El-Hallani Katliamı Hükümetin ve Milislerin Göstericilere Karşı İşlediği Suçların Tarihi Tanığıdır

Kanlı bir gecede bütün canlı vicdanları titretecek şekilde, İran rejimine bağlı mezhepçi milislerden dört grup, Başkent Bağdat’ın ortasında yer alan El-Hallani meydanı ve Sinek mıntıkasında barışçıl göstericilere karşı vahşi bir katliam işledi. Sivil araçlar kullanan bu milisler, hükümete bağlı güvenlik güçleri saldırı düzenlenen yerin yakınında olmasına rağmen, göstericilere hafif ve orta silahlarla ateş açtılar ve göstericilerden en 23 kişi olay yerinde hayatını kaybederken onlarca kişi yaralandı.

Bölgede gelişmeleri takip eden haber ajansları başta Asaib Ehli’l Hak, Hizbullah, Nüceba ve Bedr milisleri olmak üzere Haşdi Şaabi milisleri bileşenlerinden onlarca milisin, yüzleri maskeli ve sivil elbiseli bir şekilde çeşitli araba gruplarıyla Başkent Bağdat’ın ortasında yer alan Sinek Köprüsü yakınlarındaki El-Hallani Meydanı’na girdiklerini ve yüzlerce göstericinin bulunduğu alanı kurşun yağmuruna tutuklarını vurgulamaktadır. Söz konusu saldırı sonucunda onlarca insanın hayatını kaybettiği ve yaralandığını vurguladıktan sonra bu grupların bölgedeki elektriği kestikten sonra göstericilerin kullandıkları ve 8 kattan oluşan Sinek garajını ateşe verdiklerini açıkladı.

Haber ajansları söz konusu katliamın görgü tanığı olan Şahin Fevzi adlı göstericinin şu sözlerini paylaşmaktadır: “2003 yılından itibaren Bağdat tarihinin benzerine rastlamadığı en kötü katliamı bu aptal katiller işledi. Orta ve hafif silahlarla ve roketatarlarla El-Hallani Meydanına konuşlanan bu kişiler, Sinek Köprüsünde göstericilere ateş açtılar. Göstericilerden bazılarını öldürdüler ve bazılarını yaraladılar. Daha sonra Tahrir Şehitleri Dağı ismi kullanılan Sinek Garajına yöneldiler ve orayı ateşe verdiler. Daha sonra Ahrar Köprüsüne yöneldiler, Sinek Köprüsündeki kardeşlerine yardım etmeye koşan göstericilere ateş açarak bazılarının ölümüne ve bazılarının yaralanmasına neden oldular.”

Şahin Fevzi sözlerini şöyle sürdürdü: “Yüksek binaların tepelerinde keskin nişancılar gördüm. Yine yan sokaklarda bazıları susturucu takılmış silahlarla göstericileri hedef alıyordu. Aynı şekilde çembere alınmış göstericilere bazıları bomba atıyordu. Yaralılardan bazılarının tasfiye edildiğini, ceplerinde taşıdıkları cep telefonlarını çaldıklarını gözlerimle gördüm. Ayrıca 15 gösterici kaçırıldı. Ahrar Köprüsünden başlayıp, Sinek ve Tahrir Meydanına kadar tüm tıbbi ekipmanlar ateşe verildi. 12 saat hiç durmadan ateş açmaya devam ettiler.”

Diğer yandan Uluslararası Af Örgütü, hükümeti El-Hallani Meydanı’ndaki göstericileri hedef alan saldırı hakkında hızlı ve ciddi bir soruşturma başlatmasını ve katilleri adalet karşısına çıkartılmasını talep etti. Bu katliamda hükümete bağlı güvenlik güçlerinin ve milislerin de parmağı olduğuna dikkat çekti.

Uluslararası Af Örgütü katliamdan bir gün sonra yayınladığı açıklamasında şöyle dedi: “Uluslararası Af Örgütü, gece vakti kimliği belirsiz kişiler tarafından düzenlenen saldırıya bizzat tanık olanlardan detaylı bilgiler elde etti. Bağdat’tan elde edilen fotoğraflar, silahlıları taşıyan bir dizi arabanın geldiğine işaret eden görgü tanıkların ifadelerini doğrulamaktadır.”

Uluslararası Af Örgütü sözlerini şöyle sürdürmektedir: “Halk gösterileri başlayalı beri en kanlı saldırılardan biri sayılan bu katliam, hükümet yetkililerinin ve milislerin göstericilere karşı yürüttüğü korkutma politikaları çerçevesinde gerçekleşmiştir. Hükümet kuvvetlerinin bulunduğu denetim noktalarından bu silahlarla kuşanmış araçlar nasıl geçebildi ve barışçıl göstericilere karşı bu katliamı nasıl işleyebildi?”

