Irak Müslüman Alimler Heyeti Davetçi Şeyh Dr. Muhammed Ratib Nablusi’yi Ağırladı

Heyet.net/Amman

Irak Müslüman Alimler Heyeti bünyesinde faaliyet gösteren İlim Birimi tarafından davet edilen Davetçi Şeyh Dr. Muhammed Ratib Nablusi, Irak Müslüman Alimler Heyeti Genel Sekreteri Dr. Müsenna Haris Ed Dari tarafından karşılandı. Şeyh Dr. Muhammed Ratib Nablusi, Irak Müslüman Alimler Heyeti’nin davet endeksli birçok ilmi dersi ve semineri kapsayan Ramazan sezonu etkinlikleri kapsamında “İnsan, İlim ve Emanet” adını taşıyan bir seminer verdi.

Davetçi Şeyh Dr. Muhammed Ratib Nablusi seminerine şu sözlerle başladı: “İnsan, Allah (azze ve celle)’nin katında öncelikli mahluk olması için düzenlenmiştir. O, idrak eden bir akıl, seven bir kalp ve hareket eden bir bedenden müteşekkildir. Bu parçaların her birinin kendine özel gıdası bulunmaktadır. Aklın gıdası, ilimdir. Kalbin gıdası sevgidir. Bedenin gıdası, yiyecek ve içeceklerdir. Şayet insan aklını, ilim ile, kalbini sevgi ile, bedenini helal maldan yiyecek ve içecekler ile beslerse Allah (azze ve celle)’nin katında yükseklere tırmanır. Ancak bu parçalardan herhangi birinde gafil davranırsa, aşırıya kaçmış olur. Bu noktada yükselme ile aşırıya kaçma arasında büyük bir fark ortaya çıkar.”

Davetçi Şeyh Dr. Muhammed Ratib Nablusi sözlerini şöyle sürdürdü: “Allah (azze ve celle) insanı idrak kuvveti ile nimetlendirmiştir. Bu ise ilim talep etmekle gelişen, serpilen akıldır. Şayet ilim talebinden geri durursa insani seviyesinden kendisine hiç de layık olmayacak bir seviyeye iner. İlim talebi, aşamalı olması gerektiği gibi devamlılığını kaybetmemelidir. Sezonluk veya bazı özel durumlarla ve münasebetlerle sınırlı olmamalıdır.”

Bu bağlamda açıklamalarına işaret eden bazı Kuran ayetlerini ve hadisleri delil olarak sunan Şeyh Dr. Muhammed Ratib Nablusi şöyle devam etti: “İnsana yapılan tanımların en estetiği, “birkaç gün” tanımıdır. Her geçen gün bir parçasını yitirir. Bu nedenle Allah (azze ve celle) “Asra yemin olsun ki…” diyerek zamana yemin etmiştir. İnsanın zamanla çok kuvvetli ilişkileri vardır. İman, salih amel, hakkı ve sabrı tavsiye etmek gibi kurtuluşun rükünlerine sıkı sıkıya tutunmadığı müddetçe hüsran onu peşini bırakmayacaktır.”

Şeyh Dr. Muhammed Ratib Nablusi verdiği seminerde hastalıklı bir halin teşhisinde bulunarak bunun cüzlerde boğulmak olduğunu vurgulayarak şu açıklamalarda bulundu: “İnsan, hayatındaki görevlerinin detaylarına önem verir. Günlük amelleri, amaçları, ihtiyaçları gibi… Ancak o bu dünyadan bir gün göçüp gideceğini unutur. İnsan, bu dünyadan göçeceğini, bütün lezzetleri yok eden ölümden sonra kabir hayatından geçerek ahiret yurduna intikal edeceğini, nihayetinde dünyada yaptıklarını karşılığını almak için Rabbi ile baş başa kalacağını hatırlatan gerçek bir atmosfer içerisinde yaşamalıdır.”

Şeyh Dr. Muhammed Ratib Nablusi tarafından verilen seminerde Kuranı Kerim’deki Asr suresi üzerinde biraz duruldu. Kurtuluşun rükünlerinden konuşan Şeyh Dr. Muhammed Ratib Nablusi şunları ifade etti: “İman, Allah (azze ve celle)’nin marifeti ile bir hakikat araştırması, dönüş yerinin ahiret olduğunu idraktir. Bunun yanı sıra insanın bu dünya hayatındaki görevini bilmesidir ki, bu da ibadet ile mükellef olmasıdır. Bu durum, ebedi saadete sevk eden yakini marifetin esası olduğu kalbi muhabbetle birlikte itaatleri içine alır.”

Bu bağlamda Irak Müslüman Alimler Heyeti bünyesinde faaliyet gösteren İlim Birimi tarafından misafir edilen Şeyh Dr. Muhammed Ratib Nablusi sözlerini şöyle sürdürdü: “Dinde insanın idrak etmesi gereken külliler bulunmaktadır. Bunun başında da doğru olduğu zaman amelin de doğru olacağı, batıl olduğu zaman amelin de batıl olacağı akide gelmektedir. Bir diğeri ise istikamettir. İnsan Allah (azze ve celle)’nin emri üzere müstakim olmadığı zaman dinin semeresinden bir şey elde edemeyecektir. Üçüncüsü ise namaz ve sair ibadetler gibi salih ameldir. Dördüncüsü Allah (azze ve celle) ile iletişimdir.

