Curf Es-Sahr Nahiyesi: Haşdi Şaabi Milislerinin İşlediği Vahşi Suçların En Büyük Tanığı

Babil muhafazasında yer alan Curf Es-Sahr nahiyesinde Haşdi Şaabi milisleri tarafından idare edilen gizli hapishanelerin yerel ve uluslararası kamuoyunun, insan hakları savunusuyla ilgilenen kuruluşların gözlerinden ve kulaklarından uzak bir şekilde her türlü maddi ve manevi işkencelere maruz kalan binlerce tutukluyu ve kayıp kimseyi barındırdığı aklı olan kimseye kapalı bir mesele değildir. Bu durum bu masum vatandaşların akıbetlerinin ne olduğunu ortaya çıkarmakta hükümetin ne derece zayıf olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda Irak Başbakanı Adil Abdülmehdi mezkur nahiyede göçmenlerin evlerine geri dönmelerine engel olan bir siyasi baskının varlığını vurgulamaktadır.

Mağdur cesetler senaryosu bu nahiyede tekrarlandı. Hükümet yetkilileri ise kimliği meçhul cesetler olduklarını öne sürerek yalan ve iftirada bulundu. Son senaryo bir video görüntüsüydü. Bu videoda onlarca ceset görüntüleniyordu. Bu cesetler, 2014-2016 yılları arasında IŞİD örgütünün kontrolü altında olan mıntıkalardan kaçan, kadın ve çocukların da aralarında olduğu vatandaşlara aitti. Hizbullah milislerinin kontrolü altında olan mıntıkalarına ulaştıklarında bu vatandaşlar Curf Es-Sahr nahiyesinde kaçırıldı ve tasfiye edildi. Daha sonra bu cesetler Kerbela muhafazasında defnedilmesi için bir yardım kuruluşuna teslim edildi.

Curf Es-Sahr cesetleri, Iraklıların öfkesine ve reddedişine neden oldu. Özellikle öldürülenlerin Sünni olmasının vurgulanması ekseninde. Bu durum hükümet yetkililerini, bunun sorumluluğunu taşıyan kimseden, masum insanlara karşı insan hakları ihlallerini ve suçları vahşice işlemeye devam eden mezhepçi milislerin hakimiyeti ekseninde yozlaşan güvenlik olaylarını kontrol etmedeki başarısızlıktan kaçma hedefiyşe mezhep temelli bu suçun üstünü örtme çabasında bulunmaya mecbur kaldı.

Diğer yandan Curf Es-Sahr nahiyesi halkı mezhepçi Haşdi Şaabi milisleri tarafından yönetilen gizli hapishanelerde kaybolan ve tutuklu çocuklarının akıbetlerinin ne olduğu noktasında korku ve endişelerini dile getirmekteler, kimliği belirsiz cesetler listesinde yer alarak öldürülmeye maruz kaldıkları noktasında korkularını göstermektedirler. Bu bağlamda nahiye halkı şunları vurgulamaktadır: “Bu olay, mezhepçi milislerin, bilhassa Hizbullah ketibelerinin bölgedeki gücünü göstermektedir. Bunlar, yaklaşık 4 yıl önce halkın hicret etmesinin hemen ardından nahiyede hakimiyet kurdu, burayı gizli bir hapishaneye çevirdi, İran’ın balistik füzeleriyle dolu büyük bir depoya dönüştürdüler. Aynı zamanda bu milisler herhangi bir güvenlik kesimini veya gözlemciyi nahiyeye girişten engellemektedir. Bağdat hükümeti nahiyenin muhacir halkının geri dönmesini talep ederken bu durum Curf Es-Sahr nahiyesinin hükümetin kontrolünden çıktığını göstermektedir.”

İsmini vermek istemeyen bir hükümet yetkilisi şunları söylemektedir: “Curf Es-Sahr nahiyesinde hakimiyet kuran Haşdi Şaabi milislerine bağlı grupların denetim noktası, askeri kuvvetlerin söz konusu nahiyeye giriş yapmalarına engel oldu ve onlardan geri dönmelerini talep etti. Söz konusu milisler askeri kuvvetlere nahiyeye giriş yapabilmeleri için yıllardan beri şehri elinde tutan grupların yüksek komutanlıklarından onay almalarına ihtiyaç duyulduğunu ileri sürdü. Hükümete bağlı sivil bir komitenin eşlik ettiği askeri kuvvetler, geri dönmek zorunda kaldı ve şehir içindeki görevlerini tamamlayamadılar. Bu ilk defa yaşanılan bir olay değildir. Daha önce de bazı parlamento üyeleri ve teşkilatlar şehre girmeye çalıştı ancak söz konusu milisler buna izin vermediler”

