Kuklacılar ile teröristlerin ortaklığı

Mustafa Özcan

  17 yıl önce yani 2003 yılında ABD’yi Irak’a buyur edenler şimdi ona karşı direniş odağı kesildi. Direnişçileri öldürenler ve ABD’ye teslim edenler şimdi ABD’yi Irak’tan atmaktan söz ediyorlar. Blöf mü pazarlık arayışı mı yoksa çaresizliğin çırpınışları mı? Sanki dünün ortakları düşman kardeşler haline geldiler.  İki taraf önce Saddam ardından IŞİD’i bahanesiyle ortaklık kurdular.  Bu ortaklık üzerinden iki işgale birden karşı çıkan, direnen Sünnilerin üzerinde boza pişirdiler.  Türkçede öküz öldü ortaklık bozuldu dedikleri gibi Kasım Süleymani’nin infazından sonra külahlar değişti. Nükleer anlaşmanın askıya alınması ilişkilerde gerilemenin miladı oldu. Kasım Süleymani’nin öldürülmesi ise bunu aşılmaz bir eşik haline getirdi.  Bazı İranlı komutanlar ABD’nin Irak’tan çekilmesini İsrail’in sonuna giden yol olarak tarif ediyor! Bununla birlikte Amerikalılar da oradaki varlıklarını Irak’ın hükümranlığı için gerekli sayıyorlar.  ‘Biz gidersek ülke İran’ın kucağına düşer’ demek istiyorlar!  Birbirlerine hamle yapsalar da karşı tarafı tamamen sökmekte zorlanıyorlar.  Restleşmenin bir adım ötesi siyasi süreçte birbirini bloke etmektir.  ABD, başa geçecek bir Irak hükümetini desteklemek için yeni kriterler arıyor, vazediyor.  Son açıklamalarından birisinde ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo  bundan böyle Irak’ta kurulacak herhangi bir hükümeti desteklemek için temel şartlarının halkın iradesine dayanması, yansıtması ve ‘teröristler’ tarafından desteklenmemesi olduğunu  ifade etmiştir.

 Elbette burada Pompeo karnından konuşsa da  ‘teröristler’ olarak eski ortaklarını damgaladığından şüphe yok.  Burada elbette kastettiği isimler veya kesimler kesinlikle Sünni kesimler değil. Daha doğrusu terörizm konsepti değişmiş bulunuyor. Sahada IŞİD türü örgütler veya kalıntıları kalmadığına göre doğrudan ve yekten Amerikan Dışişleri Bakanı Pompeo İran’ı ve Irak’taki ortaklarını terörist olarak damgalıyor.  Yeni kurulacak Irak hükümetlerinin teröristlerin iradesini temsil etmemesi gerektiğini söylüyor. Başka türlü işbirliği ortamı kalmayacağını söylüyor. Bu aynı zamanda aba altında sopa göstermektir.   ‘Biz Irak’tan ayrılırsak Irak’ın bütünlüğünü bir arada tutamazsınız’ demek istiyor. Şiiler üzerinde en büyük kozlardan birisi bu.  Zaten Sünnilerin genel olarak 2003 yılından itibaren kurulan hükümetin teşkil veya desteklenmesinde pek bir rolleri ve etkileri olmamıştır.  Sünniler siyasi sürece katılmakta isteksiz davranmışlar, ağırdan almışlar ve katılımları da blok şeklinde olmamıştır. Öyle ise Pompeo’nun hedef aldığı kesimler arasında hem IŞİD türü örgütleri hem de Sünni kesimleri varsaymak mümkün değil.  Demek ki eski ortakların arasına kara kedi girdi ve ortakların bir kısmı yeni konseptte terörist haline geldi!  Kısaca devran değişti Sünnilerden sonra Şiiler terörist damgası yedi! Bugüne kadar ne Suriye ne de Irak’ta ABD böyle bir dil kullanmıyordu. Demek ki bıçak kemiğe dayandı.

