İran’ın Görmek İstediği Türkiye: Fedai?

Mustafa Özcan

  İran Cumhurbaşkanı  Ruhani’nin Türkiye’ye yönelik çağrısının yankıları sürüyor.  Kasım Süleymani’nin öldürülmesinin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ile telefon görüşmesinde Türkiye ile aynı cephede omuz omuza ABD’ye karşı mücadele etme temennisini dile getirdi.  Kasım Süleymani’nin öldürülmesi karşısında destek arayışına çıkan İran liderleri Türkiye’nin de henüz eşiğini aşındırmasa da kapısını çaldı.  Bu çerçevede Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşen Ruhani, Erdoğan’a, ‘ABD’nin küstah eylemlerine birlikte karşı koyma‘ çağrısında bulundu. Ruhani Erdoğan’a hitaben sözlerini şöyle sürdürdü , “Saldırgan bir eyleme karşı sessizliğimiz, daha saldırgan eylemlere girişmek için daha fazla gözdağı verilmesine neden olabilir…”  Demek ki zor zamanda dayanışma ihtiyacı hatırlanabiliyormuş!

Peki! Türkiye çekişmeye nasıl bakıyor? Ya da ABD-İran çekişmesinin neresinde duruyor?  Elbette Özal dönemindeki gibi Irak-İran arasındaki çekişmeye pragmatik veya ticari gözle bakmıyor.  Zaman zaman haddi vasattan kaymalar olsa da ilkeli olmaya çalışıyor. Bazen de çekişmeler karşısında çaresiz kalıyor.  Zira ABD kadar İran’ın davranışları da yapıcı değil, yıkıcı.  Bu itibarla İran’a sahip çıkmak sonuçta zalime destek olmakla aynı kapıya çıkıyor.  Kısaca Amerikan işgal kuvvetleri Irak’a İran yardımıyla girmiş ve Muhammed Ali Ebtahi, Rafsancani ve Ahmedinejad gibi üst düzey İranlı yetkililer bunu zaman zaman itiraf etmişlerdir. Hatta bazen dozunu kaçırarak merd-ı kipti misali şecaat arz ederken sirkatlerini dile getirmişlerdir.  Sözgelimi, Nejad onca yardıma rağmen Amerikalılara yaranamadıklarından yakınmıştır.  Hülasa utanmadan Amerikalılardan yardımlarına karşılık diyet istemiştir.  Amerikalılar sayesinde Bağdat’a ayak bastığını unutmuştur.  Vezir Alkemi’nin Bağdat kapılarını Hülagu’ya açtığı gibi kimi Iraklı Şii liderlerle birlikte patronları İran, ‘ çağın Hülagusu Bush’a yeniden Bağdat kapılarını açmıştır.

Alkemi sadece Bağdat kapılarını Moğollara açmıştır. Günümüzde ise Alkemi’nin siyasi varisleri yani İran yöneticileri sadece Bağdat kapılarını değil ayın zamanda Şam kapılarını da yabancılara açmışlardır. Bağdat’ı Amerikalılara peşkeş çekenler Şam’ı da Ruslara peşkeş çekmiştir.  Bu durumda hangi yüzle Ruhani Türkiye’den destek istemektedir? Arka çıktığı zalimle imtihan olmaktadır.  Bizi de fedaisi görmek istiyor! Elbette hadislerde belirtildiği gibi ‘zalim de mazlum da olsa, Müslümana sahip çıkmak diğer Müslümanın boynunun borcudur.” Lakin bu sahiplenme şartlıdır.  Zalim Müslümana sahip çıkmak yabancılardan evvel onun doğru yola getirmekle ve zulmüne engel olmakla mümkün  olur. Sözel olarak bile İran zulme karşı çıkanlara fırsat veriyor mu yoksa kendisine hizmet eden Tahran eski Belediye Başkanı Hüseyin Kerbasçi  gibileri doğru söz söylediklerinden ve Suriye politikasını eleştirdiklerinden dolayı içeri mi tıkıyor?  Müslümanlara zulüm çarkını tashih etme fırsatı bile tanımıyor, bahşetmiyor!  Zulüm ve zalimi seçici olarak kullanıyor. ABD zulüm ederse zalim oluyor ama İran hiç zulüm yapmıyor.  Zulüm ona yakışmıyor ve üzerinde durmuyor! Tarihten gelen ‘mazlumluğuyla’ hep üste çıkıyor!   Esat hiç zalim olmuyor, Nuri Maliki hiç zalim olmuyor sadece Trump zalim oluyor?  Aynı mantığa göre, ortakları olduğu için Obama da mazlumlar kervanına dahil olmalı!   Ya da Hristiyanlıktaki ilk günah teorisi gibi hep Sünniler zalim kalıyor ve Yezid’in günahını yükleniyor, taşıyor, tevarüs ediyorlar! Onlar ise ne kadar zulüm irtikap ederlerse etsinler tarihin mazlum tarafın temsil ediyorlar.  Ne yaparlarsa yapsınlar konumları değişmez! Bunların bakışı Hristiyanlardan bile çarpık.  Hristiyanlar ilk günahı tamim ederken bunlar ilk zulmü Sünnilere hasrediyor, yüklüyorlar!

Cumhurbaşkanı Erdoğan son Katar ziyareti sırasında bu ülkenin zor zamanda Türkiye’nin arkasında durduğunu hatırlatarak Türkiye’nin de zor zamanda bu ülkenin arkasında durduğunu ifade etmiştir. Türkiye ile Brezilya İran ile ABD arasında arabuluculuk yapmış ama İran arkasına bile bakmamış ve bir kuru teşekkürü bile çok görmüştür.  Şimdi de gel benim adıma savaş diyor. İran’ın geçmişi de bugünü de kırıklarla doludur.  Böyle olduğu halde hep cıva gibi yüzeye taşmaktadır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan AK Parti MYK ve MKYK toplantılarında bu hususa temas etmiş ve belki de dolaylı olarak Ruhani’ye cevap vermiştir:

İran Türkiye’ye karşı da mezhepçi ve ırkçı bir politika izliyor. Bu da Türkiye’nin çıkarlarına aykırı. Suriye’deki kanlı savaşın bu boyutlara ulaşmasında İran’ın çok ciddi vebali var. İran’ın açıklamalarını da doğru bulmuyoruz. Ama bu Amerika’nın haklı olduğunu da göstermez.… ” sonuç: Türkiye İran’ın fedaisi değildir.

Belki de bu hususta en dengeli yaklaşımı Ürdünlü yazar İhsan Fakih dile getirmiştir:  ABD Irak’tan çıkacaksa İran ile birlikte çıkmalıdır. Zira Irak’ı ikisi birbirine peşkeş çekmiş ve her biri diğerine buyur etmiştir. Birlikte girdikleri gibi birlikte çıkmalıdırlar. SSCB’den sonra ikinci Ekim devrimine imza atan Irak halkı da zımni olarak ABD’den, yekten ve açıkça da İran’dan bunu istemektedir. Bu ikisi Irak Matruşkası mesabesindedir.

  Irak halkı onlara devrimiyle şu mesajı vermiştir: Gölge etmeyin başka ihsan istemez!  Berra berra berra! (dışarı, dışarı, dışarı)  

 

 

 

HEYET Net’e Özel Makale

Makaleler Yazarların Görüşüdür Sitemezi bağlamaz.

193 total views, 1 views today