Faili Meçhul Cinayetler Iraklı Halkta Korku, Kaygı ve Endişeye Neden Olmaktadır

2003 Mart’ta ABD liderliğinde Irak’a düzenlenen işgalin bıraktığı krizlerin, felaketlerin ve trajedilerin devam etmesi, işgalin ardından yönetime gelen hükümetlerin ülkedeki güvenliği sağlamadaki başarısızlığı, yaşamın zorluklarına katlanan, işgal öncesi karşılaşmadığı zor koşullarla ve olumsuz problemlerle boğuşan insan haklarını koruma noktasındaki yetkililerin söz ebeliğine, sahte iddialarına rağmen krizlerin önüne set çekmedeki başarısızlığı neticesinde uzun yıllardan beri Iraklılar endişeli, korkulu, kaygılı bir hayat sürmektedir.

Ülkenin güvenlik ve istikrarını kaybetmesi, çeşitli patlamalar ve İran rejimi tarafından lojistik destek sağlanan mezhepçi milisler tarafından düzenlenen silahlı saldırılar neticesinde her gün yeni suikastlarla, “kimliği belirsiz” adı kullanılan terk edilmiş cesetlerle karşılaşılmaktadır. Basın organları her sabah “Başkent Bağdat’ın falan yerinde bir aile öldürüldü” veya “Falan muhafazada boş bir araziye terk edilmiş bir ceset bulundu” haberleri yapmaktadır. Ancak asıl büyük musibet, tüm bu vahşi suçların arkasında mezhepçi milisler olduğunu gerçek anlamda bilmelerine rağmen hükümete bağlı güvenlik güçlerinin tüm bunları faili meçhul olarak kayıtlara geçmesidir.

Siyasilerin, çirkin mezhep temelli ilgilerine göre sandalye için kavga-dövüş ettikleri, şahsi çıkarlarını gerçekleştirmeyle ve mazlum halkın acıları üzerinden ceplerini haramlarla doldurmayla uğraştıkları bu zamanda Başkent Bağdat’ın bazı bölgelerinde ve diğer muhafazalardaki bazı bölgelerde etnik köken, mezhep bağımlılığı nedeniyle işlenen cinayetlere, faili meçhul cinayetlere, hükümetin güvenlik güçlerinin vasfını intihal eden silahlı cemaatlerin ortaya çıkmasına yeniden tanık olmaktadır. Bu silahlı cemaatler, hükümete bağlı güvenlik güçlerinin gözleri önünde en büyük suçları işleyebilmekte ve tüm bu insan hakları ihlalleri ve çirkin suçlar karşısında hükümete bağlı güvenlik güçleri en ufak bir adım bile atmamaktadır.

Bu bağlamda Başkent Bağdat’tan –hedef alınmaktan korktukları için isim vermeyen- bir grup vatandaş, son zamanlarda basın organları tarafından yayınlanan açıklamalarında Başkent Bağdat’ta ve diğer muhafazalarda bazı bölgelerde hakimiyet kuran mezhepçi milislerin, her geçen gün artan cinayetlerin ve kimliği belirsiz cesetlerin sorumlusu olduğunda ittifak ettikleri belirtiliyor.

Haber ajansları Başkent Bağdat’ın batısında yer alan Cihat mahallesinde kasap olarak çalışan bir vatandaşın sözlerini şöyle aktarmaktadır: “Aileme sebze almak için yola çıkmıştım bir gün. Mahallenin ana kontrol noktasında geçtiğimde hükümet kuvvetlerini gördüm. Gündüz ortasında silahlı kişilerin öldürdüğü, kimliği belirsiz 5 kişinin cesedini taşıyordu bu güvenlik kuvvetleri.” El-Buya mıntıkasından diğer bir vatandaş ise şunları söylüyor: “Ordu kuvvetleri ile SWAT kuvvetleri bizim mahalleye, 13. Caddeye konuşlanmıştı. Kimliği belirsiz bir adamın cesedini bulduktan sonra bazı baskınlar düzenlediler, soruşturmalar yaptılar. Ceset, vahşi bir şekilde katledilmesi sonucunda tanınmıyordu. İnsanların canlarını koruma noktasında hükümetin güvenlik güçlerinin rolü nerede? Silahlı milislere hiçbir hesap sorulmaksızın caddelerde, sokaklarda dolaşmasına neden izin veriliyor?”

