Siyasi Popülizm ve Tutukluların Boğazlanması Arasında Irak Hükümeti

                                                                                                                                                                Haifa Zangana

Zaman zaman genel olarak Iraklı bir vatandaşın, özel olarak bir tutuklunun veya bir mahkumun yaşadıkları hakkında unutulması hiç de mümkün olmayacak bir haber veya bir resim sızdırılıyor. Şöyle ki, bir tutuklunun özgürlüğünden mahrum bırakılmasıyla iktifa edilmiyor. O, hapishanede rehine olarak kalması istenendir. Aksine bununla da sınırlı kalmayıp bütün haklarından mahrum bırakılmasına ve insaniyetinden soyutlanmasına kadar uzuyor bu durum. Çünkü bizim ülkemizde tutuklu, bir “şey”e indirgendiğinde cellat ya intikam duygusuyla ya hakim tartışmaları razı etmekle ya da hükümet politikasını uygulamakla avunur. Sebepler arasını kolay bir şekilde temyiz etmek hiç de kolay değildir. Çünkü genelde kendi aralarında ilişkilidirler. Şöyle ki siyasiler, işkenceye, bireysel davranışı gerekçe göstermekteler veyahut Ebu Garib skandalı ortaya çıktığı zaman Amerikalı yetkililerin birkaç çürük elmanın neticesi olarak gerekçelendirmesi gibi gerekçeler bulmaktadırlar.

İşkencenin Irak’a yabancı olmadığı idrakimize rağmen ne var ki Anglo-Amerikan işgali, tutukluları çıplak bir şekilde fotoğraflamak için müzik, çıplaklık ve video kullanarak Amerika ve İngiltere medeniyetlerinin gelişmişliklerine layık olacak şekilde bunu vahşi ve yenilikçi bir karakterle doldurmuştur. Psikolojik gelişmeler ahlaki olarak tutucu olan mahkumların saygınlığını ve maneviyatlarını kırmıştır. Tüm bunlar ise geleneksel üsluplarıyla iftihar duyan yerel cellatlarla yardımlaşarak gerçekleştirilmiştir.

Son zamanlarda sızdırılan ve bazı basın organlarında ve sosyal medya mecralarında yer bulan korkunç fotoğraflar arasında, penceresi olmayan, 1cm boşluğu bulunmayan koğuşlarda gerek yerde olsun gerek iki katlı ranzalarda olsun üst üste binmiş, sıkış sıkış olmuş yüzlerce mahkumun resimleri de vardı. Doğru, nasıl nefes alıyorlar? Kişi kolunu kaldırmak veya hareket etmek istese çevresindekileri itmesi gerekir. Herkes çeyrek m2’yi aşmayan yeriyle iştigal etmektedir. Oysa uluslararası hukuka göre bir mahkuma verilecek yerin en düşüğü 4 m2’dir. Boğularak ölmeleri mi istenmektedir? Yüzler duygusuz bir şekilde mumlanmış, donuk gözler hiçbir şey yapmadan tutukluların ulaştığı skandalı hareketsizce izliyor. Ki onlar iyi bildikleri nihayete ulaşmaya yaklaşmışlar. Tabi ki bu son, “çoğunluğun isteği” itibariyle 2003 işgalinden beri benzeri görülmemiş bir gayretle siyasi popülizme zemin hazırlayan idamdır. Adalet Bakanlığı yetkilileri ve yargı halktan özür dilemektedir çünkü onlar iradelerinin dışında gelişen bazı sebeplerden dolayı bu idamları gerçekleştirmede gecikmişlerdir!

Bir lider veya parti tarafından benimsenen siyasi popülizm açık bir şekilde görünmektedir. Sanki halkın isteklerini yerine getirmekte, onları razı etmektedir. Sanki yönetimi halka teslim etmiştir. Ancak işin özünde halkı uyuşturma politikasından daha fazlası söz konusu değildir. Siyasiler bunu benimsemiş veya makamlarından uzaklaşmasına veya sorumluluk alanlarını kaybetmelerine sevk edecek gerçek bir krizle karşılaştıkları zaman özel bir şekilde bunu benimsemek için gayretlerini artırmışlardır. İşte bu sırada uzun zamandan beri gömülmüş zemini veya halkın duygularını bağladıkları, ana istekler çağrılarından rahatsız anlık tartışmaları razı edecek şeyler üretmeyi ortaya çıkartmak için toplu bilinçte derin kazı çalışmalarına başlarlar. Böylece düşünmeye güç yettiremez. Tekrarlayarak toplu bilinçte bunu iyice derinleştirirler.  İşgalden sonra Irak’ta yaşanan buydu. Partilerin benimsediği mezhepçilik olgusu Irak toplumunda gerçek bir köke sahip değildir. Savaş, kuşatma ve işgalden sonra batmış bir toplumda çağdaş mezhepçi-siyasi popülist hitabın, sadece bu partilere katılmakla gerçekleşecek bekayı muhafaza etme pohpohlamasının bir sonucudur.

