Irak’ta Geçiş Dönemi Adaleti Mümkün müdür?

                                                                                                                                                             Haifa Zangana

Anglo-Amerika savaşından/işgalinden sonra yumuşak aldatıcı medyadan tutun bazı suçlamalardan televizyon açıklamalarıyla sıyrıldıktan sonra muhaliflerin tasfiye edilmesi, suikastlara uğraması, toplu idamlar uygulanması sonucunda yaşanan vahşete kadar hakikati yok eden yöntemlerin çeşitlenmesi ve milisler, partiler ve hükümetler arasındaki kuvvet ve şiddet kaynaklarının çoğalması bizleri dönüştürmektedir.

İşgalci kuvvetlerinin varlığı esnasından doğrudan veya işgalci hükümetin siyasetçileriyle yardımlaşarak dolaylı yoldan kaçırılan veya tasfiye edilen akademisyenlerin, gazetecilerin, ilim adamlarının ve camii hocalarının isimlerinin listesi bulunmasına rağmen bütün bunlar hiçbir yaptırım olmaksızın yürütülmektedir. Tüm bu listeler milli hükümetin gölgesinde geçiş dönemi adaleti gerçekleştirme yolunda suçlular hakkında soruşturma başlatılır umuduyla yerel ve uluslararası hukuk örgütler tarafından belgelenmiştir. Bu, doğrudan işgal altından ve savaş sonucunda deforme olmuş bir nüshanın icrası ile başlanmış bir yoldur. Iraklıların milli afiyetlerini tekrardan elde etmeleri ve yıkıma uğramış ülkelerini tekrardan inşa etmeye başlamaları yerine katliamlara ve ötekileştirmelere meşruluğuna sevk edici olarak mezhepçi milislerin ve dış güçlerin elleriyle bir intikam aracı olarak kullanılmıştır.

Geçiş dönemi adaletinin tahakkuk etmesi müstahil bir görev olmamakla birlikte son derece zordur. İki Arap ülkesinde adımları başarıya ulaşmış örneklerimiz bulunmaktadır. Bunlar Fas ve Tunus’tur. Bu ülkeleri Irak’ın siyasi atmosferinden ayıran özü yakalayabildiğimiz takdirde bu ülkelerin tecrübelerinden yararlanabilme imkanını yakalayabiliriz. Çünkü iki ülke de farklı zaman dilimleri ekseninde hiçbir kimseyi istisna etmeksizin herkesi içine geçiş dönemi adaleti yolunu tercih etmiş milli hükümetlerden faydalanmaktadır. Tunus’ta mesela Fransa sömürgesine karşı milli özgürlük seviyesine yükselmiştir. Bu sadece bir grupla sınırlı değildi. Aynı şekilde ihlaller ve suçlar işlendiğinde buna katkı sağlayan veya bunları yöneten ve sorumluluk konumunda olan siyasetçilerin yönetiminde de değildi bu. Ancak bu durum Irak’ta bir türlü kendisini gösterememektedir. Geçmiş terekesi ile muamelenin keyfiyetinin uygulanması, önceki rejimlerin kurbanlarının meseleleriyle, onların telafisiyle sınırlı kalmakta ve 15 yıl boyunca işgalin yüz binlerce aldığı canın haklarına ve meselelerine kayıtsız kalınmaktadır.

Geçiş dönemi adaleti çevresindeki sayılı öz sorular sadece belirli bir dönemde insan hakları ihlallerine dokunmamaktadır. Bu diktatör rejiminden demokratik rejime geçiştir. Ancak o doğrudan sadece dokunmaktadır.  Irak’ta şuanda hükümetin seçilen siyasileri daha bir belirleyici olan bir soruya dayanmaktadır: İşgal altındaki bir geçiş dönemi adaleti tatbik etmek mümkün müdür? İşgalle doğrudan yardımlaşan, birikmiş yıkımın sorumluluğunu üstlenen siyasetçiler tarafından bunun bağımsız ve şeffaf bir şekilde icra edilmesi mümkün müdür? Dünya ülkelerinde hukuki ve ahlaki en büyük işlenen suçlara gözlerini kapatarak bir şekilde bu yok etme işlemlerine katılmışlarken hangi sınırda hakikati ortaya çıkartmaya güç sahibi olacaklar?

