‘Devrim hırsızı!’

 

Mustafa Özcan   

Arapların deyimiyle Mukteda Sadr , ‘sa’luk’ yani avare birisine benziyor. Lakin bu avarelik başkaları tarafından kontrol edildiğinde ve kullanıldığında zararlı veya tehlikeli hale gelebiliyor.  İran, Irak’ta kartları yandıkça devreye yeni bir kart sürüyor.  Adil Abdulmehdi de bunlardan birisiydi.  Adil Abdulmehdi’nin adaylığı ve başbakanlığı Bedr Tugaylarının eski yöneticisi ve Haşd-i Şabi’nin  kurucularından Hadi Amiri ile Mukteda Sadr’ın uzlaşmasının eseriydi.  Özellikle Şii kitleler Adil Abdülmehdi’den çok şey beklemiş ve ummuştu lakin o da iradesini İran’a ipotek edenlerden çıkmıştı. Şimdi bayatlayan oyun yeniden Muhammed Tevfik Allavi üzerinden sahnelenmekte.  Kum ve Tahran’da geçici hükümet başkanını belirlemek hususunda yürütülen gizli müzakerelere birkaç yılda bir isim değiştiren örgütlerle Iraklıların karşısına çıkan Sairun Hareketi Lideri Mukteda Sadr ile birlikte Feth Kitlesi Başkanı Hadi Amiri katılmış ve kullanım tarihi geçen, itibardan düşen,  doğrudan ve dolaylı olarak 500 kadar göstericinin ölümünden sorumlu olan milis Başbakanı Adil Abdulmehdi yerine  Muhammed Tevfik Allavi’nin getirilmesi konusunda anlaşmışlardı. Muhammed Tevfik Allavi de yine halk gösterileriyle fiilen ahd-i sabık (The era of the defunct ) haline gelen partilere ve onların uzantıları olan milis güçlerine dayanıyordu.  Dolayısıyla atanması halinde selefleri gibi yeni bir milis başbakanı olacağı kesin!

Göstericilerin safında görünen Mukteda Sadr onların arzusunun hilafına ve karanlıkta yeni başbakan ismini belirlemede  halkın düşmanı olan Hadi Amiri ile uzlaşmaya varmıştı. Allavi’nin başbakan adayı olarak ilan edilmesinde anlaşmaya varan Mukteda Sadr İran’ın son kozu olarak suret-i haktan görünerek gösterileri bitirmek için hem sözlü hem de fiili girişimlerde bulunmuştur.  Ona göre veya anlayışına göre gösteriler hedeflerine ulaşmıştı ve artık hayat normale avdet etmeliydi.  Bundan dolayı göstericiler sokaktan çekilmeliydi. Bu hususta göstericilere bir şey soran olmamıştı ve Mukteda Sadr onlar adına kendi karar veriyordu.  İran’ın elinde, sadağında gösterici kitlelere veya Ekim Devrimcilerine karşı Mukteda Sadr’dan başka kullanabileceği, sürebileceği kimse kalmamıştı.  Az çok sokakta hala kredisi bulunuyordu. Lakin Mukteda Sadr bu kredisiyle kumar oynadığının farkında değildi. İran son kozunu ve Sadr da halk nezdinde son kredisini namluya sürmüştü. Bu anlamda göstericilerin evlerine ve bilhassa üniversite öğrencilerinin okullarına geri dönmesini ve okulların yeniden açılmasını istiyordu. Onlar adına kamu düzenini ve maslahatını savunuyordu.  Belli ki kendisini devrimin vasisi konumunda görüyordu.  Halk ise onu devrimin hırsızı olarak görmekteydi.  Bu farklı tutum üzerine devrimci gençlerle Mukteda Sadr’ın çatallaşan yolları iyice ayrılmış oldu. Devrimci kitleler Mukteda Sadr’ın devrimlerini çalmak istedikleri kanaatine varmışlardı.  Allavi’nin isminin ortaya atılmasının ardından Sadr, taraftarlarını gösterici kitleleri ‘koruma’ faslından ‘bastırma’ faslına geçirmişti.  Onları kolluk kuvvetleriyle gösterici kitlelere karşı işbirliğine yönlendiriyor ve sevk ediyordu. Bağdat’ta göstericilerin sığındıkları ve üs olarak kullandıkları Türk Lokantası olarak bilinen mekanı taraftarlarına bastırtmış ve burada arbede çıkartmıştır. Bunun üzerine Kerbela gibi Şii bölgelerde gösterici kitleler Mukteda Sadr taraftarlarını gösteri meydanlarından atıyor ve dışlıyorlardı. Böylece Mukteda Sadr ve taraftarlar Ekim/Teşrin Devriminin kenesi, düşmanı ve baş belası haline gelmişlerdi. Bu nedenle de gösterici kitleler Mukteda Sadr’ı İran ajanı olarak tanımlıyor en azından İran hullecisi ya da muvazaacısı olarak görüyorlar.