Diğer bir vatandaş ise şunları söylüyor: “Mazlum Irak halkı, işgalin gelmesiyle uzun yıllar boyunca büyük bir bedel ödedikten sonra daha fazla kanının akılmasına tahammül edemiyor. Şiddet olaylarının, insanların kaçırılmasının, etnik kimlikten ve mezhep bağımlılığından dolayı işlenen cinayetlerin bu denli devam etmesini kabul etmiyoruz. Ki tüm bu suçlar silahlı çeteler ve mezhepçi milisler tarafından işlenmektedir. İşgalin parçası olan hükümetler ve onlara bağlı güvenlik güçleri, Irak’taki güvenliği ve istikrarı bozan, fesat çıkarmaya devam eden bu silahlı çetelere ve mezhepçi milislere engel olmaya güç yettiremiyor ve başarısız kalıyor.

Bu tehlikeli problem hakkında Başkent Bağdat’ın batısında yer alan Amiriye mıntıkasından bir vatandaş ise şunları söylüyor: “Yıkıcı olayların ve her gün işlenen cinayetlerin ve kaçırma olaylarının gölgesinde yaşayan Iraklıların hale karşı susulması veya göz yumulması mümkün değildir. Çünkü bütün bunlar bir şekilde devam ederse yaş-kuru her şeyi yakacak, bu suçlar neticesinde en büyük kaybedecek olan Irak’ta her şeyi yerle bir edecektir. Siyasi partiler ve şahsiyetler tarafından desteklenen mezhepçi milisler, ülkedeki güvenlik ve istikrarı bozmak hedefiyle bu suçları işleyen kimselerdir.

Bu bağlamda Başkent Bağdat’taki adli tıp idaresi görevlilerinden biri şunu belirtmektedir: “Bu yılın başlarından itibaren adli tıp idaresi onlarca kimliği belirsiz ceset kabul etti. Bu cesetlerin %80’inden fazlasının elleri ve gözleri bağlıydı. Baş ve göğüs yerlerinden vurulmuşlardı. Cesetleri iki hafta morgda bekleten adli tıp idaresi, daha sonra bunları resimledikten ve sayıladıktan sonra Bağdat emanet mezarlığına defnediyor. Yakınlarını arayan vatandaşlar başvurduğunda kimliği belirsiz vatandaşların beyanatlarını onlarla paylaşıyor.”

Geçen şeylere binaen Irak’ı takip eden analistler ve gözlemciler, Irak’ın hemen hemen bütün bölgesinde her gün tanık olunan adam kaçırma, etnik köken ve mezhep bağımlılığı cinayetleri, silahlı soygun, suikastlar gibi suçların ivme kazanmasının nedenini, gündüz vakti mezhepçi milislerin dolaşmalarına ses çıkartılmayan Irak sokaklarında, caddelerinde güvenliği sağlama noktasındaki güvenlik güçlerinin başarısızlığı ve hükümetin acizliği gölgesinde doktorlara, profesörlere, akademisyenlere, yetenekli kişilere, İran’a yakın partilerin ve siyasi grupların politikalarına karşı olanlara karşı her türlü suçu işleyen mezhepçi milislerin ve silahlı çetelerinin yayılmasına ve artmasına bağlamaktadırlar. Bu durum Irak’ı dünyada güvenliği ve istikrarı en düşük ülkeler arasına sokmaktadır.

 

 

HEYET Net

37 total views, 1 views today