Büyük Şeytanla Küçük Şeytan Arasında Iraklı Göstericiler

Haifa Zangana

Iraklıların meydana gelmesini beklediği şey, nihayet meydana geldi. Kendi topraklarından, vatandaşlarından uzakta, Irak topraklarında savaşan iki tarafın vahşeti, yüzeye çıktı, kendilerine kapılarını sonuna kadar açanlarla yardımlaşarak, kanı helal sayılan ülkede. İstediklerine şehadet ve kutsallık hakkı bahşediyorlar, istemediklerine terörist damgası. Onların şehadet ve terörü arasında, ayaklananların oturduğu sahalar söz konusudur. Büyük Şeytan ve Küçük Şeytan iki tarafı da istemiyorlar. Geçtiğimiz Ekim’den beri, Büyük Şeytanın ve milisler ile siyasetçiler olan Küçük Şeytanın askeri üslerine engel olmak yoluyla vatandaşlık haklarından faydalanacakları bir vatan ve egemenlik talep ediyorlar.

Bireylerinin dostluğu iki şeytan arasında bölünen rejimin tepkisi, vahşice oldu. Bu vatanın topraklarında 500’den fazla vatandaşın kanı aktı, on binlerce insan yaralandı, binlercesi sakat kaldı ve bir çoğu tutuklandı. Aktivistler kaçırıldı. Babalarını suçlayacak itiraf almak için çocuklara işkenceler yapıldı. Parlamento ve merciler ilk başta ayaklanan insanların taleplerini bulandırmaya çalıştı. Bu taleplerin doğruluğunu itiraf etmek zorunda kaldıklarında ayaklanan insanları ümitsizliğe sevk etmek ve meydanları boşaltmalarını sağlamak için bu istekleri ertelemeye ve sündürmeye başladılar.

Halkın baskısıyla ülkenin başbakanı istifa etmeye mecbur bırakıldığında ve göstericilerin iki şeytandan kurtulma hususunda zaferi gerçekleştirmeye yaklaştıkları işaretler daha bir açık olduğunda çekişmeler için yeni senaryolar yazıldı, açıkça güç gösterisi yapıldı, ülkede başlayan intifadayı bitirme şartıyla iki taraf arasında gizli anlaşmalar hedefiyle yeni turlar için hazırlıklar yapıldı. Büyük Şeytan, Küçük Şeytanın favori oğlunu, misafir gibi gizli bir ziyaret esnasında öldürdü. Büyük Şeytan onu ve beraberindekileri hoş karşılamadı. Çünkü Büyük Şeytan kendisini, Irak’ta misafirperverliği en çok hak eden olarak görmektedir veya yeni sömürge sözlüğünde ev sahibiyle imzalanan anlaşmalar bağlamında “ev sahibi ülke” olarak kullanılmaktadır.

Irak’ta çatışmanın artacağı tehditleri artarken (Dikkat edin Tahran veya Washington’da değil), bakışların halkın öfkesinden ve vatan talebinden dönüşmesinde şeytanlar başarılı olurken Başbakan Adil Abdulmehdi parlamentoda konuşma yaptı ve yaptığı bu konuşma, göstericiler hakkında affedilmeyecek suçlardan sorumlu olmasaydı nerdeyse şefkat gösterilecek şekilde çelişkiler barındırmaktaydı. Açıklamasını Irak’taki Amerika varlığını sonlandırma tercihini sunmakla sonlandırdı. Onları yabancı varlık olarak nitelendiriyordu. Bu nitelendirme zihinleri 2004 yılında Amerika Savunma Bakanı Donald Henry Rumsfeld’ın açıklamasına götürdü. Amerika Savunma Bakanı Donald Henry Rumsfeld yaptığı açıklamasında Irak’ın birincil sorununun yabancı sorunu olduğunu belirtiyordu tabi Amerika kuvvetlerini istisna ederek. Belki de kendilerini ev sahibi olarak görüyorlardı, tıpkı şuanda Adil Abdulmehdi’nin yaptığı gibi. Yabancıların çıkmasını tavsiye ediyor sanki Süleymani, Irak’ın içinde aktif diğer İranlı komutanlar, ek olarak milisler aynı babadan Iraklı vatandaşlardı.

Egemenliği korumanın zaruretinden konuşurken Adil Abdulmehdi’nin nasıl utanç duymadığını bilmiyorum. Amerikalı kuvvetlerin, İranlı milislerin, Türkiye bombardımanların 16 yıldan beri düzenli bir şekilde Irak’ın egemenliğini ihlal etmeye devam ettiklerini hepimizden çok iyi bilmektedir. Irak rejiminin Amerika tarafından işgal edildiğini idrak etmek ve intikam ve kısas, Amerika’nın 6 kişiyi öldürmesinden dolayı 3 gün yas ilanı talep etmesi için Kasım Süleymani’nin suikasta uğramasına ihtiyaç mı duymuştu? Öte yandan 500’den fazla genç sessiz bir şekilde suikasta kurban gitmişti.

