Curf Es-Sahr… Haşdi Şaabi Milislerinin Suç Kutusu

                                                                                                                                                           Amir Es-Samarrai

Haşdi Şaabi milislerinin hakimiyet sağlamasının ardından 5 yıl gibi uzun bir süre boyunca gizemini koruduktan sonra Curf Es-Sahr meselesi tekrardan gündeme oturdu. Gündeme gelmesinin başlıca nedeni son zamanlarda ortaya çıkan, hiç utanılmadan “kimliği belirsiz” olarak sınıflandırılan onlarca cesedin açığa çıkmasıydı. Oysa bütün gerçekler, bu cesetlerin özgürleştirilmiş mıntıkalardan kaçırılan vatandaş olduğunu göstermekteydi. Hatta bu cesetler arasında uzuvları kesilmiş çocukların cesetleri, yanı sıra milisler tarafından katledilmiş kadınların cesetleri de bulunmaktaydı.

Elde edilen malumatlara göre, morg ünitelerinde 5 yıl boyunca korunan bu cesetlerin sayısı şimdi bile bilinmemektedir. Ne var ki Babil muhafazasından bazı vekiller, bazı cesetlerin de bulunacağı beklentisi içerisindedir.

Bu olay, Saklaviye, Rezaze, Samarra ve kaçırılma olaylarına tanık olunan diğer mıntıkalarda kayıplar meselesi devam ederken ortaya çıktı. Tüm isteklere rağmen hükümet bir cevap vermekten veya kurbanların ve yakınların içine su dökecek bir soruşturma başlatmaktan aciz kaldı.

Bu insanlar hakkında herhangi resmi bir ilan yayınlanmadığı gibi bu cesetlerin gömülmesi için bir sivil toplum örgütüne teslim edildi. Ancak daha sonra ortaya çıktı ki bu sicil toplum örgütü, söz konusu bölgede hakimiyet kuran Ketaib Hizbullah milislerine bağlı bir kuruluşmuş. Bu ise ahlaki ve hukuki rolünü yitiren hükümetin gerçekleştirdiği kaosun ve zulmün boyutlarını gözler önüne sermektedir. Şöyle ki bu vatandaşların ruhlarını rahata kavuşturacak ne bir açıklama yayınlandı, ne bir yorum yapıldı ne de bunun sebeplerini ortaya koyacak bir soruşturma başlatıldı. Devletin ve kanunun gözlerinden uzak bir şekilde bu katliamları işleyen suçlularla ortak olmasa bile hükümetin bu duruşu onu bu olaydan mesul kılmaktadır.

Bu mesele karşısında hükümetin olumsuz tavrı, cesetlerin bulunmasından sonra gazetelerde verilen bilgilerle beraber hareket etmektedir. Ki bu gazeteler, Curf Es-Sahr nahiyesinin, Haşdi Şaabi milisleri çatı örgütünün bileşenleri olan ve İran ile bağlantılı olan grupların, suç, uyuşturucu ticareti, organ ticareti, silah üretim yeri, günler önce Ed-Dora banliyösünde meydana gelen ve bölge halkında büyük zararlar meydana getiren belirsiz bombardımana maruz kalan silah depolarına benzer gelişmiş silah depoları açısından ana depo ve siyah kutu mesabesinde olduğunu ifade etmektedirler.

Elde edilen bilgiler aynı şekilde Cusr Es-Sahr nahiyesinin İran’ın ayrıcalıklı bir üssü olduğunu ortaya çıkarttı. Şöyle ki İran’a karşı savaş başlatıldığı halde Arap devletlerine karşı kullanmak için hazırda tuttuğu insansız hava araçları yer almaktadır bu üste.

Bu bilgiler bazı sebeplerden dolayı vakaya en yakın görünmektedir. Birincisi Babil muhafazası meclisinin Curf Es-Sahr nahiyesi göçmenlerinden geri dönmek isteyenleri cezalandıran bir kanun çıkartmasıdır. İkincisi bu bölgeyi işgal eden grupların, güvenlik, parlamento, insani yardım ve hükümet kesimlerine bu bölgeyi kapatmasıdır. 2014 yılında IŞİD örgütünden alındığından bu yana Ketaib Hizbullah milisleri bu görevi elinde tutmaktadır.

Bu suçların yayılması karşısında Irak Parlamento Başkanı Muhammed Halbusi, bir basın toplantısında çıkıp bu suçların mezhepçilik izleri taşımadığını söyledi. Bu suçların daha fazla işlenmesine teşvik değilse katil suçluları temize çıkarma konumundan aşağı kalır bir konum değildi onun bu yaptığı.

Mesele cesetlerin kaç tane olduğu değildir. Aksine işlenen suçun tabiatı, öldürülenlerin kimlikleri, nasıl ve ne zaman öldürüldükleri ve kimler tarafından öldürüldükleri asıl meseledir.

Adil Abdulmehdi hükümetinden şeffaf cevaplar almanın zorluğu açıktır. Çünkü bir çözüm bulunmadan açık olmaya devam eden kayıplar dosyasıyla ilişkilidir konu.

Haşdi Şaabi milislerinin işlediği bu suçlar karşısında Irak hükümetinin kayıtsızlığının, kanuni ve hukuki görevlerini yerine getirmedeki başarısızlığının, bu suçlar karşısında siyasi görevlerinin zayıflığının devam etmesi karşısında kurbanların, tasfiye edilenlerin, kaçırılanların yakınlarına ilk önce bu suçların, etnik temizliğin, şehirlere kuvvetle müdahale edilmenin durdurulmasına bir önce müdahale etmeleri için Birleşmiş Millete ve Uluslararası topluma sığınmaları düşmektedir. Daha sonra elleriyle işledikleri, masum kanı döktükleri için suçluların adil cezalarla cezalandırılmaları için bu dosyayı uluslararası mahkemelere taşımak düşmektedir.

 

 

Bu makale HEYET Net için özel olarak çevrilmiştir. Arapça Orijinali için LÜTFEN TIKLAYIN

21 total views, 1 views today