Gösterilerin Geçici Sessizliğine Rağmen Bekleyiş Hali Güney Muhafazalarını Etkisi Altına Almaktadır

 

2016-2018 yılları arasında düzenlenen ve kamu hizmetlerinin iyileştirilmesi, siyasi reformun gerçekleşmesi, yolsuzlukla mücadele edilmesi isteklerini aşmayan önceki protesto gösterilerinden itibaren ilk defa Ekim ayının başında gösteriler düzenleyen protestocular, her türlü baskıyı kullanarak otoritesini dayatan hükümetin düşmesini talep etti. Başkent Bağdat’ın ortasında yer alan Tahrir alanına çıkan yolları kapatmak, göstericilerin Yeşil Mıntıka alanına girmesine engel olmak, ülkenin genelinde internet bağlantısını kesmek, binlerce göstericiyi hedef alan katliamları ve insan hakları ihlallerini örtmek için ülkenin genelinde sosyal medya sitelerine engeller getirmek de söz konusu baskılar arasındadır.

Dördüncüsü olan bu protesto dalgalarının, mevcut siyaseti bütünüyle reddetmede, hükümetin düşmesini talep etmede, İran’ın Irak’ın iç işlerine müdahil olmasına karşı çıkmada en yüksek ses kabul edildiğinde şüphe yoktur. Tüm bunlar, dahili veya harici hiçbir siyasi kesimle en ufak bağlantısı olmayan protestocuların sloganlarını ve seslerini açık bir şekilde içermektedir. Aynı şekilde protestoların en dikkat çeken ve en önemli başlıkları, yaşam koşullarının yozlaşması, kamu hizmetlerinin kötüleşmesi, devletin her kurumunda yüzünü gösteren yolsuzluk gibi Iraklıların acıları ve problemleriydi. Aynı şekilde işsizlik sorunu. Bu sorun ise protestoların, yaklaşık bir yıl önce kurulduğundan itibaren Adil Abdülmehdi’nin karşılaştığı en tehlikeli sorunu teşkil etmekteydi.

Başkent Bağdat’ta başlayan ve Basra, Meysan, Zi Kar, Kadisiye, Vasit, Necef, Kerbela, Babil gibi muhafazaların da içinde yer aldığı ülkenin güney ve orta muhafazalarında yayılan barışçıl gösteriler, Adil Abdülmehdi öncülüğünde kurulan hükümetin birinci yıldönümünde patlak verdi. Ki bu hükümet, önceki hükümetlerden miras kalan önemli dosyalardan bazılarına karşı davranışlarında oyalanır pozisyonundaydı. Bu dosyaların başında da 2003 yılından itibaren ülkenin her yerine yayılan yolsuzluk, başta üniversite mezunları olmak üzere arkasından büyük bir işsizler ordusu bırakan işsizliğin artması, elektrik, su, sağlık gibi kamu hizmetlerinin kötü olması, imar çalışmalarının karşılıksız kalması, mezhep temelli kotanın devam etmesi, dış müdahaleler sürecinin artması gelmektedir.

Irak’ın atmosferi hızlı bir şekilde gelişti ve üniversite öğrencilerinin işsizliğe karşı eylemi, bir anda hükümete bağlı güvenlik güçlerinin baskı kurduğu, göstericileri darp ettiği, sıcak su kullandığı ve son olarak gerçek mermi ve gözyaşartıcı gaz bombalarının kullandığı büyük halk gösterilerine dönüştü. Hükümete bağlı güvenlik güçlerinin bu şiddetli baskıları sonucunda 100’den fazla sivil hayatını kaybetti ve bazıları ağır olmak üzere 6000’den fazla gösterici yaralandı.

Diğer yandan hükümete bağlı güvenlik güçleri göstericilere karşı aşırı güç kullandıklarını itiraf ederken hükümet, göstericileri ve güvenlik güçlerini aynı şekilde öldüren, mezhepçilik fitnesi yayıyor diye bazı televizyon ofislerini yakan üçüncü meçhul bir kesime suçlamalarını yöneltti. Hükümete bağlı güvenlik güçleri sadece göstericileri katletmekle yetinmedi aksine yerel, Arap ve yabancı kanalların ofislerine de saldırdı.

Bu kanallara yapılan saldırıları bir gazeteci şu şekilde aktarmaktadır: “Kime mensup olduklarına işaret edecek hiçbir şeye sahip olmayan yüzleri maskeli unsurlar saldırdılar ve yayın araçlarını parçaladılar. Aynı şekilde basın ofislerinde çalışanlarından buradan ayrılmalarını ve geri dönmemelerini istediler. Saldırı düzenleyen kuvvetler, Dicle TV istasyonunu patlattılar.” Öte yandan NRT kanalında çalışan ve ismini vermek istemeyen bir gazeteci, saldırı anını cehennemden bir parça olarak nitelendirerek şunları söyledi: “Acı ayrıntı, kanalın hemen karşısında karakolu olan güvenlik güçlerinin gözleri önünde bu saldırının gerçekleşmesiydi. Polis araçları da hemen kanalın yanında durmaktaydı.”

