Uluslararası Toplum Sessiz: Irak Hükümeti Hapishanelerinde Mahkumların Problemleri Devam Ediyor

 

Çeşitli yalan, iftira ve iddialarla 2003 Mart ayında Irak’a karşı Amerika liderliğinde başlatılan savaş ve işgalin üzerinden 15 sene geçmesine rağmen masum on binlerce Iraklı mahkum, şöhreti kötü hükümet hapishanelerinde yavaş yavaş ölmeye, her gün çeşitli bedeni ve psikolojik işkencelere ve açık ihlallere maruz kalmaya devam ediyor. Durum böyleyken insan hakları savunusuyla ilgilenen uluslararası ve yerel teşkilatlar ve kurumlar sessizliğini korumakta ve hükümet yetkilileri bu duruma karşı kayıtsız kalmaktadır.

Irak vakasını takip eden ve insan haklarına önem veren uzmanlar, işgal sonrasındaki hükümetlerin miras bıraktığı hapishanelerdeki mahkumların maruz kaldığı işkencelerin ve hukuksuzlukların, sadece mahkumlarla sınırlı olmadığını bundan ailelerinin de sıkıştırma, ziyaret esnasında kötü muamele, maddi şantaj, mahkumlara bu hapishanelerde satılan ürün fiyatlarını yüksek tutması gibi zorluklara maruz kaldıklarını vurguluyor.

Kadın ve erkek bazı mahkumların, bazı mahkum yakınlarının ve mahkumların bazı avukatların tanıklığına yer veren raporlar şuna dikkat çekmektedir: “En kötü muamelelere, cezalandırmalara ve aşağılamalara maruz kalınan hapishaneler, Zi Kar muhafazasının sahra çölünde yer alan Nasiriye merkez hapishanesi ile Başkent Bağdat’ın kuzeyinde yer alan Taci kazasındaki Hut merkez hapishanesidir. Hükümet hapishanesindeki yöneticilerin mezhep temelli ayrım politikalarıyla mahkumların tamamı karşı karşıya kalmaktadır.”

Irak vakasını gözlemleyen kurumların yayınladığı son istatistiklere göre hükümet hapishanelerinde erkek mahkumların sayısı şuanda 40 bine ulaşmışken kadın mahkumların sayısı bine ulaşmış durumda. İşgal sonrasındaki kurulan hükümetlerin tamamındaki Adalet Bakanlığı, tehlikeli hastalıkların yayıldığı bu hapishanelerde sıkıntı yaşayan mahkumlara karşı yetkililerin uyguladığı kötü muameleler ve baskı yöntemleri ortaya çıkmasından korkarak kamuoyundan ve insan haklarıyla ilgilenen kuruluşlardan gerçek mahkum sayısını gizlemektedir.

Raporlar, mahkumlar arası mezhep temelli ayrımın, Adalet Bakanlığının, ezan okunmasını, Ramazan ayında, bayram namazlarında ve Cuma namazlarında cemaatle namaz kılınmasını engellemeye kadar ulaştığını aktarıyor. Ebu Garib ve Buka hapishanelerin benzeri olan Nasiriye ve Hut hapishanelerinden sızdırılan mektuplar, mezhep temelli politikaların neticesinde en vahşi işkencelere ve hukuksuzluklara maruz kalınan hapishanelerin acı durumunu yeterince gözler önüne seriyor.

Raporlar şunlara dikkat çekmektedir: “Irak’ta, İran rejimine yakınlığıyla bilinen mezhepçi Haşdi Şaabi milislerinin de kendilerine özel hapishaneleri bulunmaktadır. Enbar, Ninova, Salahuddin, Diyala ve Tamim muhafazalarından kaçırdıkları binlerce kişiyi burada alıkoymaktadırlar. Bütün bunlar, İran’ın planlarını bölgede uygulayarak her türlü suçu ve ihlali işleyen bu milislerin kurulmasından itibaren ülkede baş gösteren kaos ekseninde gerçekleşmektedir.”

Bu bağlamda hukukçular ve Irak vakasını inceleyen gözlemciler her gün yüzlerce insanın tutuklandığı gelişigüzel tutuklama operasyonlarının, hiçbir kanıt olmaksızın sadece şüphelerle veya isim benzerlikleriyle gerçekleştirildiğini vurgulamaktadır. Ya da vahşi işkenceler sonucunda masum insanlara hiçbir varlığı olmayan hayali suçları kabul etmektedirler. Oysa bütün bunlar Adalet Bakanlığındaki yetkililerin de koruduğunu ve amel ettiğini iddia ettiği uluslararası kanunlara ve insan hakları ilkelerine aykırıdır.

