Irak’ta şah mat oldu

Mustafa Özcan

 

Arapçada:  ‘El cezau min cinsi’l amel/ ceza işin türündendir’  anlamında bir deyim vardır. Kudüs Tugayları Komutanı Kasım Süleymani’nin Amerikalı güçler tarafından suikastla öldürülmesi tam da bu deyimi çağrıştırıyor.  Bu suikastla birlikte İran’ın bölgeye yaydığı milislerin orkestra şefi öldürülmüştür.  Elbette zalimlerden başka kederini paylaşacak yoktur. Lakin öteki zalim ya da ortakları yerine gerçek hasımları tarafından tasfiye edilseydi mazlumlar daha çok sevinirdi. Neyse ki maksat hasıl olmuştur.  Bu suikast bir misilleme zincirlemesinden sonra gerçekleşmiştir.  Amerikan ambargosundan sonra İran, bölge ülkelerini ve uluslararası ticareti cezalandırmak istemiştir.  İran: Ya hep ya hiç çekmiştir.  Mealen: Ya biz de uluslararası ticaretin parçası oluruz ya da kimse bu su yolunu kullanamaz demiştir.  Bu anlamda Hürmüz Boğazında seyri sefer halinde olan bazı gemilere saldırılar düzenlemiştir.  Birçok yorumcunun aksine bu eylemlerden dolayı topu taca atmak yerine failin ismini sarih bir şekilde ortaya koymuş ve bunun İran olduğunu ifade etmiştik. İran da son sıralarda pervasız davranışlar sergilemiş ve gereğinden fazla kendisine güvenmeye başlamıştı. Bu asimetrik eylemlerden birisi de Suudi Arabistan’ın en önemli tesislerinden olan Aramco Tesislerine olan saldırıydı. Saldırganın kimliği, mahiyeti konusunda yine yorumcular yanlış adresleri dövdüler.  Halbuki açık bir biçimde bu eylemi İran gerçekleştirmişti. Ondan başka kimse de gerçekleştiremezdi. Bu eylemler bardağı taşırmıştır ve  misillemeler  zincirini tetiklemiştir.

2003 yılından itibaren- İyad Allavi gibi bazı isimlerin dışında- çifte sadakatli Iraklı Şii siyasiler İran’la yola devam etmenin arayışı içinde olmuşlardır.  Derin bağları nedeniyle bu ülkede İran nüfuzunun kefesinin ağır basmasına hizmet etmişlerdir.  Irak ile Suriye’de Amerikan patentiyle çalışmasına rağmen İran zamanla tasarruflarında bağımsız olduğu vehmine veya algısına kapılmıştır.

2014 yılına doğru iyice pervasızlaşan ve güç zehirlenmesine tutulan Nuri Maliki öteki patronu Amerikan yönetimine kafa tutmuştur. Lakin John Kerry ile Obama idaresi ipini çekmişlerdir. Bununla birlikte son yıllarda İran yanlısı milisler ABD güçleriyle sürtüşmeyi artırdılar. Kays Hazali ve Hadi Amiri ile birlikte 2003 yılında kurulan ve Lübnan Hizbullahı ile teşrik-i mesai içinde bulunan Irak Hizbullah Birlikleri Lideri Ebu Mehdi el Mühendis ya da gerçek adıyla Cemal Cafer İbrahimi ABD ve güçlerine sıkıştırmaya, kafa tutmaya başlamıştır.  Amerikan aleyhine gelişen İran nüfuzu Ekim Devrimiyle birlikte duvara tosladı ve İran manevra yapmak zorunda kaldı.  ABD ile halkın iradesini maniple etmek istediİran Irak’ta eriyen nüfuzunu toparlamak için denklemi değiştirmek ve ABD ile sürtüşerek halkın iradesini çelmek, bastırmak istedi.  Ekim Devrimine yönelik sabotaj Amerikan çıkarlarının hedef alınması idi. Böylece mücadelenin seyri ve ekseni değiştirilecekti.  Irak’tan İran’ı atmak yerine nüfuzu gerileyen ABD’yi çıkarmak öncelikli hale gelecekti.   İran böylece arzusu istikametinde Irak’ın gündemini değiştirecekti. İran, ABD ile sürtüşmeyi seçerek halk hareketini sabote etmek istedi.   Bununla bozulan nükleer anlaşmanın da intikamını almış olacaktı. İran uyanıklığına bir de pervasızlığını ekledi. Veya olaylar buna mecbur bıraktı.  Bununla birlikte Trump da zor durumdaydı ve İran ipine tutunarak   bu zorluğu aşma hesapları yapabilirdi. Nitekim de öyle olmuştur. Trump azil süreciyle baş etmek ve  ayrıca eli kulağında olan Amerikan seçimlerine yeniden katılmak ve kazanmak için koltuk değneğine ihtiyaç duyuyordu bu da Irak’taki hesapların karışmasıyla birlikte kendiliğinden geldi.  Bağdadi’nin öldürülmesi kadar Süleymani’nin öldürülmesini de müeyyide olduğu kadar seçim yatırımı olarak görebiliriz. Esasen İran, Irak Şiilerinin kendisine yönelik tepkilerinden kurtulmak için kartları yeniden karmak zorundaydı. Halkı sokaktan çekerek milisleri sokaklara indirmek zorundaydı. Bunun için öne doğru kaçması ve patronu ABD ile sürtüşmesi gerekiyordu.   Bu nedenle bir iki aydır Amerikan güçlerinin bulunduğu mevzilere yönelik taciz ateşi açmaya başladı. ABD ise kabaran sabıkalarını sayıyor ve Mike Pompeo’nun dilinden ciddi karşılık göreceğini ihtar ediyordu.  Lakin hem içeride hem de Irak’ta köşeye sıkışan İran’ın bir çıkış yapması gerekiyordu, yaptı ama baltayı taşa vurdu.  Şah mat oldu. ABD, Haşd-i Şabi milislerinin bulunduğu askeri mevzilere yönelik olarak misilleme taarruzuyla 25 Haşd-i Şabi mensubunu öldürdü. Bir benzerini daha önce Suriye’nin Kuzeyinde başıbozuk Rus güçleri olan Wagner unsurlarına karşı yapmıştı.