Aktivistler ise şunu vurgulamaktadır: “Babil muhafazasından nakledilen ve Kerbela muhafazasında gömülen cesetler hükümetin iddia ettiği gibi kimliği belirsiz cesetler değildir. Aksine bu insanların kimlikleri bilinmektedir ve IŞİD’in kontrolü altında olan mıntıkalardan olan ve daha sonra kaçırılan, tasfiye edilen bir yardım kuruluşuna teslim edilen vatandaşlardır. Bu yardım kuruluşu da gerçekte Curf Es-Sahr nahiyesinde ve diğer mıntıkalarda mezhep temizliği çalışmalarına katıldıklarında resimleri sosyal medyada yayınlanan silahlı milislere bağlı bir kuruluştur. Yakınlarının bilgi sahibi olmaları için neden Babil’deki adli tıp kurumunda cesetlerin varlığı kamuoyuyla paylaşılmadı? Neden bu cesetler yardım kuruluşuna teslim edilmeden önce değil de defnedildikten sonra kamuoyuyla paylaşıldı?

İnsan Hakları Gözlemevi Müdürü Mustafa Sadun ise şunları söylemektedir: “Bu olay karşısında Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi’nin sessizliğini, cesetlerin yakınlarına ulaşmasında cesetlerin yakınlarına yardım sağlayacak hiçbir adım atmamasını, garip karşılamaktayız. Hükümetin sessizliği gerçeğin üstünü örtmektedir. Bu cesetler noktasında yürütme kurumlarında açığa çıkmasını istemedikleri bilgiler olduğuna delalet etmektedir bu durum. Bu noktada çabalamaktayız ve hükümetin bu olaydan sorumlu olanları ortaya çıkaracağını, bu insan hakları ihlallerini işleyenleri adalet karşısına çıkaracaklarını beklemekteyiz. Ancak ne var ki hükümeti, gerçeklerin gizlenmesine yardım eden, insan hakları ihlalleri işleyenlere destek çıkan bir rolü üstlenmiş olarak bulmaktayız.”

Irak İnsan Hakları Gözlemevi tarafından yayınlanan açıklamada ise şöyle denildi: “Meclis Başkanı Muhammed Halbusi’nin bu cesetlerin farklı olaylara dayandığını bilmesi nasıl mümkün olur? Bunun hakkında herhangi bir soruşturma gerçekleştirdi mi? Elinde daha elde ettiği bilgiler mi var? Hablusi’ye düşen gerçeğe ulaşmak için gözlemci meclisini harekete geçirmesidir. Onlarca cesedin yardım kuruluşuna teslim edilmesi nasıl mümkün olur? Hükümet kurumlarının sivil toplum kuruluşlarıyla ilişkilerinde kendisine gereken araç nedir? Devlet bu cesetleri defnetme gücünü yitirdi mi?

Diğer yandan Iraklı Düşünür Ali Kaş şuna dikkat çekti: “Kurşunlanarak tasfiye edilen bu mağdurların cesetlerinin uzuvlarının parçalanması, bazı organlarının çalındığına delalet etmektedir. Milislerle suç ortağı olan hükümetin cesetleri yakınlarına sunmayı reddetmesi ekseninde bunların gizli bir şekilde defnedilmesi bunu göstermektedir. Curf Es-Sahr nahiyesinde en modern tıbbi cihazlarla donatılmış büyük bir hastanenin inşa edilmesi ve hastaların en düşük ihtiyaçlarına cevap verecek bir hastaneden Babil muhafazasının mahrum olması garip değil mi? Curf Es-Sahr nahiyesindeki hastane mi yoksa insan organı ticareti yeri mi?

Bu vahşi suç karşısında meclisin Sünni üyelerinin tavrı hakkında ise Ali Kaş şunları söylemektedir: “Bu suç hakkında İttihadu Kuvve, Karar, El-Mihver tarafından yayınlanan açıklamalar, soruşturma komitelerinin kurulması çağrıları, faillerin kınanması hiçbir değeri olmayan salt gevezeliktir. Burum karşısında doğru tavır, hükümetten ve parlamentodan çekilerek boykot edilmesi, mezhepçi milisler ve ölüm grupları tarafından yönetilen hükümet tarafından gelen kararların dikkate alınmamasıdır.”

Geçen şeylere binaen hükümet yetkilileri ve mezhepçi milislerin çalışmaya devam ettirdikleri, özellikle Sünni bölgelerde Haşdi Şaabi milisleriyle İran işgalini derinleştirmek için hassas bir şekilde çaba sarf ettikleri her akıl sahibi için açıktır. Bu milisler tüm bunları, Haşdi Şaabi milislerinin meşruiyet kazanmasını, İran devrim muhafızlarına benzer bir devrim muhafızlarına dönüştürmeyi hedefleyen İran planı çerçevesinde halka yönelik baskı uygulamalarıyla, kaynaklarını çalmakla ve çocuklarının gelecekleri üzerinde hakimiyet kurmakla gerçekleştirmektedir. Aynı zamanda başlıca görevleri demografik değişim, Irak milli kimliğin yok edilmesi, bu yaralı ülkenin milli daireden çıkartılmasıdır.

 

 

HEYET Net

18 total views, 1 views today