Bu gidişatta mezhepçi partilerin yaşanan yolsuzluklara, tutuklamalara, tasfiyelere ABD gözetimi altında terör bahanesini sunarak gerekçe bulmaları kolay oldu. Halk, sayesinde siyasetçilerin popülist mesajlarını yayınladığı televizyon programlarını izlemekle meşgul olurken bizzat halkı cezalandıran, dini, ırki, mezhebi, kabilevi bölünmeyi arttıran kanunlar yürürlüğe giriyordu. Bu kanunlar arasında terörle mücadele kanunu 4. Madde de bulunmaktaydı. Cezası ise mezhep temelli siyasetin amaçlarına musahhar olan, hesapların üzerinde görüldüğü idamdı. Boğazlanmayı bekleyen koyun sürüsü gibi mahkumların sayısının çoğalmasında işte bu yüzden şaşırılacak bir durum söz konusu değildir. Birleşmiş Milletlerine bağlı İnsan Hakları önceki yüksek komiseri Navi Pillay’ın dediği gibi Irak’taki idamlar, nefret dolu ve kirlidir. Hayvan katliamına benzemektedir. Bu iki sebepten dolayı üzerinde durulması gereken bir açıklama ve belgedir:

Birincisi, Navi Pillay bu tespiti İslam Devleti ilan edilmeden, Irak hükümeti IŞİD’ın temsil ettiği terörle mücadeleyi 2014 Haziran’da duyurmadan ve her tutuklu IŞİD olarak itham edilmeden önce yapmıştı. İkincisi, vakanın kötülüğü arttı. Şöyle ki “IŞİD’e karşı savaş, Irak hükümetine ve Bölgesel Kürdistan Yönetimi kuvvetlerine İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün de raporlarında vurguladığı gibi terörle mücadele adı altında korkunç insan hakları ihlalleri işleme özgürlüğü bahşetti. İnsan Hakları İzleme Örgütü yayınladığı raporlarında hükümet güvenlik güçlerinin gayri hukuki idamlar uyguladığını ve işkenceler yaptığını, yüzlerce şüphelinin tasfiye edildiğini vurguladı. Aynı şekilde Iraklı kuvvetlerin bilerek çatışma sahasında esir aldıkları şahıslara işkence ettiklerini ve idam ettiklerini vurguladı. Bazı zamanlarda hatta sosyal medyada yayınlanan bazı fotoğraflarda, videolarda ihlaller yayınlandı.”

Burada hükümet kuvvetlerine, Haşdi Şaabi milislerine IŞİD’le mücadele adı altında suç ve insan hakları ihlalleri işlemelerine izin verenler söz konusuysa galibiyet onlarındır ve Haydar El-Abadi hükümetinin Adil Abdül Mehdi hükümetiyle değiştirilmesi de yeni bir şey değildir. Çünkü raporlar Iraklı yetkililerin hiçbir resmi rakam yayınlamadan bu idamları gerçekleştirdiğine veya uluslararası aktif kesimlerle bu bilgilere katıldığına işaret etmektedir. Diğer yandan uzun zamandan beri sosyal medyada yayılan haberler Irak’ın güneyinde yer alan Nasiriye şehirndeki Hut hapishanesinde sadece bir günde 70 mahkumun idam edildiğini ifade etmektedir. Bu hapishanede genelde toplu idamların gerçekleştiği bilinmektedir, muhafaza meclisinin ve Haşdi Şaabi milislerinin tebrik ve desteğiyle. İdamların uygulanması geciktiği zaman ise mesela dosyayı tekrardan gözetme sebebiyle, Haşdi Şaabi milisleri hapishaneyi basmakla ve halkın isteği olan idam hükümlerini bizzat uygulamakla tehdit etmektedir.

Henüz tamamlanmamış Adil Abdül Mehdi hükümeti, ilk gününden itibaren mezhepçiliğe muhalif siyasi popülizmden beslenmektedir. Ancak ne var ki hapishane ve cezaevlerindeki mahkumların sayısının çokluğu, hepsinin tek bir mezhep üzere olması, Irak savaşından itibaren onlara karşı uydurulmuş hazır suçlamalarla suçlanmaları toplumu uyuşturan bir politika olduğunu göstermektedir. Hükümete mağdurların öcünü alan bir profil oluşturmak için kullanılmaktadır. Şimdilik başarılı olabilir ancak ülkeyi parçalayan uçurumdan aşağıya yuvarlanacaktır.

 

 

 

Bu makale HEYET.net için özel olarak çevrilmiştir. Arapça Orijinali için LÜTFEN TIKLAYIN

 

102 total views, 1 views today