Hükümetin İhmali Basra Muhafazasının Felaket Bölgesine Dönüştüren Çevre ve Sağlık Sektörünü Yozlaştırıyor

 

Heyet.net/Araştırma

İnsan Hakları Komiserliğinin açıklamasıyla 17 binden fazla insanın çeşitli hastalıklara yakalanmasına neden olan su kirliliği neticesinde Irak’ın güneyinde yer alan Basra şehrinin felaket bölgesi olarak ilan edildiği bir sırada kötü yaşam koşullarından ve sağlık sektöründen sıkıntı yaşayan bölgede hükümetin aleyhine protestolar devam ediyor. Basra şehri su eksikliği nedeniyle bu bölgeleri kuşatan kuraklık dalgasının en kötüsünden birine tanık olmaya devam emektedir.

Basra şehrinin kuşatan insani ve çevre felaketi kapsamında İngiltere merkezli Independent gazetesi şunları söylemektedir: “Irak, petrolünün dışarıya akmasına hazırlanır duruma geldi ve bu dışarıya akıtılan petrollerin aidatları yolsuz siyasetçilerin ceplerine giriyor. Bu durum, her geçen gün artan ve güney gösterilerinde sadece kamu hizmetlerinin sağlanmasını talep etmekten 2003 yılından günümüze her türlü yolsuzluk olayında parmağı olan mevcut hükümetin düşmesini çağrı yapmaya kadar gelişen öfke problemini beslemektedir.”

Geçtiğimiz günlerde yayınlanan raporunda Independent gazetesi şunları vurgulamaktadır: “Yayılan yolsuzluk nedeniyle mevcut hükümetin düşmesini talep eden göstericiler, tutuklanma, tasfiye edilme ve öldürülme gibi tehlikelerle karşı karşıyalar. Saha ve yerel raporlar, aktivistlerin ve göstericilerin hükümetten sadece baskı ve tehdit gördüklerine ve isteklerine karşı kayıtsız kaldıklarına işaret etmektedirler.”

Basra şehrinin ve çevre bölgelerinin üretimi artan ve ihracatı fazlalaşan petrol zengini bölgeler olmasına rağmen Iraklılar ülkede milyar dolarlar eden petrol üretiminden gelen aidatlardan herhangi bir fayda görmemekteler. Bu aidatların tamamı, yolsuz siyasetçilerinin birçoğunun cebine inmektedir. Independent gazetesi şuna dikkat çekmektedir: “Bütün bunlar geçtiğimiz günlerde, kamu hizmetlerindeki yozlaşma, elektrik ve suyun olmaması nedeniyle yolsuzluk ve işsizlik sorunlarına karşı halkın öfkesinin kıvılcımlanmasına neden oldu.”

Bu bağlamda Irak gözlemcileri, Basra şehrinde ve Irak’ın güne bölgelerinde hurma bahçelerinin yoğun olduğu, zirai tarlalarının geniş olduğu, üretim alanlarının büyük mesafelere yayıldığı önceki zamanla bu şehirlerin şuanda yaşadığı kötü vaka arasındaki farka dikkat çekiyor. Şuanda kuraklık, Haliç’in tuzlu suyunun sızması, yerel nehirlerin kuruması, çöplerle kapanmış su yollarının kullanışsızlığı nedeniyle bu şehirlerin topraklarının tamamı çoraklaşmış, hurma ağaçları düzlenmiş ve hayvanlar hayatını kaybetmiş durumda.

Independent gazetesinin de dikkat çektiği gibi bütün bunların sebepleri, Basra’daki yerel hükümet ve Bağdat’taki merkezi hükümetin kötü idaresine ve yolsuzluğa dönmektedir. Ki bu iki hükümet, uzun zamandan beri Irak’ı yöneten, hırsızlık, ihmal ve gelişim yollarına karşı olma üzerine mebni fırsatçı politikalarıyla çevresel felakete doğrudan destek sağlayan siyasetçiler tarafından ele geçirilmiştir.

Yolsuzluk örneklerinden çok da uzak olmayacağı için İngiltere gazetesinin raporları Irak’ın güneyinde faaliyet gösteren petrol şirketlerine eğilmekte ve şu ifadeleri kullanmaktadır: “Yerel halktan etkin bir kuvvetin kullanılması ve eğitilmesi, kalkınma projelerinde tekrardan kullanılması ihtimal dahilinde olabilir. Ancak güçlü aşiret liderleriyle, etkin partilerle, aşiret ve siyasi partilerle ilişkisi olan yerel milislerle bağı olan kişilere yönelmiştir bu şirketler. Hepsi yabancı petrol şirketlerine bağlı bu şirketlerle karlı anlaşmalar yapma üzerine yardımlaşmaktadır.

Raporlar şuna işaret etmektedir: “Gösterilerde ve protestolarda patlama noktası, sıcaklığın yaklaşık 50 dereceye ulaştığı Temmuz ayının başlarında gerçekleşti. Çünkü elektrik devamlı, tekrar tekrar kesiliyordu. Çeşme suyu, deniz suyu gibi sıcak ve tuzluydu. Bu nokta insanların hükümetin karşısında durmak, yolsuzluk halinin son bulması ve yolsuzların adaletin karşısında çıkarılması talep etmek üzerinde birleştirdi. Ancak hükümet bu insanlara karşı silahla karşılık verdi, onları tutuklama ve işkenceyle korkutmaya çalıştı. Ki hükümet güçleri bu bağlamda bir çok insan hakları ihlali işledi.

Irak’ın güneyindeki göstericiler, Irak’ta yolsuzluk yapan siyasi partilerin koruyucusu olarak kabul ettikleri İran’a da öfkelerini yönlendirdiler. Basra halkının ve yakın bölge halkının arasında “İran, Irak’tan dışarı” sloganları yaygınlık kazandı. Ancak Bağdat hükümeti bu protestolara şiddetle karşılık verdi. Gerçek mermiler kullanıldı, göz yaşartıcı gaz bombaları atıldı. Onlarca gösterici hayatını kaybetti veya yaralandı. Bunun yanı sıra yüzlerce gösterici tutuklandı ve işkenceye tabi tutuldu. Yine aktivistlerin belirttiğine göre bazı göstericiler kayıp ve haklarında hiçbir bilgiye ulaşılamıyor.

Göstericilere karşı baskı uygulamak ve gösterileri bastırmak sadece hükümete bağlı güvenlik güçleriyle sınırlı değil. Aksine göstericilere karşı başta öldürmek olmak üzere çeşitli suçların işlenmesinde ve daha önce tutuklanan aktivistlerin haklarını savunan avukatlar dahil insanların kaçırılmasında mezhepçi milislerin büyük bir rolü bulunmaktadır.

Basra’daki durumlar bir krize dönüşmüştür. İnsanların ayaklanmaya ve protestoya davet etmek için bir çok sebebi bulunmaktadır. Çevre ve sağlık durumu bütün beklentileri aşan bir seviyede yozlaşmıştır. Muhafazanın şehirleri, Bağdat hükümetinin karşısında bir şey yapmadığı gerçek bir felaketin acısını çekmektedir. Sadece felaketin boyutunu azaltmaya çalışan şu anki Sağlık Bakanı tarafından bir açıklanma yayınlanmış ve kirli sudan sadece birkaç bin kişinin yaralandığını iddia etmiştir. Bu durum ise Iraklıların hayatını açık bir şekilde hafife alan bu açıklamalar karşısında vatandaşların yeni bir öfke dalgasına sebebiyet vermiştir.

 

 

HEYET Net

43 total views, 1 views today