Haber ajansları Yeşil Bölge’deki İçişleri Bakanlığı çalışanlarından birinin olay hakkındaki şu açıklamalarını şöyle nakletmektedir: “El-Hallani Meydanı ve Sinek Köprüsüne giren kuvvetler, Ebu Turab Hüseyni önderliğinde Bedr örgütü milisleri, Ensarul Akide milisleri ve Ketaib Hizbullah milisleriydi. Bu kişilerin tamamı, sivil araçlar ve küçük otobüslerle gösterici kılığında olay yerine girdi. Tahrir Meydanı’na girdiklerinde Sinek Köprüsünde hakimiyet sağlamak hedefiyle silahları artıracak başka gruplar beklediler. Göstericiler planı fark ettiklerinde saldırganları silahlarını çıkartılar göstericilerden bazılarını öldürdüler.”

İsmini paylaşmak istemeyen söz konusu kişi sözlerini şöyle sürdürdü: “Bedr milislerine bağlı sayısı 75’i bulan saldırı kuvveti Ebu Nuas caddesinde bir binaya konuşlandı. Keskin nişancılarla göstericileri öldürmeye başladı. Sinek Köprüsünü ve garajını göstericilerden almak için gelen birinci ekibi kuvvetlendirmek için ikinci kuvvet geldi.”

Haber ajansları şu açıklamalarda bulundu: “Göstericileri öldürmek için El-Hallani Meydanı’na giren silahlı milisler, parçalı bir şekilde çekildi. Bir grup, sabaha kadar bekledi. Sinek garajında kalmaya ısrarlı olan göstericilere kadar sürekli ateş açtı. Silahlıların çekilmesi Asaib Ehli’l Hak milisleri komutanı Kays El-Hazali’nin attığı tweetle eşzamanlı gerçekleşti. Şöyle demişti: ‘Silahlı çatışma kabul edilir değildir. Doğru olan silahlıların çekilmesi ve güvenliği sağlaması için alanı güvenlik güçlerine bırakmasıdır. Dini mercie itaat vaciptir. Devletin silahından başka bir silah yoktur. İç kargaşadan sakının.’ Bu ise göstericilerin öfkelerini arttırdı. Göstericiler bu açıklamayı, El-Hallani Meydanındaki katliamda bu milislerin parmağı olduğuna dair bir delil saydılar.”

Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu Genel Sekreteri Özel Temsilcisi Jeanine Hennis-Plasschaert El-Hallani Meydanı’nda göstericileri hedef alan saldırıyı şiddetli bir şekilde kınadı ve bunu vahşi bir fiil olarak nitelendirdi.

Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu Genel Sekreteri Özel Temsilcisi Jeanine Hennis-Plasschaert yayınladığı açıklamasında şunları söyledi: “Başkent Bağdat’ın ortasında göstericileri hedef alan ve masum vatandaşların hayatını kaybetmesine ve yaralanmasına neden olan bu saldırıyı şiddetli bir şekilde kınamaktayız. Silahlı unsurlar tarafından masum göstericilerin öldürülmesi vahşi bir fiildir. Gecikmeden bu olaydan sorumlu katillerin kimlikleri belirlenmeli ve adalet karşısına çıkartılmalıdır. Hükümet, silahlı milislerin işlediği şiddet olaylarından göstericileri korumak için daha fazla çaba göstermelidir.”

Haber ajansları şöyle özet geçti: “Bu kanlı saldırının Ekim ayının başında başlayan hükümet karşıtı halk gösterilerine katılanlara yönelik şiddet olaylarında yeni bir dalganın girişi olduğu yönünde korkulara neden olmuştur. Hükümetin baskısı, gerçek mermi ve ses bombası ile göz yaşartıcı gaz bombaları kullanması sonucunda göstericilerden 500’ün üstünde kişi hayatını kaybetmiş ve 25 binin üstünde kişi yaralanmıştır. Öte yandan hala ne oldukları hakkında bir bilgiye ulaşılamayan onlarca kişi kayıp veya tutuklu durumda.”

Bağdat’taki kanlı katliamın, 2003 yılından itibaren işgalci hükümetlerin başarısız politikalarını protesto etmekle başlayan daha sonra hükümetin düşmesi, mevcut siyasetin bütünüyle lağvedilmesi, anayasanın değişmesi, yolsuzluğa bulaşan yetkililerin adalet karşısına çıkartılması, halkın çalınan mallarının geri iadesi gibi isteklere dönüşen ve Ekim ayında Başkent Bağdat’ta başlayıp ülkenin güney ve orta muhafazalarına yayılan hükümet karşıtı halk gösterileri başladığından itibaren hükümet kuvvetlerinin işlediği vahşi suçlar çerçevesinde en az 47 göstericinin hayatını kaybettiği ve yüzlercesinin yaralandığı Nasiriye ve Necef katliamından sonra gerçekleştiği biliniyor.

 

 

HEYET Net

43 total views, 1 views today