yalan suçlamaların tamamının sahte olduğu ortaya çıkınca anlaşıldı. Bu zalim savaş, şuana kadar Amerika’nın ve müttefiklerinin gerçek rakamlarını paylaşmaya cüret edemediği insan kaybına ve maddi zarara neden oldu.

Irak Savaş Suçları Belgeleme Merkezi tarafından hazırlanan raporda şöyle devam edildi: “İşgal kuvvetlerinin Iraklı vatandaşlara yönelik işlediği korkunç suçların ve açık ihlallerin birçoğu belgelendi. Aralarından zayıflatılmış uranyum, beyaz fosfor gibi uluslararası yasak silahların kullanılması da bulunuyor. Bunlar özellikle 2004 yılında Felluce’de kullanıldılar. Öte yandan elektrik santralleri, köprüler ve mescitler yıkıldı, Ebu Garib ve Bucca gibi hapishanelerde mahkumlara kötü davranışlarda bulunuldu. Söz konusu hapishanelerde mahkumlar bedeni ve psikolojik en kötü işkencelere, insan hakları ihlallerine maruz kaldılar. Yine işgal süresi boyunca Irak kanser hastalıklarının yayılmasına, uyuşturucunun yaygınlaşmasına tanık oldu. İşsizlik ve fakirlik oranı arttı, Irak’ın hem içinde hem de dışında göçmen ve muhacirlerin sayısı yükseldi. Hükümet dairelerinde ve kurumlarında mali ve idari yolsuzluklar yaygınlaştı. İran rejimine yakın silahlı ve mezhepçi milislerin hala uygulamaya devam ettiği demografik değişimlerle karşılaşıldı.

Amerika tarafından düzenlenen işgalin üstünden 15 sene geçti ve mazlum Irak halkı, Irak’a işgal başladığından bu yana, ülkenin siyasi, ekonomik ve güvenlik sorunlarını ve krizlerini çözmekte başarısız olan hükümetlerin yetkilileri tarafından edilen yalan vaatlerden umutlarını kestikten sonra her yerde acı ve trajediyle harmanlanmış bir hayat yaşamaya devam ediyorlar. Şöyle ki, fakirlik oranı %45’lere dayandı. Aynı şekilde binlerce fabrika çalışmasını durdurdu. Irak, suya ve ziraata elverişli toprağa sahip olmasına rağmen ana gıda maddelerinin %90’ı dışardan ithal edilmektedir.

2011 yılının Aralık ayında Amerikalı kuvvetlerin çekilmesi sonucu savaş ve Irak işgali resmi olarak son bulmuş olsa da savaşın resmi Iraklıların hafızlarında canlılığını korumaktadır. Özellikle IŞİD güçleriyle mücadelede hükümet kuvvetlerine yardım adı altında Amerikalı kuvvetlerin tekrardan ülkeye geri dönmesinden sonra…Bu kuvvetlerin tekrardan ülkeye geri dönmesinde, dünya çapında en çok yolsuzluk yapan ülkeler arasında ilk sıralarda yer alan Irak’ın mali ve idari yolsuzluğunu istisna edersek yıkıma uğratmadıkları diğer alanlarını da yıkmak amacı yatmaktadır.

 

 

HEYET Net

121 total views, 2 views today