Halkın arkasından açıktan ve-ya da gizlice dolap çeviriyor, İran ile anlaşıyordu.   Bu süreçte Mukteda Sadr Teşrin Devriminin güvesi olarak ortaya çıktı.  Devrimci kitleler arasında adı ‘bay fırıldağa’ çıkmıştı.  Baştan beri yanardöner bir tabiata haiz olduğunu biliniyor. ‘Milyonluk gösteri’ adı altında da Teşrin Devrimini perdelemek istemiş, altını oymaya yeltenmiştir.  İran da keza Kasım Süleymani’nin öldürülmesi üzerine kendi aleyhinde olan dalgayı veya denklemi tersyüz etmek istemişti.  Mukteda Sadr da dalgaya binerek İran karşıtlığını yeniden İran yandaşlığına dönüştürme kaygısı gütmüştür.

 

‘ MÜNDESSUN ‘

Mukteda Sadr bu süreçte halkına iki kötülüğü birden yapmıştır. Bunlardan ilki halkın kriterlerine sadık kalmayan, uymayan Muhammed Tevfik Allavi’yi tezkiye etmek olmuştur.  Kendisi de devrimin dümenine geçmek istemiştir.  Halbuki, Allavi’nin selefi Adil Abdulmehdi’den bir farkı yoktur. 2012 yılında bulunduğu iletişim bakanlığı görevinden Nuri Maliki ile anlaşamayarak ayrılsa da Nuri Maliki’nin yolsuzluklarını deşifre, ifşaa edeceğini dair sözleri 8 yıldan beri havada kalmıştır.  Sözler hayata geçirilmemiştir.

Bu süreçte Mukteda Sadr devrimcileri karalamak için Esat’ın yoluna başvurmuştur.  Göstericilere ‘mündessun’ yani sızmacılar ve tahripkarlar diyerek onları itibarsızlaştırmaya, karalamaya çalışmıştır.  Esat da barışçı gösteri yapan halkı karalamak açısından 2011 yılında ve sonrasında aynı ifadeye başvurmuş ve ‘mündessun’ dediği göstericiler içine sızan yıkıcı/tahripkar zümrelerden bahsetmiştir.  Bu kavramı kullanarak göstericilere karşı kullandığı orantısız gücü de meşrulaştırmaya çalışmıştır. Mukteda Sadr da Irak’ta Beşşar ile aynı oyunu oynuyor.  Ötesi de var. Beşşar Esat’ın ötesine geçen özellikleri de var. Kah Abdulfettah Sisi kah da Abdulaziz Buteflika’nın sıfatlarını, karakterini paylaşıyor.  Sözgelimi Ezher hocalarından Sadettin Hilali, Abdulfettah Sisi ile dönemin İçişleri Bakanı Muhammed İbrahim’in Allah tarafından gönderildiklerini Musa ile Harun’a benzediklerini söylemişti.   Cezayir’de iktidar partisi mensuplarından Muaz Bu Şarip de Abdulaziz Buteflika’nın Allah tarafından Cezayir’i kurtarması için gönderilen bir müceddit olduğunu ileri sürmüştü.

Irak’ta da Mukteda Sadr’nın semavi veya ilahi kurallara göre hareket ettiği ileri sürülmüştür.  Bu ise Iraklıların alay ve tebessümlerine neden olmuştur. Mukteda Sadr’ın yeni bir peygamber mi yoksa kurtarıcı mı olduğunu soruyorlar! Necef’te Sadreyn Meydanında taraftarları devrimcileri kovalamaları sonucu en az 7 masum göstericinin ölümüne neden olmuştur.  Ardından da şamata ile meydandan bütün tahripçi sızmaları veya sızmacıları kovduklarını ilan etmişlerdir. Halbuki, hırsız gibi devrimcilerin içine sokulan sonra da onları yüzüstü bırakan ve devrimi söndürmeye çalışan bizzat kendisi ve taraftarlarıdır.

Mukteda Sadr cinlik yapmaya çalışırken devrimciler tarafından çarpıldı. Irak halkı işgal ile birlikte gelenlerin tamamen sahneden çekilmesini ve ülkelerinin yakasından düşmesini istiyor.  İran’ın kendi sınırlarına çekilmesini onun desteklediği ‘askeri ve siyasi milislerin’ de halkın yakasından düşmesini istiyor.  Aksi halde bedel ödemeye hazır olan Irak halkı bedel de ödetmekten de çekinmeyecektir.  Teşrin devrimcileri İran’ı Irak’tan Mukteda Sadr ve yandaşlarını da meydanlardan kovuyorlar.

Göstericiler arasına sızan baş mündes yani baş sızmacı olan Mukteda Sadr zeytinyağı ve cıva gibi hep yüzeye fırlıyor, çıkıyor.  Ama nafile, çekirge gibi bir zıplasa iki zıplasa da sonunda yere çakılacağı kesindir.

 

 

HEYET Net’e Özel Makale.

Makaleler Yazarların Görüşüdür Sitemezi Bağlamaz.

111 total views, 1 views today