2003 yılından itibaren ülkedeki mevki ve makamları nöbetleşerek teslim alan hemen hemen tüm siyasetçilere bu suçlamalar yöneltilmektedir. Yeni Başbakan Adli Abdül Mehdi de bu suçlamalardan müstesna değildir. Belki de o bu suçlamalardan en çok nasiplenen isim olacaktır. Çünkü o uzun dönemler Fransa’da oturmuş ve orada eğitim görmüştür. Nazi işgaliyle yardımlaşmanın nasıl bir cezası olacağını, Charles de Gaulle’yi 1944 yılında Fransa Olağanüstü Mahkemeleri tesis etmeye sevk eden şeyin sadece milli suç işlemekle kabul ettiği Nazi işgaliyle yardımlaşanları mahkeme etmek olmadığını aynı zamanda hukukun dışında tasfiye kaosunun önüne geçme amacı taşıdığını herkesten iyi bilmektedir. Fransa hukuku vatan hainliğini şu şekilde tanımlamaktadır: “Fransa’nın içinde veya dışında, doğrudan veya dolaylı yoldan Almanya’ya ve müttefiklerine destek sunmak veya milletin birliğine veya Fransızların özgürlüğüne veya aralarındaki eşitliğe zarar vermek…” Bu nitelikleri Irak’ın içinde veya dışında işgalle yardımlaşanlara uygulamayalım mı, ki BM tarafından işgalci olarak sınıflandırılmışken?

Adil Abdül Mehdi’nin Charles de Gaulle tarafından belirlenen seçim hakkından ve seçimlere aday olmaktan mahrumiyet, resmi, yarı resmi ve icra görevlerinden mahrumiyet gibi yaptırımların barışçıllığını iyi bilmesi gerekmektedir. Tunus da aynı yolu tercih etmiştir. Yardımlaşanların bilinmesini sağlayan ve 1957 yılında yayınlanan Bağımsızlığı Güçlendirme kanununun tafsilatı şuydu: “31 Temmuz 1954’ten önce doğrudan veya dolaylı yoldan Himaye Yönetimine (Fas Fransız Protektorası) yardım eden her Tunuslu… Güvenlik, gazetecilik ve haber çıkarlarında vazife alan her bir kimse… Büyük Meclise veya İş Meclislerine veya Belediye Meclislerine katılım gösteren her bir kimse… Sömürgenin faydasına olacak şekilde sanatsal, ekonomik ve siyasi gösteriler düzenlemeye katılan her bir kimse…” Sayılan bu kimseler seçimlerde oy kullanmaktan, aday olmaktan, resmi vazifelerden bir yaptırım olarak mahrum bırakılmıştır. Peki bu yaptırımlar Irak’taki işgale yardım sunan Iraklılara neden uygulanmamaktadır? Hatta bu kimseler mahrum bırakılmaları artık bir zorunluluğa dönüşen mevki ve makamları bizzat işgal eden kişilerdir?

Bu yaptırımlar Irak’ta fiili olarak tatbik edildi. Ancak işgalcinin hukukuna göre. 1956-2011 Tunus’un özgürleşmesinden sonra Fransa tecrübesinin hilafına dönüşen Baas’ın kökünü kazıma kanunu, sistematik temizlik kampanyasıydı. Uluslararası Merkezin Geçiş Dönemi Adaleti raporunun nitelendirdiği gibi: “Acı bir miras… Irak’ta Baas’sın Silinme Operasyonundan Dersler…” Bu temizliğin arka planında 2008 yılında Adalet ve Soruşturma Yüksek Milli Heyeti’nin kurulması yatıyordu. Ki bu heyet Baas’ın silinmesi çalışmasına zamansal bir sınır koymamıştı. Çalışmaları devam etti tıpkı Baas’a katılmakla suçlananların peşine düşmeyle ilgilendiği gibi. Geçiş dönemi adaletinin sınırı ile yan yana olan ve çeşitli siyasi dönemlerin suçlarını ve ihlallerini kapsayıcılığı varsayan ismine rağmen seçim dönemlerinde siyasi manevra ve anlaşmalar ekseninde zulmen ayrılanların tekrardan geri dönüş yapmalarının arasına sızdı.

Geçiş dönemi adaletinin dinamikleri, ihlallerin tekrardan işlenmemesi, kurbanlara insaf edilmesi ve maslahat için hakikatin ayan beyan ortaya çıkmasına, soruşturmaya, adaletin ortaya çıkmasına ve engellemeye odaklanmaktadır. Şayet milli ölçüler perspektifinde yürütülürse… Bu ise bizi yine acı bir soruyu sormamıza yönelten fazlasıyla önemli bir noktadır; İşgalciyle yardımlaşan kimselere ne olacak? İşgalcinin cezası ne olacak? Bütün zararların sebebi nedir? İşgalciyle yardımlaşanların kurbanlar için tazminat talebi mümkün müdür?

 

 

Bu makale HEYET.net için özel olarak çevrilmiştir. Arapça Orijinali için LÜTFEN TIKLAYIN

20 total views, 1 views today