Siyam İkizleri

Mustafa Özcan

Irak’ta ABD ile İran’ın birlikteliğini ‘ Siyam ikizleri’ şeklinde tanımlamaktan başka bir çaremiz olmasa gerek.  Daha doğrusu Kasım Süleymani ve öteki İran yetkilileri Büyük Şeytanla ilişkilerini öyle görüyorlardı.  İsrail karşısında Filistin cephesinde Sünni kitle nazarında kendilerini vazgeçilmez addediyorlardı. Yine Irak cephesinde de direniş potansiyelini elinde tutan Sünnilere karşısında da ABD nezdinde kendilerini vazgeçilmez sanıyorlardı.  Bu zanları şimdiye kadar iki cephede bazı sorunlarla birlikte sektirmeden tıkır tıkır işledi. Bununla birlikte Ekim/Teşrin Devrimi hesapları bozdu. Hesapları bozulan kitlelerce Irak’tan kovulan ya da sınır dışına davet edilen  İran, hesap hatası yaptı.  Kasım Süleymani şımarıklığının cezalandırılmayacağını sandı. 2017 yılında Mike Pompeo’nun  gönderdiği mektupta ikaz edildiği gibi  Amerikalılar İran’a ‘ayaklarını denk al’ diyorlardı.  İki kırmızı çizgilerini vurguluyorlardı. Bunlardan birisi çıkarlarımıza ikincisi de adamlarımıza ilişme, dokunma.  İran ise sarsılan yerini konsolide etmek ve sağlamlaştırmak için görüntüde de olsa Amerikan çıkarlarına ve adamlarına dokunmak zorunda hissetti kendisini.  Irak’taki Teşrin Devrimi ve halkın İran’a yönelik galeyanı hesapları bozdu bu da ortaklığı kısmen gölgeledi.  İran ve ortaklarına karşı halkın kazan kaldırması eski düzeni bozdu.

Halk hareketinin zorlamasıyla yol çatına geldiler.  Süleyman Kasımı iyice pervasızlaşmıştı.   Genellikle Trump tehditler savursa da bunları hayata geçirmiyordu bu da İranlıların hesap hatalarını pekiştirdi. Kasım Süleymani bu nedenle bir günde üç Arap ülkesini turluyordu. Adeta Amerikalılardan açık bir çek aldığını ya da çizmeyi aşsa da masun kalacağını tasavvur ediyordu.  Amerikan adamlarına dokunduklarında beklenmedik bir şey oldu, Kaim ile Bukemal şehirlerinde Amerikalılar aynen Suriye’de Rus Wagner unsurlarını biçtikleri gibi Şii milisleri öldürdüler. Böylece hem caydırıcılıklarını korudular hem de inisiyatifi geri kazandılar.  Bunun üzerine tırmandırma şeridinde yol alan İran yandaşları aracılığıyla  Yeşil Hatta Amerikan Elçiliği çevresini kuşattı.  Buna cevap olarak bizzat Kasım Süleymani  güveninin kurbanı oldu ve ölümüne imza attı. Bölgesel plan ve projelerinde şahıslara dayanan İran Suriye’de İmad  Muğniye Irak’ta da Kasım Süleymani’yi kurban vermiştir.  Kasım Süleymani suikastının ardından Irak’ta hem oyunun kuralı hem de dengeler değişmiştir.

İran bazen uzaktan kumanda ile değişik kökenli örgütleri kullanarak hem Amerikalıları taciz etmiş hem de Amerikalıları direnişçilere karşı kendilerine mecbur etmiştir. Böylece Irak’ta kısır bir döngü oluşmuştur.   Bugün de ABD’ye yönelik olarak Şii milisleri kullanma aşamasına gelmişlerdi. Bununla birlikte ABD, şaka yapmadığını gösterdi. İran pabucun pahalı olduğunu gördü.  Bunun üzerine kendisine bağlı ve kendisinden emir alan milis güçlerini ya da milis sabilerini Tahran’da toplayarak onlara ayar vermiş ve uluorta hareketlerden kaçınmalarını istemiştir.