Şeyh Dr. Muhammed Ratib Nablusi verdiği seminerinde sözlerine şöyle devam etti: “İbadetlerin iki yönü bulunmaktadır. Bunlar genel ibadet ile özel ibadettir. İkincisi her insanın kendi haline özeldir. Bu bağlamda alimin en büyük ibadeti ilim talimi, zenginin infak etmesi, güçlünün hakkı ortaya çıkarması, kadının eşini ve çocuklarını gözetmesidir. Bütün bunların direği, ilim talep etmekle Allah’ın bilinmesidir. Çünkü Allah (azze ve celle)’yi bilen insan ile bilmeyen insan arasında büyük bir fark bulunmaktadır. Allah (azze ve celle)’yi bilmeyen kişiyi Kuran, “onlar ancak hayvanlar gibidir” şeklinde nitelendirmektedir. Bu nedenle yaşam için hava ne ise ilim talep etmek de odur.”

Allah, sizlerden iman edip iyi davranışlarda bulunanlara, kendilerinden öncekileri sahip ve hakim kıldığı gibi onları da yeryüzüne sahip ve hakim kılacağını, onlar için beğenip seçtiği dini (İslâm’ı) onların iyiliğine yerleştirip koruyacağını ve (geçirdikleri) korku döneminden sonra, bunun yerine onlara güven sağlayacağını vâdetti. Çünkü onlar bana kulluk ederler; hiçbir şeyi bana eş tutmazlar. Artık bundan sonra kim inkâr ederse, işte bunlar asıl büyük günahkârlardır.” ayetine detaylıca açıklayan Şeyh Dr. Muhammed Ratib Nablusi şunları ifade etti: “Kabul etmemiz gereken acı gerçek, bizlerin yeryüzüne sahip ve hakim olmayışımızdır. Bunu nefsimize kabul ettirmemiz gerekmektedir. Din temkin sahibi değildir. Uluslararası savaşla boğuşmaktadır. Daha önce bu savaş masa altında yürütülürken şuanda apaçık bir şekilde yürütülmektedir. Bütün bunların nedeni, temkin ve yeryüzüne sahip ve hakim olma şartlarını gerçekleştiremeyen Müslümanların nefislerinde gizlidir. Aralarında musibetleri alevlendirerek kendi nefislerine çektikleri bir mihnet yaşamaktadırlar. 5 kıtada yeryüzü zenginliklerinin yarısına sahip olmalarına ve dünyada hiçbir ümmetin sahip olmadığı dinamiklere sahip olmalarına rağmen birbirleriyle ihtilaf yaşamaktalar ve parça parça olmuşlardır.

Buna mukabil olarak Şeyh Dr. Muhammed Ratib Nablusi şöyle devam etti: “Çözüm, Allah’ın marifeti ve onunla bağlantı ile hakikatin araştırılmasında başlamaktadır. Bu ise ilmin elde edilmesiyle mümkündür. Çünkü hakikate ulaşmanın esası ilimdir.” Değişimin ve dönüşümün söz konusu olmadığı ilahi yasaları detaylıca anlatan Şeyh Dr. Muhammed Ratib Nablusi sözlerini şöyle sürdürdü: “Kişinin bir Cuma hutbesinden, bir ders veya seminer dinlerken, tefsir veya hadis okurken elde edeceği El Hedyu El Beyani (açıklayıcı hidayet) de ilahi yasalardandır. Bu hidayet çeşidinin şekillerinin en önemlisi icabet edilmesidir. “Ey inananlar! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Resûlüne uyun.

Şeyh Dr. Muhammed Ratib Nablusi şöyle devam etti: “İnsanda icabet sadır olmadığı zaman Allah (azze ve celle) onu başka yola yönlendirir. Bu da edeblendirme yoludur. Onu maddi darlık veya sağlık sorunları veya herhangi bir musibet gibi problemlerle imtihan eder. Bu durum onu Rabbine sevk eder ve Rabbine karşı tevbesini ilan eder. Bu iman ehlinin genelinin halidir. Mümin olmayan kimseye gelince icabet etmez ve tevbe etmez Allah (azze ve celle) de onu helak eder.

Irak Müslüman Alimler Heyeti bünyesinde faaliyet gösteren İlim Birimi tarafından davet edilen Davetçi Şeyh Dr. Muhammed Ratib Nablusi, Ramazan sezonu etkinlikleri kapsamında gerçekleştirdiği “İnsan, İlim ve Emanet” adlı seminerin sonunda seminer katılımcılarına ve tüm Müslümanlara şu nasihatte bulundu: “Din zafer elde edebilmesi amele bağlıdır. Amel, iman ve marifeti gerektirmektedir. İmanın ortaya çıkması ilim ile mümkündür. Allah (azze ve celle) bu ümmetin halini değiştirsin, kullarını hayır ve zafer ile mükafatlandırsın.”

583 total views, 1 views today