 Bu arada siyasi sürece dair restleşme devam ediyor. İyad Allavi’nin yeğeni olan Muhammed Allavi sonunda Şii partilerin ve aktörlerin ismi üzerinde anlaşamamaları sonucu havlu attı ve hükümeti kuramadı.  Özellikle de Nuri Maliki gibi Şii kesimler çelme attı ve gereken desteği sağlayamadı. Daha doğrusu ne yar ne de ağyara güven verebildi.  Ardından Cumhurbaşkanı Berham Salih Adnan Zürfi’yi hükümeti kurmakla görevlendirdi. Lakin İran yanlısı partiler kendisini ivedilikle bloke ettiler.  İran yanlısı avazlara bakacak olursanız Zürfi Amerikan kuklası bir siyasetçi ve aday! Burada restleşmenin ve suçlamaların havada uçuştuğunu görebiliyoruz.  Pompeo İran ve Irak’taki destekçilerini yeni dönemde teröristler olarak damgalarken İran yanlıları da Adnan Zürfi gibi adayları Amerikan kuklası olarak tanımlıyorlar.  Besbelli ki İran ile yandaşları Zürfi’yi Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani’ye benzetiyorlar.  Esasında Iraklı Şii partiler ve organların diğer kısmı da İran kuklası değil mi?  Elbette öyle.  İşte bu restleşme ve çekişme sürecinde Türkçesiyle ‘ tencere dibin kara seninki benden kara’ edebiyatı yapılıyor.   Tabir caizse gerilimli bir tiyatro sahneleniyor.  İki tarafın da birbirinden geri kalır tarafı yok ve arsızlıkta yarışıyorlar.  Muhammed  Allavi’den sonra  Tahran’ın direktifi ve İran yanlılarının çelmesiyle Adnan Zürfi de havlu attı.

  Berham Salih bir kez daha devreye girerek bu defa  Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı  Mustafa Kazimi’yi  yeni hükümeti kurmakla görevlendirdi.  Caferi İran açısından tercihli bir isim değil, birinci derecede yandaş isimler arasında sayılmıyor.  Ama eli de yeni güç mücadelesinde birinci sınıf yandaşlara uzanamıyor. Bununla birlikte Tahran’ın restleşme ve bloke etme sürecinde, şeridinde yani şartların gerilediği bir ortamda birinci sınıf bir İran yandaşını başbakanlığa atamasını sağlamak kolay olmayacak. Dolayısıyla Kasım Süleymani’nin ardından veya yokluğunda Irak’ta durum eskisi gibi değil.  İran daha kıvrak olmak zorunda.  Artık iktidar çantada keklik değil.  Restleşme sürecinde İran’ın Irak’taki rolü daralıyor veya geriliyor. Bazı kartlarını kaybediyor.   Üstelik Şiiler de olmak üzere halk tarafından da istenmeyen bir aktör veya sakil misafir!

 Mustafa Kazimi’nin isminin yeni başbakan adayı olarak belirlenmesinin ardından İran’ın yetkili ve etkili isimleri nabız yoklamak için Bağdat’a damladı. Bunlar arasında Kasım Süleymani’nin halefi  İsmail Kani ile İran Milli Güvenlik Yüksek Kurulu Başkanı Ali Şemhani de bunlar arasındaydı.  Mustafa Kazimi bunlarla yani Irak’ın eski kral atayıcılarıyla ne konuştu bilinmez ama bundan sonraki başbakanını daha dikkatli olması gerekiyor. Zira uzlaşma yerine çekişmenin tam göbeğinde yer alıyorlar. Yani tabir caizse kızgın kumda dans edecekler!

Kukla da olsa terörist destekli de olsa ters rüzgarlar arasında sıkışıp kalacaklar.  Ta ki Irak halkı son sözünü söyleyene ya da sahneye başka aktörler çıkana kadar!

HEYET Net’e Özel Makale.

Makaleler Yazarların Görüşüdür Sitemezi Bağlamaz.

216 total views, 2 views today