ABD,  Aynu’l Eset Üssüne yönelik taarruzdan sonra Irak’taki askeri varlığını daha da pekiştirmeyi planlıyor.   Bu aynı zamanda İran’a da ek bir meydan okuma ve gözdağı anlamına geliyor.  Hini hacette bu ülkeye konuşlandıracağı patriotları Çin veya Rusya’ya karşı değil İran’a karşı kullanacaktır.  Böylece İran’a karşı daha fazla nizam ve ayar veriyor.  Bunun karşısında İran’ın seçenekleri sınırlı. Ya askeri olarak meydan okuyacak bu da Amerikan karşılığına hazır olması demek. Ya da aşağılanmış bir biçimde masaya dönecek ve anlaşma tazeleyecek.  Kasım Süleymani’den sonra Trump nükleer alanda yeni bir anlaşma aradıklarını tekrarlamıştır.  ‘Ne barış ne müzakere’ diyerek oltaya gelmese de çar naçar Amerikalılara boyun eğecek.  Zira İran’ın ABD ile hesaplaşmayı göze alması iki cephede çarpışmasını gerektirecek. Bütün kazanımlarını kaybedecek. Bu rejimin çökmesi demek.  Azalan ve solan nüfuzu karşısında Irak’ta ABD’nin elini bükmesi zor olacak. Dolayısıyla nüfuzunun bir kısmını Amerikalılara kaptıracak.  Kısaca ABD ile sürtüşme üzerinden Irak’taki nüfuzunu geri kazanma, toparlanma oyunu geri tepti.  8 yıl sonra Tahran’da cuma hutbesi okuyan Hameney’in Arapça konuşarak Iraklıların gönlüne girme çabası gecikmeli yani post mortem  bir çabadır.  Artık iş işten geçmiştir.  Geçti Bor’un pazarı sür eşeğini Niğde’ye! Meşhed’e gelen Iraklı ziyaretçilere kötü muamele etmeden bunu düşünmeleri gerekirdi. Yine Irak’ı yandaşları aracılığıyla soyarken bu sonucu akıllarına getirmeleri gerekirdi.  Kısaca Süleymani sonrasında hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.  Nüfuz sıralamasında İran Irak’ta geri plana düşecek.  Irak cephesi net kırılma ile karşı karşıya.

İran kendisine açılan ve bahşedilen alanı kendi kazanmış gibi tasavvur etti. Güç zehirlenmesine ( vehmü’l kuvve) tutuldu. Kendisine açılan alanda ilerlemeyi kendi marifeti sandı. Sahte kahramanlığı pazı gücüne bağladı.  Mutlak surette aldandılar.  Hem ABD karşısında aciz kaldı hem de kitlelerin gözünden düştü.

Kasım Süleymani darbesinden sonra bilinçlerine geri döndüler ve güçlerinin sınırlarını bellediklerinden dolayı bir fiske ile kendilerine geldiler.  Zarif ile Trump’ın iki twitiyle karşılıklı tırmanma sona erdi.

Kasım Süleymani de vazgeçilmezliğine kendini çok kaptırmış ama bu hesap hatası hayatına mal olmuştur.  İsrail askeri istihbarat eski başkanlarından Aluf Amos Yadlin Süleymani’nin 15 yıldır kara (ölüm)listelerinde olduğunu söylemiştir. Demek ki onu bugüne kadar koruyan kollayan Amerikalılar olmuş ama hesap hatası nedeniyle onu kendi elleriyle öldürmek zorunda kalmışlardır.

 

İran’ın beka sorunu!

İran Kasım Süleymani’nin öldürülmesiyle birlikte karanlık bir tünele girmiştir. Sonu ya Irak halkının Teşrin Devrimine ya da ABD’ye sığınarak birbirine kenetlenerek Siyam ikizleri konumunun devamına ve bu ikilinin Irak halkının devrimini bastırmasına bağlıdır. Her ikisinin kaderi de esasında Teşrin Devrimini Işrin Devrimine çevirmelerine bağlıdır.

Denildiği gibi Kasım Süleymani’nin öldürülmesiyle birlikte Hameney’in çevresini saran askeri ve şahin kanat kaybetmiştir.  Yangını söndürmek yine Zarif’e kalmıştır.  Bilindiği gibi Zarif olayların tırmanması aşamasında gerilimi yatıştırmak için ABD’ye gitmek istemiş ama istiskalle karşılanmış ve kendisine vize verilmemiştir. Bunun üzerine twitleşme üzerinden amaca ulaşılmıştır.

‘Şarap şişede durduğu gibi durmaz’ denildiği gibi kılıç da kınında durmuyor. Haşd-i Şabi ve İran yanlısı milisler de uslu durmazlar ise askeri kapışma ihtimali yeniden nüksedebilir.  Kısaca artık İran’ın Irak’taki konumu örs ile çekiç arasındadır. Ya halk ihtilaliyle gidecek ya da dost ateşiyle bertaraf olacaktır.

Ürdünlü Yazar Yasir Zeatire bir yazısında ABD ile İran’ın müttefik olup olmadıklarını soruyor.  İran’ın  ABD ile ittifaklarını saysa dökse de müttefik olduklarına dair bir sonuca varamıyor.  Burada belki soruyu başka bir şekilde eşelemeliyiz:   NATO’da müttefik olan Türkiye ABD ile İran kadar ortak mı, değil mi? Veya çıkarları örtüşüyor mu?  Hatta ABD’nin İran ile bölgesel ittifakının birçok Avrupa ülkesinden daha ileri düzeyde olduğu söylenebilir.  Elbette ötesinde, bunların derinliğini ölçmek için elimizde bir ittifakmetre bulunmuyor!

Bakalım; İran ile ABD ilişkilerinin seyri müta nikahı benzetmesini mi yoksa Siyam ikizleri benzetmesi mi çağrıştıracak? Dileğimiz iki tarafın da şeytanca planları Irak halkı tarafından bozulur.

 

 

HEYET Net’e Özel Makale

Makaleler Yazarların Görüşüdür Sitemezi Bağlamaz.

152 total views, 2 views today