Iraklı bir vatandaşın suikasta uğramasına cevap olarak Amerikalı kuvvetlerin çekilmesi ve yabancı kuvvetlerinin varlığının ilğa edilmesi talebi, bir vatandaş dahi olsa vatandaşlarının hayatlarına saygı duyan ve değer veren egemenlik sahibi bir devletin olmasını gerektirmektedir. Yıllardan beri olan ise Amerika işgalinin varlığı nedeniyle türlü türlü terör meydana geldi, eşit seviyede yardımlaşmak için kuklaları aracılığıyla Küçük Şeytan’ın projesine kapılar aralandı, bilinçlenme ve eğitim yerine mezhepçilik, yolsuzluk ve cehalet, emel yerine hayal kırıklığı, hayat yerine ölüm ön plana çıkartıldı. 2003 yılından beri milyondan fazla insan kurban oldu. İşte şuanda istifa eden başbakan parlamento üyelerinin yalanladığı komediyi sunmak için göstericileri ve ödedikleri bedeli aşağılamaya devam ediyor. Şöyle ki parlamentoda, aylardan beri sahalarda olan göstericilerin, öldürülen, tutuklanan ve işkencelere maruz kalan vatandaşların fedakarlıkları önünde demagojilerle “Evet, Evet Süleymani, Hayır Hayır Amerika” diye bağırıyorlardı. Bu grubun ülkenin bağlarından kurtulması, ümmetin, bizzat kendilerinin de içinde olduğu, düştüğü bu ağdan kurtarmak üzere çalışması nasıl mümkündür?

Vatanı tekrardan elde etmeyi haykıran göstericilerin taleplerinin derin manası, Amerika ve İran işgalinden, onların doğrudan ve dolaylı varlığından, onlardan doğan yolsuzluk, mezhepçilik, yaltaklanmadan kurtulmaktır. Bu ise şimdiki rejimin asla gerçekleştiremeyeceği bir şeydir. Şöyle ki rejim, mali, idari ve ahlaki yolsuzluğa batmış, birbirlerine karşı şantaj dosyaları birikmiş bir dereceye ulaşmıştır.

Göstericilerin haklarını talep etmeleri, Büyük ve Küçük Şeytan için büyük bir şok etkisine sebep oldu.  Aynı şekilde uzatmanın ve vatandaşları ümitsiz vakaya çekme girişimlerin başarısızlığıdır. İki taraf da yerel siyasetçilerle yardımlaşarak genişlemede, faydalanmada, vatandaşlarının selameti ve güvenliğini, milli egemenliğini korumadaki çıkarlarını gerçekleştirmek için bir diğerine karşı zafer elde etme hedefiyle halkı kötü göstermeye çalıştı. Biri diğerini tehdit eden roller karşılıklı değişiyor veya bir birini tamamlayan flört yapılıyor. Geçtiğimiz 7 Aralık’ta bir anlaşma gerçekleşmesi için müzakere yapıldı. Ardından Trump bir tweet atarak şöyle dedi: “Son derece adil müzakerelerden dolayı İran’a teşekkürler. Gördünüz mü? Beraberce anlaşma sağlama imkanımız var.” Bugün ise tehdit eden tweetleri meşhur olmaktadır. Ekim ayaklanması olmasaydı tiyatro iki tarafın çıkarına göre devam edecekti. Bu ise ülke hayalini çürütenlere karşı daha önce düzenlenen gösteri ve protestoların tamamının sürecinin bir sonucudur. Maruz kaldıkları tehlikelere rağmen göstericiler sahaları ellerinde tutmaya devam ettiği takdirde zaferi gerçekleştirecek emelin çekirdeği tamamlanmıştır. Bunu aşmak halkın geri kalan diğer kesiminin sivil halk protestosuna katılmayı gerektirmektedir. İşgalcilerin daha fazla kalmasını uzatmayı durdurmak için özellikle petrol işçilerinin. Bu ülkenin gençleri emellerinin ve isteklerinin boyutuna göre bu ülkeyi bağımsız bir şekilde inşa etsinler, diğer dünya ülkeleriyle bir kul gibi değil, eşitlik ilkesi üzerine ilişki kurmak için.

 

Bu makale HEYET Net için özel olarak çevrilmiştir. Arapça Orijinali için LÜTFEN TIKLAYIN

210 total views, 1 views today