Gazeteciler Sendikası gösterilerin beşinci gününde, gösterilerin haberini yapan gazetecilere ve gazete kurumlarına karşı 43 saldırı ve ihlalin yaşandığını açıkladı. Bu saldırıların ve ihlallerin, gazetecilerin cihazlarına el konulmasının anayasanın sağladığı ifade özgürlüğüyle çeliştiğini vurguladı.

Şeffaflık Örgütünün de içinde yer aldığı uluslararası örgütlerin gözlemlerine göre Irak, yolsuzluk olaylarının en çok işlendiği ülkeler arasında sınıflandırılmaktadır. Bunun mukabilinde dünyada en büyük ikinci petrol yataklarına sahip olan ülkede zor koşullar altında yaşayan Iraklının başlıca problemi ekonomik kriz devam etmektedir.

Diğer yandan insan hakları savunusuyla ilgilenen İnsan Hakları İzleme Örgütü yolsuzluğun bitirilmesi ve iş imkanlarının oluşturulması noktasında meşru haklarını talep etmek için çıkan göstericilere karşı hükümetin güvenlik güçlerinin kullandığı orantısız güç hakkında yayınladığı son raporunda şunları söylemektedir: “Hükümete bağlı güvenlik güçleri, barışçıl gösterilerde göstericilere karşı gerçek mermi ve gözyaşartıcı gaz kullandılar. Sonuç olarak binlerce insan yaralandı veya hayatını kaybetti.”

İnsan Hakları İzleme Örgütü raporunda İnsan Hakları İzleme Örgütü Ortadoğu ve Kuzey Afrika Direktörü Sarah Leah Whitson’ın şu sözlerine yer verdi: “Irak hükümeti, on yıldan fazla bir süredir, güvenlik güçlerinin işlediği suçları ve ihlalleri soruşturacağını dile getirmektedir. Ancak şuana kadar herhangi bir adım atmadı. Göstericilerden binlerce insanın hayatını kaybetmesi veya yaralanması sonuçları aleni bir şekilde açıklanacak ve sorumluları adalet karşısına çıkartılacak şeffaf bir soruşturmayı gerekli kılmaktadır.”

İnsan Hakları İzleme Örgütü Başkent Bağdat’ın ve Zi Kar muhafazasındaki gösterilerin 14 görgü tanığıyla görüşme gerçekleştirdiğini açıkladı. Zi Kar muhafazasında üç gün devam eden gösterilere katılan beş kişi şunları söylemektedir: “Bizzat gözlerimizle hükümetin güvenlik güçlerinin kalabalıklara gerçek mermiyle ateş ettiğini gördük. Bazıları da kalabalıkları ayırıyordular.” Başkent Bağdat’ta Ekim ayının ikinci ve altıncı günleri arasındaki zaman diliminde gösterilere katılan diğer beş kişi ise hükümet kuvvetlerinin göstericileri gerçek mermi, gözyaşartıcı gaz ve tazyikli su ile hedef aldıklarını gördüklerini, onlarca insanın hayatını kaybettiğini veya yaralandığını açıkladı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü tarafından yayınlanan raporda şunlar da denildi: “Sağlıkçı ekipler silahlı saldırılara ve tutuklamalara teslim olmayan yaralıları tedavi ediyordu. Bir sağlıkçının aktardığına göre güvenlik güçleri 3 Ekim’de göstericilere sağlık desteği sağladığı için ambulans aracının içinde kendisini tutukladılar. Diğer bir görgü tanığı ise güvenlik güçlerinin ambulans araçlarına gözyaşartıcı gaz sıktığını vurgulamaktadır.”

İnsan Hakları İzleme Örgütü daha sonra şunları söyledi: “Biz, bölgeden kaçan göstericilere karşı gerçek merminin kullanıldığını gösteren 7 videoyu inceledik. 8 Ekim’de yayınlanan bir videoda ise Irak bayrağını sallayan bir göstericiye gerçek mermiyle ateş edildiği görülmektedir.”

Hükümete bağlı güvenlik güçlerinin sivil aktivistlere yönelik işlediği suçlar kapsamında yaşamlarını değiştirecek iş imkanını elde etme hayalini kuran aktivist ve görsel sanatçı Hüseyin Adil ve eşi Sare Talip suikaste uğradı. Söz konusu saldırı bu ayın başında Basra’da düzenlenen barışçıl gösterilerden döndükten sonra gerçekleşti. Sare geçen sene Basra’da düzenlenen gösterilerde 24 yaşında sivil bir aktivist olarak ön plana çıkmıştı.  Yolsuzluğa karşı ve mevcut durumu eleştiren protestolarda yaralananlara ilk tıbbi müdahaleyi yapıyordu.

Gösterilerin geçici sessizliğine rağmen güney muhafazalardan bazılarında sıkı güvenlik önlemleri, hükümet güçlerinin önemli binalarda konuşlanması ortasında bir beklenti haline tanık olunmaktadır. Öte yandan gösterilere katılan gençlere ve sivil aktivistlere yönelik tutuklama operasyonları da devam etmektedir. Tüm bunların yanında göstericilerden bazıları, tutuklama ve güvenlik güçlerinden gelecek olası bir saldırı korkusuyla kendi mıntıkalarını terk edip başka mıntıkalara geçiş yapmıştır.

 

 

HEYET Net

38 total views, 1 views today