İran misillemeye misilleme ile karşılık verdi, tırmandırdı ve milisleri aracılığıyla Yeşil Bölge içindeki Amerikan Elçiliğine yönelik bir kuşatma ve kundaklama eyleminde bulundu. Bunu yapanlar yine Kasım Süleymani’ye bağlı milis güçleri ve onların eşleri idi.  Milis güçleri, siyasi makamlardan Amerikalıların Irak’tan kovulması taahhüdü alarak kuşatmayı kaldırdılar. Bu arada Amerikan askerleri Elçilik havzasında gövde gösterisi yaptılar ve ardından  Zerkavi veya Bağdadi’yi nasıl öldürdülerse bu sefer de  kendi  lisanslarıyla çalışan ama çizgiyi ve çizmeyi aşan Kasım Süleymani’yi beraberindekilerle birlikte ortadan kaldırdılar. Bunlardan birisi de İmad  Muğniye’nin hısımı olan Samir Abdullah idi lakin Hizbullah kaynakları bu iddiayı doğrulamadı.

ABD’nin silahlı insansız hava araçlarıyla (drone) Bağdat Uluslararası Havalimanı ve çevresine yönelik gerçekleştirilen füze saldırısı sonucu Suriye’de önemli rol oynayan İran destekli Haşd-i Şabi örgütünün Başkan Yardımcısı Cemal Cafer İbrahimi (Ebu Mehdi el Mühendis) de öldü. Böylece İran belki de 2011 yılından beri en ağır darbeyi aldı.

Olaylar bu raddede kalır mı yoksa misillemeler zinciri devam mı eder?   Özellikle de gücü sınırlı olanlar için  ‘intikam soğuk yenen bir aştır’ derler dolayısıyla İran ya emri vakiye boyun eğecek, Irak’taki nüfuzunun en azından bir parçasını kaybetmeyi göze alacak ya da peş peşe darbeler yiyecek. Eski hal muhal.  İran uyanıklık siyaseti ters tepmeye başlayınca işi pervasızlığa döktü.   Ama sorunlar gücünün hacmini aştı. Sökük terziye bol geldi.   İçeriden İran’da ayrıca himayesindeki Irak’ta aleyhinde kıpırdamalar var. Ekonomik durumu iyi değil. Irak’a yönelik savaşta 8 yıl boyunca yaptığı gibi sınıra insan dalgaları da yığamaz. Yani hem ekonomik sermayesini hem de insan sermayesini tüketti.  Hem de İslam dünyasında sempati sermayesini kaybetti.  Dımdızlak açıkta kaldı. Artık hiçbir sütre İran’ı örtemez.  Bütün tezleri ve iddiaları çöktü, yalan çıktı.   İran Irak’ta Şii kitlelerle karşı karşıya olduğu gibi aynı zamanda da hem siyasi hem de askeri sürtüşme ile yüz yüze. Bütün bunların altından kalkabilir mi? İttifaklar olmadan asla.

İran Irak’ı bölüşmeden tek başına yutmaya kalkıştığında hesaplar altüst olmuştur. Tek nüfuz ve etken olmaya kalkıştığında sosyal veya dini taban da olmak üzere herkesi karşısına almıştır.  Irak’taki Şii hizipler veya milisler ya İran askeri ya da sivil memurudur.  ABD şimdi de onları ve patronlarını insansız hava uçaklarıyla birlikte avlıyor. Denildiği gibi siyasi olarak Irak’ta ABD ile İran arasında müta nikahı sona erdi.

İran Hürmüz’de ayran kabartmaya çalışabilir ve tırmandırma siyaseti izleyebilir. Amerikalılar tedbirli.  Bu sefer kazanma şansı yok. Humeyni Körfez’de bir İran yolcu uçağının düşmesiyle pes etmiş ve zehir kupayı içmişti.  Hamaney de Kasım Süleymani darbesi sonrası ya pes eder ya da sekteden gider.   Irak’taki eski dostların düellosunda ilk raunt Amerikan galibiyetiyle sonuçlandı.

İran yeniden en başa döndü ve kazanımlarını kaybetmekle karşı karşıya kaldı.  Yine çark dönmeye başladı ve bize şunu söylüyor. El cezau min cinsi’l amel. Ceza/mükafat işin türündendir. Ya da İran ektiğini biçiyor.

 

 

HEYET Nete Özel Makale

Makaleler Yazarların Görüşüdür. Sitemezi bağlamaz.

164 total views, 2 views today