Hukukçular ve işgalden itibaren Irak durumunu ve başarısız hükümetleri inceleyen gözlemciler, hükümet hapishanelerinde tanık olunan ve devam eden insan hakları ihlallerinin, bu ülkede yapılan gelişigüzel işleri yeterince yansıttığını, mevcut siyasetin bütün dinamiklerinin üzerine inşa edildiği mezhep temelli vakayı tercüme ettiğini vurgulamaktadır. Şöyle devam etmektedirler: “Bütün bu ihlaller, hukuki olmayan uygulamalar kapsamında gerçekleşmektedir. Bunun başında da mezhepçilik temeli üzerine mebni ötekileştirme politikaları gelmektedir. Irak halkları arasında adaleti ve eşitliği tatbik etme sıfatını taşıyan Adalet Bakanlığı bütün bunların sorumlusudur.”

Aralarında insan haklarına ilişkin imzalanan Cenevre anlaşmasının da bulunduğu uluslararası anlaşmalara göre mahkumları ziyaret etmek, hapishanelerde mahkumlara karşı ne gibi suçların ve ihlallerin işlendiğini tespit etmek için hukuki örgütlere imkan sağlanmasını hükümetten talep etmek uluslararası toplumun hakkıdır. Ki bu anlaşmalar, mahkum saygın bir hayat yaşaması, haklarına saygı duyulması ve her ne sebep olursa olsun ayrımcılığa maruz kalmaması noktasında ısrarcıdır.

Yine bu anlaşmalar, gerek bedeni gerek psikolojik haklarını ihlal eden yönetime karşı, her mahkuma şikayet hakkı tanımakta, Birleşmiş Milletlere bağlı hukuki kuruluşlarından mesleki ve ahlaki sorumluluklarını taşımalarını, bütün hükümet hapishanelerinde mahkumların maruz kaldığı suç ve ihlalleri durdurmak için çalışmalarını talep etmektedir.

Birleşmiş Milletle daha önce hükümet hapishanelerinde yatan mahkumların maruz kaldıkları ihlallerin devam edeceği uyarısında bulunmuş, işlemedikleri suçları kabul etmeleri için hapishane yetkililerin söz konusu hapishanelerde uyguladıkları vahşi işkencelere karşı endişelerini dile getirmişti. Aynı şekilde uluslararası kanunları dikkate alan adil mahkemelerin kurulması çağrısında bulunmuştu.

Uluslararası raporlara göre hükümet hapishaneleri içerisinde en kötü şartlarda kalan mahkumlar en kötü işkence yöntemlerine maruz kalmaktadır. Tek kişilik hücre, mahrumiyet, darp, aç bırakma, küfür, vücudun hassas bölgelerine elektrik verme, sıcak havalarda mahkumun soyulması, uzun süre soğuk havada bekletilmesi, söz konusu işkence türlerinden bazılarıdır. Uzun yıllardan beri bu hapishanede yatanların birçoğu neden tutuklandığını ve alıkonduğunu bilmemektedir. Mahkemeleri de devam etmemekte veya kendilerine karşı muayyen bir yargı suçlaması gelmemektedir. Aynı şekilde kendilerini savunmak için avukat tutmalarına da müsaade edilmemektedir.

Geçen şeylere binaen insan hakları savunusuyla ilgilenen gerek yerel gerek uluslararası cihetlerin bazıları, hükümete ait hapishanelerin her türlü insan hakları ihlallerinin ve en çirkin suçların işlediği yere dönüştüğünün farkındadır. İşgalci hükümetlerde yetkili olanların güttüğü mezhepçi politikalar kapsamında gerçekleşmektedir bütün bunlar. Ki söz konu yetkililerin 2003 yılından beri trajedilerle ve çözüm bulmakta hükümetlerin başarısız olduğu ekonomik ve güvenlik problemleriyle boğuşan Iraklı halktan intikam almayı hedefleyen dış güçlerin planlarını uygulamaktan başka bir hünerleri yoktur.

 

 

HEYET Net

137 total views, 1 views today